Misafir Kalem

ERİYEN SERMAYE

09 Şubat 2021 / Salı 09:15:13 | YAZARLAR | Misafir Kalem

Yaz ayının kavurucu sıcağında Bağdat pazarında sırtındaki buzları satan bir adam.  Havanın sıcaklığı arttıkça sırtındaki buzlar eriyor ve tek kazancı bu olan satıcı telaşlanıyor. Pazardakilerin dikkatini çekmek için bağırmaya başlıyor: “Sermayesi sürekli tükenen bu adamdan buz alan yok mu?”

O esnada oradan öğrencileri ile geçmekte olan Cüneydi Bağdadi, adamın halinden etkileniyor ve talebelerine dönerek ; “sıcak adamın maddi sermayesi olan buzlarını tükettiği gibi zaman da asıl sermayemiz olan ömür sermayemizi tüketiyor.

Saniye saniye, dakika dakika ömür buzumuz eriyor, hissedebiliyor musunuz? Diyor… İbretle bakan gözler, görünenin ardındaki sırrı nasıl da keşfedip yansıtıyor!

Zaman akıp gidiyor ve her an bize biçilen ömür sayfamızdan eksiltiyor. Aslında Rabbimiz yüce kelamında ne kadar da güzel ifade ediyor...

“Asra ant olsun… İnsan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”  ( Asr Suresi)

Zamana yemin, âlemlerin sahibi ant içiyor. İnsanın yaşadığı vaktin farkında olmazsa ziyanda olacağını vurguluyor. Fakat istisna olan kişilerin özelliklerini bizlere güzelce açıklıyor. Dört önemli vasıf sayıyor.

Önce iman; teslimiyet Hakka, güven, emniyet. Mutmain bir gönül. Ardından salih amel! Nedir salih amel? Faydalı olan her türlü güzel iş ve davranışlar. Çünkü iman, kul olmanın bilincine varmak, Hak karşısında acziyetini kabul ve Rabbe teslimiyet. Aslında insan olmanın farkına varış.

Kulun ilk sorumluluğu ise etrafına faydalı olmak. O yüzden iman ve salih amel ayrılmaz bir bütün. Rabbini kabul eden gönül, iyiliklerle etrafına saçtığı ışıkla insanlığa yararlı olurken hayatındaki anlam arayışına da cevap buluyor böylece…

Sonrasında ise; hakkı tavsiye gerekli elbette. Doğru olanı kabul, yaşamak ve çevresine tavsiye etmek. İslam öyle güzel bir din ki sadece kendini nefsini düşünmek kurtarmıyor mümini. Her daim hakkı söylemek, yaşamak ve anlatmak gerekiyor. Hakkı ayakta tutan, doğrunun daima şahidi olan bir Müslüman olmak…

Ve en son olarak sabrı tavsiye. Sabır; musibetler karşısında dimdik, eğrilmeyen bir duruş sergilemek!

Elif gibi doğru olmak.

Müslümana düşen hem sabrı yaşamak hem de tavsiye etmek. Çünkü insan çok çabuk pes edebilen bir varlık.  Kendisi gibi düşünen ve dert edinenlerle olursa gayretini arttıran bir mahlûk.

Sabır, Rabbimizin kelamında anlatırken  “ Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Başka bir ayet de ise “Sabredenleri müjdele “ buyrularak Müslümanlara seslenilmekte… Gönüller Sultanı ( sav) in ise her hali bu mihval üzere.

 Dört prensip, birbirinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan özellikler, müslümanca duruşun sembolleri. Ve mümin kişinin kurtuluş reçetesi! Eğer birisi eksik kalırsa zamanda ziyana uğramamak mümkün değil…

Her şeyi umursuzca tüketen bu çağda; zamana şahit olan, ömür sermayesini boşa harcamaktan kaçınan, imanını salih amelle taçlandırıp her daim hakkı ayakta tutan ve sabrıyla insanlığa örnek olan Müslüman bir duruş, tüm ümmete nasip olsun…

 Sermayesini kaybetmeden önce her zerrenin kıymetini bilenlere selam olsun.

 

 

                                                                                                                                              Sevda ÇEVİK

 

Tüm Yorumları Göster (0)