Salih Erol yazdı

Hepsini muhabbetle, Allah’a ısmarlayarak Almus’a doğru yol alıyoruz. Bu arada daha doğuda kalan Reşadiye aklımızda, gönlümüzde. Çünkü Reşadiye demek Kelkit Çayı demek ve Kelkit, İris’in sol kolu demektir. Sağ kol da Çekerek oluyor. Biz şimdilik gövdeden ilerliyoruz; bu iki kolu kavuşma anında görebileceğiz sadece. Eğer tam tekmilli bir Yeşilırmak gezisi yapmaksa niyetiniz, o zaman en az bir hafta ayırmalısınız. Dört günde dört dörtlük bir gezi mümkün değil. Biz imkânlarımız ve kısıtlı vaktimiz içinde yapılabilecek en iyi geziyi gerçekleştirmek amacındayız şimdilik.

Gönül ister ki, deli tayların üstüne eyer vurulmasın ve dahi deli çayların üstüne baraj konulmasın. Ancak insan aklı gönülden geçenin tam tersini yapar. Atı eve; çayı vadiye sıkıştırır. Böylece geçim uğruna ikisini daha fazla sömürür. İşte, İris’in ilk tutsaklık hikâyesi olan Almus baraj yapımı altmış yıl önce başlamış ve iki – üç yıl içinde kocaman bir baraj gölü oluşturulmuş. İris, Almus civarına geldiğinde başında sararmış yazmasıyla talihsiz bir kız olarak türküye konu olmuş. Biz de biraz hareketli olan bu türküyü koro halinde söylüyoruz, Almus civarından geçerken.

İris, çorak iç Anadolu’nun derdine bir nebze ilaç olup, Almus’u suladıktan sonra barajın kapanlarından nihayet kurtulup Tokat’a doğru akmaya devam eder. Denize iki yüz kilometre yolu var daha. Biz de onunla beraber yol alıyoruz Tokat’a. Bir ara yönümüzü hafif Batı’ya çevirip Çekerek’e göz kırpıyoruz. Çok güzel bir taş köprü var, Hacıboz Köprüsü diyorlar adına. Mutlaka görmek gerek bu tür tarihî güzellikleri.

Akşama doğru, güneş batmadan, harika bir yaz sonu havasında Tokat’a giriyoruz. Kırklı yıllarda bir azınlık çocuğu olarak Tokat’ta geçen çocukluğunu yazan Agop’un kitabı (Adım Agop Memleketim Tokat) elimde. Öyle geziyorum Tokat’ı, sanki onunla geziyormuşum gibi. Tokat’ın bereketli, yemyeşil, zengin bir yer olması İris sayesindedir. Hıdırlık Köprüsü’nden geçip Tokat’ın çarşı pazarına dalmak; Tokat kebabını yemek gerekir. Kulakları çınlasın, yol arkadaşımız, küçüğümüz Eren, bu eşsiz lezzetin adını sayıklayıp durdu.

Tokat merkezde yaklaşık bir saat durduk; güneş ufuktan az önce kayboldu. Geceyi Turhal’da geçireceğiz. Gayet güzel, engebesiz bir yoldan ilerleyerek yaklaşık kırk dakika içinde Turhal’a vardık. Yeşilırmak Tokat’ın kenarından; Turhal’ın ise ortasından geçer ve biz onun geceye yansımasını ilk olarak burada, sonra Amasya’da ve en son olarak da Çarşamba’da izleyeceğiz. Geceyi Turhal Öğretmenevi’nde geçireceğim ama öyle hemen içeriye kapanmak yok. Nehrin kenarındaki amfitiyatroda Turhal toprağında demlenmiş bir insanı dinleyeceğiz. Turhal, eski şaaşalı günlerinden uzak olduğu söylense de hâlen güzel ve büyük bir şehir. Yeşilırrmak’ın üstünü beyaz ördekler kaplamış; koreografik bir dizilişleri var ki, hayran olmamak elde değil.

Açıkhavada yamacına yamacına diziliyoruz Turhallı Necdet Kurt ağabeyin. O da masalcı dede edasıyla anlatıyor da anlatıyor.. Aslında geçmişe güzelleme yapıyor: “Ahh, o eski Turhal; ahh o muazzam şeker fabrikası…” Çocukluğuna gitme özlemini başına koyduğu bir de şiir yazmış; sağ olsun, paylaşıyor bizimle. Rehberimiz Recep abi, Muammer Karaca’nın yâr (anlı şanlı Kazım Dirik Paşa’nın kızı) uğruna muhteşem tiyatro kariyerini bir süreliğine bırakıp Turhal şeker fabrikasında memur olarak gelip çalışma öyküsünü anlatıyor.

Sıradaki anlatıcı Eren kardeş. Bize Turhal’da Zaralı Halil’i anlatıyor. Ayaklarını tandıra sarkıtıp uzun uzun masallar dinleyen Şarklı çocuklar gibiyiz; tek farkımız biz ayaklarımızı Yeşilırmak’a doğru uzatmışız. En güzel anlardan birisi de Eren’in o içli sesiyle Zaralı’dan yâr üstüne içli bir türkü söylemesi; ne de olsa kendisi de Zaralı.

En son iyice coşup Cem Karaca’nın: “Hep bir hallı Turhallıyız, biz bize benzeriz” şarkısına kaptırıyoruz kendimizi. Eminim, bir hafta kalsak tam Turhallı olacağız. Buranın suyunun, havasının güçlü bir çekimi var. Hey güzel İris! Senin kenarında söylenmemiş söz, yakılmamış türkü kalmış mıdır acaba? Dağarcığını, repertuarını bize bir döksen!..

Saat gece 23’e geliyor, gidip uyuma zamanı. Uyku yakıtını iyi alması gerek yol ehlinin… Sırada yolumuzun anlatılası son bir bölümü var daha. Aşkın şulesine tutunup hem-râh olanlardanız biz.