Herkesin ,ama her kesimin gündemi de yoğun ,işi de yoğun, konuşacağı konusu da yoğun.
Kimimiz telaşlı, kimimiz meraklı...
Kimimiz haklı, kimimiz haksız ,kimimiz iyi ,kimimiz kötü, kimimiz alim kimimiz cahil, kimimiz hoş , kimimiz nahoş, kimimiz galip, kimimiz mağlup...
Zaman su gibi akıp gidiyor.
Talebe bıkkın -muallim yılgın,
Taraftar çılgın -sporcu yorgun.
İşçi patrondan ,patron işçiden şekvacı
Siyasiler halktan ,halk siyasilerden ...
Müşteri satıcıdan, satıcı müşteriden şikayetçi, Hırsız ev sahibinden ,ev sahibi hırsızdan ...
Zaman su gibi akıp gidiyor.
Yaya şoföre kızgın ,şoför yayaya, Koca hanımına, hanımı kocasına...
Hasta doktordan muzdarip, doktor hastadan, Gelin kaynanadan, kaynana gelinden ...
Genç ihtiyarı beğenmez, ihtiyar genci....
Zaman su gibi akıp gidiyor.
Hayatımız hep mücadele. Bu mücadele esnada kendimizi bir türlü bulamıyoruz. Acaba kim kazanacak? Yoksa bu boş ve manasız mücadelede kaybeden yalnız biz mi olacağız. Bilemiyorum.
Kesin olan bir hakikat var o da zaman akıp gidiyor ve biz zamana yetişemiyoruz. Veya zamanı yetiremiyoruz.
Bir gün ,bir hafta, bir ay, bir yıl, ve bir ömür tüm bu mücadelelerin gölgesinde göz açıp kapayıncaya kadar eriyip bitiyor, geçiyor. Sonra geriye dönüp bakıyoruz ,elimizde kalan koca bir hiç
Bütün bu duygu ve düşüncelerimi o kutlu Nebi'nin sözleriyle hitama erdireyim.
Peygamberimiz buyuruyor ki: Zaman yaklaşır. Öyle ki yıl bir ay gibi, ay bir cumua/bir hafta gibi, hafta bir gün gibi, gün bir saat gibi, saat ise, bir anda yanıp kül olan hurma ağacının dalı gibi süratle gelip geçer. Ayrıca o zamanda bulunan insanların seviyesi -genellikle- birbirine yaklaşmış olur. Hayırlı işler yapmamakta, kötülük yapmakta insanlar aynı düzeyi paylaşmış olur."
(İbn Hacer, 13/16)
.