CHP İnegöl İlçe Örgütü, 12 Eylül 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46’ncı yıl dönümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP İnegöl İlçe Başkanı Armağan Dursun imzalı açıklamada, darbe döneminde yaşamını yitirenler anılırken işkence, idam, cezaevi ve sürgün süreçlerinin yarattığı toplumsal etkilerin unutulmaması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, 12 Eylül’le hesaplaşmanın yalnızca darbenin yöneticileriyle değil, işkence emrini verdiği, uyguladığı veya suçların üzerini örttüğü ileri sürülen kişilerin de hukuk önünde hesap vermesiyle mümkün olabileceği savunuldu.

“Darbe toplumda uzun süreli tahribat yarattı”

CHP İnegöl İlçe Örgütü, darbe sonrasında insanların düşüncelerini açıklama, sendikalara üye olma ve siyasete katılma konusunda çekingen hâle geldiğini belirterek bunun uzun yıllara yayılan bir toplumsal tahribat oluşturduğunu ifade etti.

Açıklamada, bu etkinin İnegöl’ün siyasi hayatında da hissedildiği görüşü dile getirildi. İlçede darbe öncesinde farklı sol ve sosyalist çevrelerin daha görünür olduğu, günümüzde ise merkez solun dahi güçlü bir toplumsal karşılık oluşturmakta zorlandığı öne sürüldü.

CHP İnegöl İlçe Örgütü, bu tablonun değişmesi için geçmişin yarattığı baskının anlaşılması ve işçilerle, gençlerle ve mahallelerde yaşayan yurttaşlarla daha güçlü bağ kurulması gerektiğini belirtti.

Bağımsızlık ve Cumhuriyet vurgusu

Açıklamada, CHP’nin Cumhuriyet anlayışının temelinde bağımsızlık bulunduğu ifade edilerek Erzurum Kongresi’nin “Manda ve himaye kabul olunamaz” kararı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün kapitülasyonlara ilişkin sözlerine atıfta bulunuldu.

CHP İnegöl İlçe Örgütü, ülkenin kaynakları ve kararları üzerinde halkın söz sahibi olması gerektiğini savunarak bağımsızlık, halkçılık ve emeğin haklarının birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti.

24 Ocak kararları ve sermaye çevreleri eleştirildi

Açıklamada, 12 Eylül sonrasında grevlerin yasaklanması ve sendikal faaliyetlerin sınırlandırılmasının 24 Ocak ekonomik programının uygulanmasını kolaylaştırdığı görüşü savunuldu.

TÜSİAD’ın darbe sonrasındaki askeri yönetime ve ekonomik politikalara yaklaşımına da değinilen açıklamada, dönemin TÜSİAD Başkanı Ali Koçman ile Rahmi Koç ve Vehbi Koç’a atfedilen geçmiş tarihli açıklama ve yazışmalar örnek gösterildi.

CHP İnegöl İlçe Örgütü, darbe döneminin yalnızca askeri yöneticiler üzerinden değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu, dönemin ekonomik politikalarına destek verdiği öne sürülen sermaye çevrelerinin siyasi sorumluluğunun da tartışılması gerektiğini savundu.

ABD ve dış müdahalelere ilişkin örnekler sıralandı

Açıklamada, 12 Eylül sonrasındaki Türkiye-ABD ilişkilerinin yanı sıra Guatemala, Şili, Bolivya, Arjantin, Nikaragua ve Panama gibi ülkelerde yaşanan siyasi gelişmelere de yer verildi.

CHP İnegöl İlçe Örgütü, Amerikan arşivleri, Church Komitesi, ABD Adalet Bakanlığı ve Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumların geçmişte yayımlanan belge ve incelemelerine atıfta bulunarak farklı ülkelerdeki müdahalelerin halk egemenliği açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Açıklamada ayrıca İtalya’daki Gladio tartışmaları, Şili’de Augusto Pinochet dönemi, Arjantin’deki askeri yönetim, Nikaragua’daki Kontralar ve Nazi suçlusu Klaus Barbie’nin savaş sonrasındaki bağlantıları üzerinden devlet, istihbarat ve siyasi güç ilişkilerine yönelik eleştiriler dile getirildi.

“Hiç kimse din, devlet veya millet adına suç işleme ayrıcalığına sahip değildir”

CHP İnegöl İlçe Örgütü, kamu gücünü kullanan kişilerin mali ilişkilerinin ve siyasi bağlantılarının denetlenmesi gerektiğini belirtti.

Şili’deki Colonia Dignidad örneğine de yer verilen açıklamada, dini yapıların da hukuk ve demokratik denetimin dışında tutulamayacağı savunuldu.

Açıklamada, “Hiç kimse din, devlet veya millet adına suç işleme ayrıcalığına sahip değildir” görüşüne yer verilerek kara para, uyuşturucu ticareti, siyasi nüfuz ve devlet gücü arasındaki yasa dışı ilişkilerin demokrasiye zarar verdiği belirtildi.

Emek, sendika ve örgütlenme özgürlüğü vurgusu

CHP İnegöl İlçe Örgütü, 12 Eylül’ü dünyadaki ekonomik ve siyasi müdahalelerle bağlantılı bir süreç olarak değerlendirdiğini belirtti.

Sendikaların dağıtılması, grevlerin yasaklanması ve emekçilerin siyasetten uzaklaştırılmasının çalışanların pazarlık gücünü zayıflattığı savunulan açıklamada, barınma, geçim, eğitim ve iş güvencesinin temel toplumsal meseleler olduğu kaydedildi.

Açıklamada, İnegöl’deki işçilerin yaşadığı sorunlarla dünyanın farklı bölgelerindeki emekçilerin sorunları arasında ortaklık bulunduğu görüşü dile getirildi.

12 Eylül’ün bugünkü siyasete etkisi tartışıldı

CHP İnegöl İlçe Örgütü, 12 Eylül sonrasında sol hareketlerin ve örgütlü emeğin baskı altına alındığını, buna karşılık Türk-İslam sentezi doğrultusundaki politikaların güç kazandığını savundu.

Açıklamada, sonraki yıllarda tarikat ve cemaatlerin etkisinin genişlemesi ile laik ve bilimsel eğitim alanında yaşanan gelişmelerin de bu siyasi süreçten bağımsız değerlendirilemeyeceği görüşüne yer verildi.

AKP’nin yükselişinin de 12 Eylül sonrası oluşan siyasi ortamla bağlantılı olduğu ileri sürülürken, darbe sonrasında iktidara gelen siyasi yapıların kendi tercihlerinin ve sorumluluklarının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Susurluk örneği hatırlatıldı

Açıklamada, siyaset ile yasa dışı yapılar arasındaki ilişkiler tartışılırken 1996’daki Susurluk kazasına da değinildi.

Kazanın meydana geldiği araçta dönemin DYP Milletvekili Sedat Bucak, polis yöneticisi Hüseyin Kocadağ ve çeşitli suçlardan aranan Abdullah Çatlı’nın bulunduğu hatırlatılarak, siyasi bağlantıların suç çevrelerine koruma sağlamaması gerektiği vurgulandı.

CHP İnegöl İlçe Örgütü, suç işlediği belirlenen kişiler ile onlara siyasi koruma sağladığı ortaya konulanların parti ayrımı yapılmaksızın hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini ifade etti.

“Cumhuriyet’in halkçılığını emek ve eşitlik mücadelesiyle savunuyoruz”

CHP İnegöl İlçe Başkanı Armağan Dursun imzalı açıklamanın sonunda, Cumhuriyet’in halkçılık anlayışının emek ve eşitlik mücadelesiyle birlikte savunulduğu belirtildi.

İnegöl’de işçilerin sendikal hakları, parasız ve bilimsel eğitim, inanç özgürlüğü, laiklik ve demokratik katılımın önemine dikkat çekilen açıklamada, geçmişte baskı nedeniyle daralan siyasi alanın toplumla kurulan ilişkiler yoluyla genişletilmesinin hedeflendiği ifade edildi.

Açıklama, tam bağımsız Türkiye, laik ve demokratik Cumhuriyet ile emek, eşitlik ve halkların dayanışması vurgusuyla sona erdi.

Kaynak: BÜLTEN