Abdülvasih Duran

HER GÜNÜNÜ, SON GÜNÜN GİBİ YAŞA

15 Haziran 2011 / Çarşamba | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

İnsanoğluna verilen en kıymetli nimet zamandır. Geri gelmesi mümkün olmayan, asla yeniden kazanılamayan ve diğer zenginlikleri bununla kazanacağımız bir büyük sermayedir zaman.

Kaybettiği her şey için üzülür de insan, kaybedilen zaman olunca pek umursamaz. Oysa  mal, para, makam itibar yeniden ve daha fazlasıyla kazanılabilir; zaman ise bir kez geçmeyegörsün artık geri gelmesi mümkün değildir. Zamanı, her sabah banka hesabımıza yatırılan 1000TL olarak düşünün. Ertesi gün aynı saate kadar kullanmadığımız kısmını biriktirme şansımız da olmasın. Banka hesabımızı nasıl dikkatle ve verimli kullanmaya gayret ederiz değimli?.

Peygamber efendimiz, zamanın doğru kullanılması hususunda uyarı olarak, ?İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit? buyuruyor.

İmam Şafii (r.aleyh) ise  ?Zamana kusur buluruz. Oysa zaman konuşacak olsa utanırız.? demektedir, zaman için.

Her insana özgür iradesi ile kullanılmak üzere verilen kısıtlı zaman dilimine ömür denir.  İnsanlara verilen ömür süresi farklı olsa da, 1 gün her insan için 24 saattir. Bir yıl 365 gün?    

Yaradan, kullarına ömür biçerken bunu verimli kullanmaları ile ilgili olarak mesajlar vermiştir. İbadetlerin tamamı zamana bağlı olarak planlanmıştır. Zamanında yapılmayan ibadeti geçersiz saymıştır. Örneğin namazla, insanın 24 saatini 5 beş parçaya böldürerek kullanmayı zorunlu kılmaktadır.

Aynı şekilde oruç, haç, zekat, kurban gibi ibadetler yıllık plan içerisinde olması gereken ibadetlerdir. ,

Dinimiz, günümüzü, yılımızı ve ömrümüzü planlamamızı ve bu hususta azami ölçüde dakik olmamızı ister. Örneğin sabah namazına kalkan bir insan az uyumak zorundadır. Günlük hayatımızda dinlenme zamanı olarak öğlen ve ikindi vakti işimizi bölmemizi emrediyor ki, işimizde de verimli olalım.

İnsana verilen ömür süresi değişmeyeceğine göre ?işe yarar ömrü? uzatmaya çalışmak gerekir.

İşe yarar ömür nedir?

Küçük bir matematik hesabıyla işe yarar ömrü hesaplayalım. Türkiye?de ortalama insan ömrü 70 yıldır. Hesabımızı 70 yıl üzerinden ve günlük olarak yapalım.

Bu 70 yılın ilk 20 yılı çocukluk ve gençlik çağı olarak çoğu insan için öğrenmeyle, oyunla, eğlenceyle geçer. Yani, ilk 20 yıl işe yarar ömürden sayılmaz.

Kalan 50 yılın son 10 yılı ?erzelil umur? denilen ömürdür; hastalıklarla, sıkıntılarla geçer.

Geriye kalan 40 yıl, insan için gerçek ömür denilebilir. Ancak günün üçte biri (8 saati) uykuyla geçerse, 40 yılın yaklaşık 13,5 yılı uykuda geçmiştir ve işe yarar ömürden sayılmaz.

 

 

 

 

 

 

 

Geriye kalan 26,5 yılın (Günün üçte biri işte, okulda, mesaide geçtiği düşünülürse) 13,5 yılı nafakamızı çıkartmak üzere geçer ve bu da işe yarar ömürden sayılmaz.

Geriye kalan 13 yılın (yine günlük hesaplamayla ortalama 4 saati yemek, tuvalet, ibadet, duş, giyinme süslenme vs için kullanıldığı düşünülürse) yaklaşık 7 yılı zaruri işler için geçer. Maalesef bu da işe yarar ömürden sayılmaz.

Geriye 6 yılımız kalmıştır. Evet işe yarar ömrümüz, bize ait olan, harca harca bitmez sandığımız gerçek ömür, 6 yıldır.

6 yıl?

yani 2190 gün?

yani 52560 saat ?

 yani 3.153.600 dakika?. İşe yarar ömrünüz?.

Ve maalesef ben bu satırları yazarken, sizler okurken bu dakikalarımız azalıyor. Geri gelmesi mümkün olmayan, bir daha asla kazanamayacağımız bütün sermayemiz bu.

Değerli okurlar, yalnızca bizim tasarrufumuza verilmiş bu kıymetli sermayeyi artırmak elimizde. Nasıl mı? Zaman harcadığımız diğer kalemlerden ne kadar kısarsak, uykudan, zaruri ihtiyaçların süresinden ne kadar tasarruf edebilirsek, mesaide bitirmemiz gereken işimizi zamanında bitirip diğer zamanlara sarkıtmazsak işe yarar ömrümüz artacaktır. Büyük ilim adamlarının yaşamı bu hal üzerinedir.

Ama daha önemlisi sadece bize ait olan tasarruf hakkı yalnızca bize ait olan, işe yarar ömrümüzü verimli kullanabilmektir.

İnternet başında, tv karşısında, kahvede oyun oynarken, birini beklerken, dedikodu yaparken, gayri ciddi bir ortamda bulunurken, boş konuşan birini dinlerken, bir program veya açılış için gelecek zevatı beklerken, hep buradan harcıyoruz.

Asla geri gelmeyecek en değerli nimetimiz olan zamanı, ma?layani işlerde harcarken üzüntüden kahrolmalıyız. Çok sevdiğimiz birini kaybettiğimizde neler hissediliyorsa onu yaşamalıyız. En yakın dostumuzu bile bu uğurda terk etmeliyiz.

 

İşe yarar ömrün bilinçli ve verimli kullanılabilmesi için başlıkta olduğu gibi yaşamalı insan.

Her gününü son günü gibi yaşamalı.

Düşünün, insan yaşadığı günün son günü olduğunu bilse ne yapar. Nasıl yaşar.

Kanaatimce daha dikkatli yaşar, kalp kırmaz, iyilik yapar, ibadet eder, helalleşir, sevdikleriyle beraber olur, boş konuşmaz, infak eder, tövbe eder, mutedil olur, tebessüm eder, selam verir, hatır sorar, bitirilmemiş iş bırakmaz, her iki dünyasını imar eder.

Dünyaya az tamah eder, dakik olur, kimseyi beklemez, kimseyi bekletmez, kul hakkına dikkat eder. Sözünde durur, hareketli olur. Az uyur, az yer, az konuşur. Çok çalışır, bir eser bırakmak ister kendi yeteneğince?

Ömrünü uzatmak senin elinde.

 

Yapman gereken:  ?her gününün son günün gibi yaşa? ve sana bahşedilen yeni bir günü yaradanın yeni armağanı kabul et ve şükret?

Tüm Yorumları Göster (0)