Şehirde yaşamakla şehirli gibi yaşamak aynı anlama gelmez. Günümüz Türkiye’sinde nüfusun büyük bölümü artık şehirlerde yaşamaktadır. 1950 öncesinde Türkiye’de nüfusun 80 kadarı kırsal alanlarda buna mukabil 20 si şehirlerde yaşamaktaydı. Ancak son 50 yıl içinde yaşadığımız sosyal hareketlilik ( iç göçler ) sebebiyle bu oranlar sürekli biçimde şehirlerin lehine değişti. Bugüne geldiğimizde artık Türkiye nüfusunun 80 kadarı kısmı şehirlerde kalan kısmı ise kırsal bölgelerde yaşamaktadır. Bu rakamlar bize açıkça şunu gösteriyor. Türkiye nüfusu artık şeklen şehirli bir nüfustur. Şeklen şehirli olan nüfus gerçekte şehirli bir nüfus mudur ? Şehirlilik medeni olmanın en somut halidir. Medeniyet kavramının kendisi şehirli olmakla aynı manaya gelir. Neden ? Çünkü şehir insanlar arası, kurumlar arası ve insan kurum ilişkilerinin çok net şekilde tanımlandığı bir mekandır. Şehir davranış modellerinin hak ve sorumluluklarında net olarak bilindiği, işleyişlerin yazılı kurullarla yürütüldüğü, herkesin kurala karşı sorumluluk taşıdığı, kural ihlal edildiğinde bu davranışın karşılıksız (cezasız) kalmayacağının bilindiği yerdir. Şehirlerin tanımları, karekterleri gereği böyle olması lazım geldiği açıktır. Ancak bizim şehirlerimizde bu durumun böyle işlemediği açıktır. Yeni şehirleşen insanların davranış olarak köydeymiş gibi davrandığı çok açıktır. Hala şehirlerimizde kaldırım işgaliyeleri normal görülmektedir. Açık alanlara izmarit veya diğer çöpleri atmak olağan bir davranıştır. Yüksek sesle konuşmak, korna çalmak veya müzik çalmak bir hak olarak düşünülmektedir. Buna benzer pek çok başka rahatsızlık verici örnek verilebilir. Ancak olumsuzlukların çok dile getirilmesi onların giderilmesi için yeterli olmadığı gibi çoğu kere de tersi etkiler göstermektedir. Şehirde şehirli gibi yaşamak için, şehirde yaşamayı bir medeniyet eylemine dönüştürmek için en büyük görev şehirlilerden sonra genel ve yerel idarecilere düşmektedir. Bilhassa yerel yöneticiler çeşitli eğlencelere, festivallere ayırdıkları zaman ve kaynak kadarını şehirlilik kimliğini oluşturucu faaliyetlere ayırmalıdırlar. Gerekirse ‘şehirde yaşam nasıl olmalıdır’a ilişkin festivaller yapılmalıdır. Tüm reklam tanıtım araçları bilgilendirici eğitici bir araca dönüştürülerek bu meseleye katkı vermelidirler. Siz kendinizi gerçekten bir şehirde (Medine) yaşıyor hissetmek istemez misiniz ? İyi bir hafta olması dileği ile,