Tevazu, insanın kendisini başkalarından üstün görmemesi, sahip olduğu imkânları bir övünme aracı hâline getirmemesi ve çevresindeki insanlara saygılı davranmasıdır.
İslam ahlakında önemli bir yere sahip olan tevazu; kişinin kendisini değersizleştirmesi değil, gerçek değerini bilerek kibirden, gururdan ve gösterişten uzak durması anlamına gelir.
Günümüzde tevazu yalnızca yüz yüze ilişkilerde değil, sosyal medya paylaşımlarından mesleki başarıların duyurulmasına, tüketim alışkanlıklarından günlük konuşmalara kadar hayatın her alanında önem taşımaktadır.
Özellikle dijital platformların insanları sürekli görünür olmaya teşvik ettiği bir dönemde gösterişsiz yaşamak, bilinçli bir ahlak ve irade meselesine dönüşmektedir.

Tevazu Ne Demektir?
Tevazu kelimesi; alçak gönüllü olmak, büyüklük taslamamak, insanlara yukarıdan bakmamak ve hakkı kabul etmek anlamlarına gelir. Tevazu sahibi insan, kendisindeki güzel özellikleri inkâr etmez ancak bunları başkalarını küçümsemek için kullanmaz.
Bir kişinin bilgili, başarılı, zengin veya toplum tarafından sevilen biri olması tevazuya engel değildir. Asıl mesele, insanın sahip olduklarının kendisine sınırsız bir üstünlük kazandırdığını düşünmemesidir. Mütevazı kişi, elde ettiği başarılarda kendi gayretinin yanında Allah’ın lütfunu, ailesinin, öğretmenlerinin, çalışma arkadaşlarının ve çevresinin katkısını da görür.
Tevazu, yapmacık bir şekilde kendisini küçümsemek değildir. “Ben hiçbir şey bilmiyorum”, “Benim hiçbir değerim yok” gibi gerçeğe aykırı ifadeler tevazu sayılmaz. Gerçek tevazu, kişinin kabiliyetlerini bilmesi fakat bunlarla kibirlenmemesidir.
Tevazu, insanın kendi değerini ne olduğundan fazla ne de az görerek, başkalarına karşı büyüklük taslamaması, alçakgönüllü ve samimi olması durumudur. Hayatın her alanında dengeyi bulmayı, kibirden uzak durmayı ve insanı "insan" olduğu için değerli görmeyi öğütleyen erdemlerin başında gelir.

Tevazunun Zıddı Nedir?
Tevazunun tam zıddı kibir (büyüklük taslama), gurur ve ucb (kendini beğenme) kavramlarıdır. Kibir, kişinin kendisini başkalarından üstün görmesi, hakikati kabul etmekte zorlanması ve insanları küçümsemesidir.
Tevazunun zıddı kibir, gurur, böbürlenme ve büyüklenmedir. Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesi ve gerçeği kabul etmekte zorlanmasıdır. Kibirli kişi, başkalarının fikirlerini önemsemeyebilir, hatasını kabul etmekten kaçınabilir ve sahip olduğu makam, para, bilgi veya şöhret nedeniyle ayrıcalıklı davranılmasını bekleyebilir.
İslam ahlakında kibir yalnızca dış görünüşteki gösterişten ibaret değildir. Bir insan sade giyinse bile başkalarını küçümsüyorsa kibirli davranmış olabilir. Buna karşılık imkân sahibi bir kişi, nimetlerini ölçülü şekilde kullanıyor ve insanlara üstünlük taslamıyorsa mütevazı olabilir.
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman ‘selam’ derler.” Kur’an-ı Kerim, Furkan Suresi 63. ayet
Tevazu Sahibi İnsan
Gerçek anlamda alçakgönüllü bir insanı şu belirgin özellikleriyle tanıyabilirsiniz:
-
İyi Bir Dinleyicidir: Karşısındakinin sözünü kesmez, fikirlerine değer verir ve sadece konuşmak için değil, anlamak için dinler.
-
Hatalarını Kabul Eder: Kusursuz olmadığını bilir. Bir hata yaptığında bunu olgunlukla üstlenir ve özür dilemekten çekinmez.
-
Övgü Avcısı Değildir: Başarılarıyla övünmeyi, sürekli takdir edilmeyi beklemez. İşini gösteriş için değil, hakkını vermek için yapar.
-
Eleştiriye Açıktır: Geliştirici eleştirileri bir saldırı olarak değil, kendini büyütme fırsatı olarak görür.
-
Haset Etmez, Tebrik Eder: Başkalarının başarılarından rahatsızlık duymaz; aksine onları içtenlikle kutlar.
-
Makam ve Mevkiyle Değişmez: Sahip olduğu statü ne olursa olsun, insanlara insan olduğu için saygı gösterir; ast-üst ayrımı gözeterek tavır değiştirmez.
-
Farklılıklara Saygılıdır: Kendisinden farklı düşünen, farklı yaşayan insanları hor görmez, tepeden bakmaz.
-
Yardım Almaktan Çekinmez: Her şeyi en iyi kendisinin bilemeyeceğinin farkındadır, gerektiğinde uzmanına danışır ve yardım ister.
-
Gösterişten Uzaktır: Giyiminde, konuşmasında ve yaşam tarzında sadeliği benimser; "gösterişçi tüketimden" kaçınır.
-
Adildir: Kendi haklarını korurken başkalarının haklarını da aynı titizlikle gözetir; bencillikten uzaktır.
Tevazu Sahibi İnsanın 10 Özelliği
1. İnsanları Küçümsemez
Tevazu sahibi kişi; insanların ekonomik durumuna, eğitim seviyesine, mesleğine, yaşına veya toplumdaki konumuna göre değer biçmez. Her insanın saygıyı hak ettiğini bilir.
2. Hatasını Kabul Edebilir
Mütevazı insan, yanlış yaptığında bahanelerin arkasına saklanmak yerine hatasını kabul eder. Gerektiğinde özür dilemekten ve davranışını düzeltmekten kaçınmaz.
3. Eleştiriye Kulak Verir
Kendisine yöneltilen her eleştiriyi düşmanlık olarak görmez. Eleştirinin doğru taraflarını değerlendirir ve gelişmesine yardımcı olacak önerilerden yararlanır.
4. Başarılarıyla Sürekli Övünmez
Başarılarını inkâr etmese de her konuşmayı kendi yeteneklerine, kazancına, makamına veya tecrübelerine getirmez. Başkalarının başarılarını da takdir eder.
5. Bilmediğini Söyleyebilir
Tevazu sahibi kişi, her konuda uzmanmış gibi davranmaz. Bilmediği bir meseleyle karşılaştığında “Bilmiyorum” diyebilir, araştırabilir ve bilen kişilere danışabilir.
6. Herkese Karşı Saygılıdır
Yalnızca güçlü, zengin veya makam sahibi kişilere değil; çalışanlara, çocuklara, yaşlılara ve toplumun farklı kesimlerine karşı da nazik davranır.
7. Hizmet Etmekten Kaçınmaz
İnsanlara yardımcı olmayı kendi seviyesinin altında görmez. Ailesinin, arkadaşlarının ve ihtiyaç sahiplerinin yükünü paylaşır.
8. Nimetlerin Şükrünü Bilir
Sağlığını, bilgisini, maddi imkânlarını ve başarılarını yalnızca kendi gücünün sonucu olarak değerlendirmez. Bunların aynı zamanda birer emanet ve sorumluluk olduğunu düşünür.
9. Gösterişten Uzak Durur
Yaptığı iyiliklerin, ibadetlerin ve yardımların herkes tarafından bilinmesini istemez. Takdir edilmediğinde iyilik yapmaktan vazgeçmez.
10. Başkalarının Sözünü Kesmez
Karşısındaki kişiyi dikkatle dinler. Kendi görüşünün tek doğru olduğunu düşünmez ve farklı fikirlerin ifade edilmesine imkân tanır.
Dijital Dünyada Tevazu Nasıl Olmalı?
Sosyal medya, insanlara hayatlarının belirli bölümlerini geniş kitlelere gösterme imkânı sunmaktadır. Bu ortam, bilgi paylaşımı ve iletişim bakımından faydalı olsa da sürekli beğenilme, takdir edilme ve görünür olma arzusunu güçlendirebilir.
Dijital tevazu, sosyal medyayı tamamen bırakmak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, paylaşımın amacını, içeriğini ve başkaları üzerindeki etkisini sorgulamaktır.
İnsan, paylaşım yapmadan önce “Bunu fayda sağlamak için mi, yoksa insanlara üstünlüğümü göstermek için mi yayımlıyorum?” sorusunu kendisine yöneltebilir.

Her Başarıyı Paylaşmak Gerekir mi?
Bir başarıyı paylaşmak tek başına kibir değildir. Mesleki gelişmeleri duyurmak, insanlara örnek olmak veya yapılan bir çalışmayı tanıtmak doğal kabul edilebilir. Ancak başarıların sürekli abartılı bir dille sunulması, başkalarının küçümsenmesi ve beğeni sayısının kişinin değer ölçüsüne dönüşmesi tevazu anlayışına zarar verebilir.

İyiliklerin Sergilenmesi Tevazuyu Zedeler mi?
Yardım faaliyetlerinin duyurulması bazen başka insanları teşvik etmek veya şeffaflık sağlamak amacı taşıyabilir. Ancak ihtiyaç sahiplerinin onurunu zedeleyen görüntüler, yardım edilen kişileri bir reklam unsuruna dönüştüren paylaşımlar ve yapılan iyiliği sürekli öne çıkarma isteği gösteriş tehlikesini artırır.
Dijital dünyada tevazu için şu ölçülere dikkat edilebilir: Her özel anı paylaşmamak, lüks tüketimi bir üstünlük göstergesine dönüştürmemek, takipçi sayısıyla övünmemek, tartışmalarda hakaret etmemek, yanlış bilgi paylaşıldığında düzeltme yayımlamak ve başkalarının emeğini açıkça belirtmek.

Dijital Tevazu İçin Uygulanabilecek İlkeler
Paylaşım yapmadan önce niyet kontrolü yapılmalı, özel hayatın sınırları korunmalı ve sosyal medya profili gerçekte olmayan kusursuz bir hayat görüntüsüne dönüştürülmemelidir. İnsanların eksikleriyle alay edilmemeli, bilgi sahibi olunmayan konularda kesin hükümler verilmemeli ve yapılan hatalar gerektiğinde açıkça düzeltilmelidir.
Ayrıca beğeni, yorum ve takipçi sayısının insanın gerçek değerini belirlemediği unutulmamalıdır. Dijital görünürlük geçici olabilir; kalıcı olan kişinin karakteri, sorumlulukları ve insanlarla kurduğu ilişkidir.
Dijital dünyada tevazuyu korumak
Günümüzün en büyük meydan okumalarından biri, ekranların bizi sürekli "en iyi, en mutlu, en başarılı" sürümümüzü sergilemeye zorlamasıdır. Dijital dünyada tevazuyu korumak şu adımlarla mümkündür:
-
Sürekli "Ben" Odaklı Paylaşımlardan Kaçınmak: Her anımızı, her başarımızı veya her sahip olduğumuzu sergileme dürtüsünü (teşhircilik) dizginlemek.
-
Algı Yönetimi Yapmamak: Olduğumuzdan farklı, daha zengin, daha entelektüel veya kusursuz görünmeye çalışmamak; dijital ortamda da şeffaf ve doğal kalabilmek.
-
Sosyal Medyayı Bir Nispet Aracına Dönüştürmemek: Nimetleri ve imkanları, imkanı olmayanların gözüne sokacak şekilde paylaşmaktan haya etmek.
-
Klavyede de Kibirden Uzak Durmak: Dijital platformlarda insanlarla tartışırken, yorum yazarken üstenci, kırıcı ve hakaretamiz bir dil kullanmamak; nezaketi elden bırakmamak.
Gösterişsiz Yaşamak Mümkün mü?
Evet, kesinlikle mümkün; hatta günümüzün karmaşasında bu bir modern zaman bilgeliğidir.
Gösterişsiz yaşamak, modern dünyadan tamamen kopup bir mağaraya çekilmek veya fakir gibi yaşamak demek değildir. Gösterişsiz yaşam; başkalarının onayına ve takdirine ihtiyaç duymadan, kendi değerini nesnelerle ölçmeden yaşayabilmektir.
-
İhtiyaç ve Arzuyu Ayırt Etmek: Sırf başkaları görsün veya statü sembolü olsun diye değil, gerçekten ihtiyacımız olduğu için tüketmeyi seçtiğimizde,
-
Sadeleşmeyi (Minimalizmi) Benimsemek: Hayatımızdaki eşya, kıyafet ve dijital kalabalığı azaltıp "az ama öz" felsefesine geçtiğimizde,
-
İçsel Huzura Odaklanmak: Mutluluğu dışarıdaki alkışlarda değil, içsel huzurda, ailede, doğada ve anlamlı üretimlerde aradığımızda gösterişsiz ama derin bir yaşam kurmak son derece mümkündür.
Tevazu ve sadelik, insanı özgürleştirir; çünkü başkalarının ne düşündüğü hapishanesinden kaçmanın en güvenli yoludur.
Gösterişsiz yaşamak mümkündür ancak modern tüketim kültürü içerisinde bilinçli tercihler yapmayı gerektirir. Reklamlar ve sosyal medya, insanlara yalnızca ihtiyaç duydukları şeyleri değil, toplum içerisinde nasıl görünmeleri gerektiğini de söylemektedir.
Gösterişsiz hayat, güzel giyinmemek, kaliteli eşya kullanmamak veya maddi imkânlardan tamamen uzaklaşmak anlamına gelmez. Gösterişsizlik; insanın eşyayı, markayı, makamı ve serveti kendi değerinin merkezine yerleştirmemesidir.
Kişi sahip olduğu nimetlerden yararlanabilir fakat bunları başkalarını kıskandırmak, kendi statüsünü kanıtlamak veya çevresinden sürekli takdir toplamak için kullanmamalıdır. Sadelik, temiz ve düzenli yaşamla çelişmez. İslam’da da temiz, ölçülü ve güzel olmak teşvik edilirken israf, kibir ve gösteriş eleştirilir.

Gösterişsiz Bir Hayat İçin Neler Yapılabilir?
İhtiyaç ile arzuyu birbirinden ayırmak, alışverişten önce düşünmek, borçlanarak statü oluşturmaya çalışmamak ve başkalarının hayatıyla sürekli karşılaştırma yapmamak önemlidir. Bazı iyilikleri, ibadetleri ve aile içindeki güzel anları paylaşmadan yaşamak da insanın iç dünyasını güçlendirebilir.
Gösterişsiz yaşamak, toplumdan tamamen uzaklaşmak değil; insanın hayatını başkalarının bakışlarına göre şekillendirmemesidir. Böyle bir yaşam anlayışında “İnsanlar ne der?” sorusunun yerini “Bu davranış doğru, faydalı ve ölçülü mü?” sorusu alır.
Kuran, Sünnet ve Tasavvufta Tevazunun Önemi
İslam ahlakının temel taşlarından biri olan tevazu, kutsal kaynaklarda ve manevi öğretilerde geniş bir yer tutar:
-
Kur'an-ı Kerim'de: Yüce Allah, yeryüzünde kasılarak yürünmemesini öğütler. Furkan Suresi 63. ayette şöyle buyrulur: "Rahmân’ın has kulları, yeryüzünde tevazu ile yürüyenler ve kendilerine bilmezler laf attığı zaman, ‘Selam’ deyip geçenlerdir." Lokman Suresi'nde de kibirlenip insanlardan yüz çevrilmemesi gerektiği açıkça belirtilir.
-
Sünnette: Hz. Muhammed (s.a.v.), hayatının her anıyla tevazunun en büyük timsalidir. Bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir." O, devlet başkanı ve peygamber olmasına rağmen ev işlerine yardım eder, çocuklarla selamlaşır ve fakirlerle aynı sofraya otururdu.
-
Tasavvufta: Tasavvuf yolunun ilk ve en önemli adımı "nefsi terbiye etmek", yani kibri yok etmektir. Sufiler, tevazuyu "hiçlik" makamına giden yol olarak görürler. Toprak gibi mütevazı olmak, her ayak buralara bastığı halde her canlıya can vermek tasavvufun özüdür. Mevlana’nın "Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol" öğüdü bu anlayışı özetler.
Kur’an’da Tevazunun Önemi
Kur’an-ı Kerim’de kibir, böbürlenme ve insanları küçümseme açık şekilde eleştirilir. Tevazu ise müminlerin ahlaki özelliklerinden biri olarak gösterilir.
Lokman Suresi’nde insanlara küçümseyerek yüz çevrilmemesi ve yeryüzünde böbürlenerek yürünmemesi emredilir. Aynı bölümde yürüyüşte ölçülü olmak ve konuşurken sesi gereksiz yere yükseltmemek tavsiye edilir.
“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.” Kur’an-ı Kerim, Lokman Suresi 18. ayet
İsrâ Suresi’nde de insanın yeryüzünde kibirlenerek yürümemesi istenir ve insanın ne yeri yarabilecek ne de dağların boyuna ulaşabilecek bir güce sahip olduğu hatırlatılır. Bu ifade, insanın kendi sınırlılığını fark etmesi bakımından önemli bir tevazu ölçüsüdür.
Hucurât Suresi’nde insanların farklı halklara ve topluluklara ayrılmasının birbirleriyle tanışmaları için olduğu belirtilir. Allah katındaki üstünlüğün soy, servet, ırk veya makamla değil, takva ile ilişkili olduğu bildirilir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu tevazu anlayışı, insanın Allah karşısındaki kulluğunu ve insanlar karşısındaki sorumluluğunu birlikte kapsar. Kişi Allah’ın büyüklüğünü idrak ettikçe kendi gücünün sınırlı olduğunu fark eder; insanlarla ilişkilerinde daha adaletli ve merhametli davranır.
Sünnette Tevazunun Önemi
Hz. Muhammed’in hayatında tevazu, yalnızca sözle anlatılan bir ahlak ilkesi değil, günlük hayatta uygulanan bir davranış biçimidir. Hz. Peygamber, toplumun farklı kesimleriyle ilgilenmiş, insanların davetlerine katılmış, ihtiyaç sahiplerini dinlemiş ve kendisine aşırı şekilde saygı gösterilmesini istememiştir.
Hadislerde Allah rızası için tevazu gösteren kişinin Allah tarafından yükseltileceği bildirilmiştir. Bu yükseliş yalnızca makam veya şöhret anlamına gelmez; insanın Allah katındaki değerinin, ahlakının ve insanlar üzerindeki güvenilirliğinin artması olarak da anlaşılır.
“Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.”
Bir başka hadiste, kalbinde zerre kadar kibir bulunan kişinin cennete giremeyeceği bildirilmiştir. Hadisin devamındaki açıklamada kibir; hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek şeklinde tarif edilir. Bu ölçü, tevazunun yalnızca dış görünüşle değil, hakikat karşısındaki tutumla ilgili olduğunu gösterir.
Sünnetteki tevazu anlayışına göre insan, doğru söz kimden gelirse gelsin kabul edebilmelidir. Yaşı, makamı veya bilgisi daha az olan birinin doğru görüşünü küçümsememelidir. Aile içerisinde sorumluluk paylaşmak, insanlara selam vermek, hastaları ziyaret etmek ve güçsüzlere yardımcı olmak da tevazunun davranışa dönüşmüş biçimlerindendir.
Tasavvufta Tevazu Nasıl Ele Alınır?
Tasavvufta tevazu, nefis terbiyesinin temel aşamalarından biri olarak değerlendirilir. Tasavvuf düşüncesine göre kibir, insanın manevi gelişiminin önündeki önemli engellerdendir. Kişinin ibadetleri, bilgisi veya manevi hâlleri sebebiyle kendisini başkalarından üstün görmesi de manevi kibir kabul edilir.
Tasavvuf geleneğinde insanın yaptığı iyilikleri yalnızca kendi başarısı olarak görmemesi, Allah’ın lütuf ve ikramını fark etmesi öğütlenir. Ancak bu anlayış insanın iradesini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kişi çalışmak, gayret göstermek ve doğru davranmakla yükümlüdür; elde ettiği sonuçlarla böbürlenmemelidir.

Tevazu ile Kendini Değersiz Görmek Aynı Şey mi?
Tasavvufta tevazu, insanın kendisini değersiz veya işe yaramaz görmesi değildir. İnsan, Allah’ın yarattığı ve sorumluluk yüklediği değerli bir varlıktır. Tevazu, bu değeri inkâr etmeden nefsin üstünlük iddiasından uzaklaşmaktır.
Kendini sürekli aşağılamak, kabiliyetlerini kullanmamak ve haksızlıklar karşısında sessiz kalmak tevazu değildir. Tasavvufi anlayışta mütevazı olmak, hak karşısında boyun eğmek; haksızlık karşısında ise adaletli ve ölçülü bir duruş sergilemektir.

Hizmet ve Tevazu İlişkisi
Tasavvuf geleneğinde insanlara hizmet etmek, tevazunun önemli göstergelerinden biri kabul edilir. Sofra hazırlamak, temizlik yapmak, misafirlerle ilgilenmek ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak manevi eğitimin bir parçası olarak görülür.
Buradaki amaç, yapılan hizmetin insanlar tarafından görülmesi değil, kişinin benlik ve üstünlük duygusunu kontrol etmesidir. Hizmet eden kişi yaptığı iyiliği başa kakmamalı, yardım ettiği kişiyi kendisine borçlu hissettirmemelidir.
Tevazu ile Özgüven Arasındaki Fark Nedir?
Tevazu ile özgüven birbirinin karşıtı değildir. Özgüven, insanın yeteneklerini ve sorumluluklarını bilerek hareket etmesidir. Tevazu ise bu yetenekleri başkalarına üstünlük kurmak amacıyla kullanmamaktır.
Özgüvenli ve mütevazı bir insan, bir işi yapabileceğini söyleyebilir ancak başkalarının katkısını da kabul eder. Yanlış yaptığında hatasını düzeltir. Başarılı olduğunda sevinebilir fakat başarısız olan kişileri küçümsemez.
Kibirli insan ise kendi becerilerini abartabilir, eleştiri kabul etmeyebilir ve başarısını başkalarını değersizleştirmek için kullanabilir. Düşük öz güvene sahip insan da bazen eksikliklerini gizlemek amacıyla kibirli davranışlar sergileyebilir.

Tevazu Hangi Durumlarda Yanlış Anlaşılır?
Tevazu bazen sessizlik, çekingenlik veya her talebi kabul etmek şeklinde yanlış yorumlanabilir. Oysa insanın hakkını savunması, bilgili olduğu konuda görüş belirtmesi ve haksızlığa itiraz etmesi tevazuya aykırı değildir.
Bir çalışanın emeğinin karşılığını istemesi, bir uzmanın doğru bildiği konuda açık konuşması veya bir kişinin kendisine yapılan saygısızlığa sınır koyması kibir olarak değerlendirilmemelidir. Belirleyici olan, kullanılan dil, niyet ve başkalarının haklarına gösterilen saygıdır.
Aynı şekilde sürekli iltifat beklemek amacıyla kişinin kendisini küçümsemesi de gerçek tevazu değildir. “Ben zaten başarısızım” diyerek çevresinden övgü toplamaya çalışmak, gizli bir onay arayışına dönüşebilir.

Günlük Hayatta Tevazu Nasıl Kazanılır?
Tevazu, yalnızca okunarak değil, davranışların düzenli biçimde gözden geçirilmesiyle gelişir. İnsan, gün içerisinde kimi küçümsediğini, hangi eleştiriyi kabul edemediğini ve hangi başarıyla gereğinden fazla övündüğünü sorgulayabilir.
Farklı yaş ve mesleklerden insanlarla konuşmak, başkalarının tecrübelerini dinlemek ve ortak çalışmalarda emeği geçenleri anmak tevazuyu güçlendirir. Evde ve iş yerinde basit görülen sorumlulukları paylaşmak da insanın makam ve statü merkezli düşünmesini engeller.
Şükür bilinci de tevazunun gelişmesine yardımcı olur. İnsan, sahip olduğu imkânların yalnızca kendi gayretiyle ortaya çıkmadığını fark ettiğinde başarılarını daha ölçülü değerlendirebilir.
Sonuç olarak tevazu; insanın kendisini yok sayması değil, doğru bir konumda değerlendirmesidir. Kur’an’da kibirden uzaklaşmak, sünnette insanlara değer vermek, tasavvufta ise nefsi üstünlük iddiasından arındırmak öne çıkar. Dijital dünyada tevazu da görünür olmayı tamamen reddetmeden, paylaşım ve tüketim alışkanlıklarını niyet, ölçü ve sorumluluk temelinde düzenlemeyi gerektirir. ATB

İnanç haberleri için TIKLAYINIZ!
Astroloji ve Rüya haberleri için TIKLAYINIZ!
Kadın Aile haberleri için TIKLAYINIZ!
Kültür Sanat haberleri için TIKLAYINIZ!















