Üstadİ;zamanı ve dünya'yı "içinde yaşadığımız değişken alemdir". Her saat, her an, her saniye her şeyin değiştiği ve hiç durmadan yenilendiği, baş döndürücü bir hızla bir akarsu gibi hiç durmadan akan bu alem, ifadeleriyle tanımlar. Çok büyük bir hızla değişmekte ve gelişmekte olan dünyamızda kavramlar ,algılar, anlayışlarda zamanla değişiyor. Fakat hayatımızda ilahi bir emirle sabit olan ,daim olan bazı hakikatler var ki hiç değişmiyor.

Her zamanın, her dönemin değişmeyen hakikatlerindendir, İktisat ve şükür. Bu kavramların zıddı israf ve isyandır.

Bu hususta Bediıüzaman haz. güzel bir izah yapıyor.

"Yiyin, için fakat israf etmeyin" ayetindeki iktisada kat'i emir ve israftan nehy-i sarih bir surette gayet mühim bir ders-i hikmet veriyor.

Halık-ı Rahim, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasaretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır."

Bugün biraz ekonomi,biraz iktisat,biraz üretim ve ticaret konuşalım isterseniz.

"'Yerli Malı-Yurdun Malı ..." sloganıyla yıllardır okullarımızda kutladığımız, bazı dönemlerde de ulusal bir kampanya ve kutlamalar yaptığımız bu hafta "Yerli Malı ve Tasarruf Haftası". Amacı ve anlamı çok güzel olan bu hafta, fonksiyonel olmadığı, genelde çoğu şey gibi lafta kalıp sadece okullarda (özellikle ilkokullarda daha yoğun kutlanıyor) göstermelik kutlandığı için sıradanlaşıyor, basitleşiyor. Halbuki bir ülke için ekonomik olarak yerli malının kullanımını teşvik edici ,tasarruf yapmanın önemini vurgulayıcı olması açısından da çok önem arzediyor.

Bence konu hem şahsi, hem ictimai, hem iktisadi, hem de ülkemiz adına çok önemlidir. Çünkü ancak ekonomisi güçlü, ticaret hacmi yüksek ve yer altı-yer üstü kaynakları zengin olan ülkeler sosyal, kültürel ve ictimai olarak kalkınabilir, insanlarını ve tüm insanlığı mutlu edebilir.

Efendim mevzuyu anekdotlarla biraz açayım .

Günümüzde 5 kıtada 130 ülkeye mal satıyoruz. Bu ürünlerimizin 85-90'ını sanayi ürünleri oluşturuyor. Sattığımız bu ürünlerimizin bir çoğu dış pazarda ülke insanının beğendiği ,tercih ettiği ürünler. Ar-ge yatırımlarıyla, marka değerini artırma faaliyetleriyle yıllara göre çok güzel gelişmeler ve değişimler bütün bunlar. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var ki bu da acı bir gerçek. Ülkemiz aynı zamanda bazı ürünlerde dışa bağımlı ve bir çok ürün için "İthal ürün deposu".

İşte bu anda duralım ve düşünelim .Her şeyiyle ,her köşesiyle cennet olan güzel ülkemizde maalesef ithal ürünlerin işgali ve istilası altındadır. Bu meseleye biraz daha duyarlı olmanızı,olmamızı istiyorum ,Yoksa Hamasi duygularla "vatan-millet-Sakarya "tarzı değil derdim.

Eskiden bir toplu iğneyi bile üretemeyen ve dışa bağımlı olan ülkemiz, uçağını, silahını, gemisini, sütünü, meyvesini, kalemini, ceketini, kendi arabasını (İnşeallah en kısa zamanda gerçekleşir), üretecek güçtedir ve üretiyor da. Daha fazla üretim daha fazla istihdam gelişmiş bir Türkiye, güçlü Türkiye demektir.Bu gelişmişliğe katkı için bu ihtiyaçlarımızı karşılarken önce yerli malı kullanmalıyız. Özendiğimiz yabancı marka malı ve yabancı marka hayranlığını bırakmalıyız .

Başka ülkelerde durum ve uygulamalar nasıl diye baktığımızda çarpıcı örnekler le karşılaşıyoruz. Bugün, ekonomileri ülkemiz ekonomisiyle karşılaştırılamayacak kadar güçlü olan ülkelerde düzenlenen kampanyalar ile ülke insanı kendi ülkesinin malını satın alması için örgütleniyor. Diğer ülkelerin kendi ekonomilerinde söz sahibi olması engelleniyor. Örneğin; Amerika'da her yıl çok ciddi şekilde'Buy American (Amerikan Satın Al) 'kampanyaları düzenleniyor. Bu kampanyalarla Amerikan vatandaşlarına kaliteli ürünün sadece Amerika'da üretildiği propagandası yapılıyor. Amerikan vatandaşlarının beynine ülke çıkarları için Amerikan malı tüketmeleri kazınıyor. Üstelik bu kampanyalar, ABD'de federal yasa ile güvence altına alınmıştır. Almanya'da ise;Otomotivde dünya markası olmuş bir Alman otomobil üreticisi firma, çalışanlarının rahatça okuyabileceği büyüklükteki şu yazıyı fabrika duvarına yazdırmış:'Japon arabası almayı düşünen gitsin kendine Japonya'da iş arasın

Özetle ülkemizde üretilen ve kısaca 869 koduyla basılan,ürünleri kullanmalıyız.

Bu taraftan durum böyle iken kısaca"tasarruf-tutumluluk "kavramı üzerinde de duralım

Sınırsız ve bilinçsiz yapılan bir tüketim, hem şahısları hem de ülkeleri beter eder.

Günümüz insanı; herşeyi çifter çifter almaya çalışan, kampanyaları kaçırmayan, ihtiyacı olsun olmasın (alım gücü olsun olmasın) her şeyim olsun diyen hazımsız ve özentili bir ahir zaman insanı...

Bu açıdan da durum hiç iç açıcı değil. Tasarruf kavramı sadece dillerde .İktisat sadece fakültelerin bölüm adında. Ekmekten,giyeceğe kadar her yerde israf. Toplumsal bir derdimiz ve hastalığımız israf. Tasarruf hususunda Atasözlerimiz çok kesin ve çok net mesajlar veriyor. Para da su gibidir, tutmazsan akar gider. Gençlikte taş taşı, yaşlılıkta ye aşı. Güvenme varlığa, düşersin darlığa. Ayrıca tasarruflu olmak sadece kişisel para veya malla olmaz , zamanı da tasarruflu kullanmalıyız. (Hep bu dünya için çalışmamalı, ahiretimize de yatırım yapmalıyız).İşyerimizin, okulumuzun elektriğini,suyunu, kısaca her şeyini kendi malımız gibi kullanmalı ,tasarruflu olmaya özen göstermeliyiz.

Hulasa; İlahi emirde buyurulduğu gibi yiyelim,içelim ancak israf etmeyelim. Bu dengeyi nasıl kuracağız.Yani tüketeceğiz ancak israf etmeyeceğiz.

İşte bütün mesele burada.

Bu dengeyi sağlarsak hem bireysel, hem de toplumsal huzuru bulmuş oluruz.

Selam ve dua ile..

.