İşten biriktirdiğimiz ama içimizde biriktiremediğimiz, işimizi gördüğümüz ama içimizi göremediğimiz yer. 'Gönlüne göre versin' denilen zamanda 'önce gönül versin demek zorunda kaldığımız, kalabalık olduğumuz ama bir olamadığımız yerde karanlığa küfür edilmeyip bir mum yakmaya davet edilmemi haddim olmayarak bir nefer olmayı kabul ettim.

Yazmak için yaşam alanım olan kütüphaneme girdiğimde yazacaklarımı düşündüğümde acısını çektiklerim yazacaklarım olduğunu fark ettim. Acılarımsa sana ve bana ait olanlardır.

Agust Comte, hapishane çıkışında öğrencileri tarafından karşılanır. Öğrencileri 'hocam mutsuzsunuz' derler. O da: "Bir insan mahpussa ben nasıl mutlu olabilirim" der.

İnsan ve insana ait olan her durum acımızdır. Senin güzelliğin benim güzelliğimdir. Sana yapılan kötülük bana yapılan kötülüktür.

Gemisi kurtaranın kaptan kabul edilmediği ve bal tutanın parmağının yalayamayacağı bir hayat olsun istedik.

Sana bana ülkemin insanlarına ait olup, bize öğretilmeyenden yapılmayanı bildiklerimizle ve bilmediklerimizle burada olacağız.

Neyi kaybettiğimizi hatırlamadan nereyi arayacağımızı bilmemiz mümkün değil. Yolda olacağız sürekli yenileneceğiz, yenileyeceğiz.

Fikir düşünce ve ahlak işçisi olacağız (ahkam işçisi değil) kimin değirmenine su taşıdığımızı farkında olarak Mehmet Gündem'in deyimiyle içimize biraz kritik bakış Nilüfer Göle'nin deyimiyle de; "toplumun merkezine biraz yolculuk yapacağız."

Toplum içinde etkisi devlet içinde yetkisi olanlar, bu topluma ait değerlerdeki cehaleti hepimiz için değer ve zaman kaybına sebep oldu. Bütün çıkmaz sokakları sonuna yürümek zorunda bırakıldı. Bütün bunlar bizi yavaş işleyen bir hayattan yavaş işleyen bir zihniyete götürdü. Şimdi toplum olarak bir akıl tutulması yaşıyoruz.Güvenlik hattı oluşturulmazsa güvenlik sıkıntısı kadar özgürlük sıkıntısı baş gösterecek.

İzlenmeyen filmi dinlenmeyen müziği okunmayan kitabı, dinlenmeyen şiiri, Necip Fazıl'ı, Mehmet Akif'i Cemil Meriç'i, Sezai Karakoç'u, Aliya İzzetbegoviç'i, Muhammet İkbal'i konuşacağız. Kısaca kendinden başkalarının da kaygısı taşıyanları yazacağız.

Çocuklarımızı yazacağız, onların ebeveyni olduğumuzu-(Haşa Rabbı olmadığımızı)yazacağız.

Müslümanlığımız mutluluğumuza yetmediği evliliklerimizi, hep evliliğe hazırladığımız kızlarımızı kendi bilinçline vardırmadan evlilik bilincine vardırdığımız sonra katlanılmaz olan o hayatları konuşacağız.

Kanunları bildiğimizi ama hak bilmediğimizi, namaz kıldığımızı ama namazın bizi insan, kul, vefalı, ahlaklı ve adil kılmadığını yazacağız.

İnsan olarak kazancımızın temiz ve helal olması gerektiğini zekatın malı temizlemediğini fakat zekatın temiz malı koruduğunu yazacağız.

Kısaca yaptığımız işin ve yaşadığımız hayatın adil ve güzel olması için sana bana ait olanın bilgisinden çok bilincini yazacağız.

'Ey Rabbimiz unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çekme' 'Bakara-286'

Saygıyla hayırda kalınız.

.