Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnegöl İlçe Başkanı Armağan Dursun, 9 Eylül 2026 tarihinde CHP’nin kuruluşunun 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden günümüzde demokrasi ve insan hakları tartışmalarına uzanan değerlendirmelerde bulundu.
Dursun, 9 Eylül’ün Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini ve Cumhuriyet’e uzanan kuruluş sürecini hatırlatan önemli tarihlerden biri olduğunu belirterek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası adıyla kurulan CHP’nin kuruluş yıl dönümünün tarihsel mirası değerlendirmek için bir vesile olduğunu ifade etti.
“Kurucu miras akla, eğitime ve çağdaşlaşmaya önem veriyor”
Millî Mücadele’nin Kuvayı Milliye ruhunda bağımsızlık, dayanışma ve halkın kendi geleceğini belirleme iradesinin bulunduğunu kaydeden Dursun, Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik ilkelerinin kuruluş ve çağdaşlaşma sürecinin düşünsel çerçevesini oluşturduğunu savundu.
Atatürk’ün 1924 yılında Samsun’da öğretmenlere yaptığı konuşmadaki, “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözünü hatırlatan Dursun, bilimsel düşüncenin soru sormayı, kanıt aramayı ve yeni bilgilere açık olmayı gerektirdiğini belirtti.
Dursun, Cumhuriyet’in kurucu mirasının akla, eğitime ve çağdaşlaşmaya verdiği önemin bilimsel düşünceyle uyumlu olduğunu ifade ederek, devrimcilik ilkesinin de değişen koşulları anlamaya ve kurumları toplumun ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye açık bir yaklaşım olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.
Balkan Antantı ve bölgesel işbirliği vurgusu
Açıklamasında 1930’lu yılların Avrupa’sındaki siyasi gelişmelere de değinen Dursun, Hitler’in Almanya’da iktidara geldiği ve Mussolini İtalyası’nın Akdeniz ile Balkanlar’da genişleme çabasına girdiği dönemde Türkiye’nin bölgesel işbirliğine önem verdiğini belirtti.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında 9 Şubat 1934’te imzalanan Balkan Antantı’nı bu politikanın örneklerinden biri olarak gösteren Dursun, Atatürk’ün 1935 yılında dile getirdiği “Yurdumuzu ve haklarımızı savunacak kuvvette olmak; barışı koruyacak uluslararası çalışma birliğine önem vermek!” sözlerine de açıklamasında yer verdi.
Dursun, bu tarihsel çizginin bağımsızlığın korunması ile barış ve güvenlik arayışının birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ettiğini savundu.
Irkçılık, faşizm ve aşırı sağ değerlendirmesi
Dursun, açıklamasında Avrupa’da aşırı sağ siyasi hareketlerin güç kazanmasına ilişkin görüşlerini de paylaştı. Irkçılık ve neo-Nazizmin farklı ülkelere göre değişen ölçütlerle değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dursun, bilimsel düşünce, eleştiri özgürlüğü ve eşit yurttaşlığın bu konuların ele alınmasında temel bir çerçeve sunduğunu ifade etti.
Almanya’daki AfD üzerinden aşırı sağ hareketlere değinen Dursun, Almanya Federal Anayasayı Koruma Dairesinin 2024 raporunda parti çevresindeki bazı açıklamalarda etnik kökene dayalı millet anlayışı ile yabancı ve Müslüman karşıtı tutumların yer aldığına ilişkin değerlendirmelerin bulunduğunu aktardı.
Nazi Almanyası ve işbirlikçilerinin altı milyon Yahudi’yi katlettiği Holokost’u hatırlatan Dursun, insanların kökenleri nedeniyle dışlanmasını, sürülmesini veya düşmanlaştırılmasını savunan yaklaşımların insan hakları ve eşit yurttaşlık çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Dursun, faşizme karşı verilecek cevabın hukuk devleti, demokrasi, insan hakları, toplumsal dayanışma ve insanların eşitliği temelinde olması gerektiğini ifade etti.
Sosyal demokratların Nazi karşıtı tutumuna değindi
Açıklamada, 23 Mart 1933’te Almanya’da Hitler hükümetine parlamentoyu devre dışı bırakan yetkiler tanıyan yasaya ilişkin oylama da hatırlatıldı.
Dursun, oylamaya katılabilen 94 sosyal demokrat milletvekilinin yasaya karşı çıktığını, Otto Wels’in Nazi baskısı altında parlamenter demokrasiyi savunduğunu ve komünist milletvekillerinin katılımının engellendiği oylamada hazır bulunan milletvekilleri arasında yalnızca sosyal demokratların “hayır” oyu verdiğini belirtti.
Bu tutumun sosyal demokratların Nazizme karşı mücadelesinin tarihsel örneklerinden biri olduğunu ifade eden Dursun, özgür düşünce, araştırma özgürlüğü, emeğin hakları, eşit yurttaşlık ve insan onurunun birlikte savunulması gerektiğini kaydetti.
“Yurtta sulh, cihanda sulh”
Avrupa Konseyinin Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonunun Avrupa’da nefret söylemi ve yabancı düşmanlığına ilişkin değerlendirmelerine de değinen Dursun, ayrımcılığın toplumsal barış üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olduğunu belirten Dursun, ekonomik ilişkilerin herhangi bir ideolojinin ekonomik bağımlılık yoluyla yayıldığını tek başına kanıtlamayacağını, bu tür iddiaların tarihsel ve toplumsal kanıtlarla ayrıca incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Yunus Emre’nin insan sevgisi ve Nâzım Hikmet’in dayanışma anlayışına da açıklamasında yer veren Dursun, birlikte yaşama düşüncesinin insanların kökenleri, inançları ve siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadan eşit saygı görmesini gerektirdiğini belirtti.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü hatırlatan Dursun, halk egemenliği, eşit yurttaşlık, özgür düşünce, toplumsal dayanışma ve barış anlayışına günümüzde de ihtiyaç bulunduğunu kaydetti.
Dursun açıklamasını, “Bugün, 9 Eylül’de, CHP’nin kuruluş yıl dönümünü anmak; Cumhuriyet’in bağımsızlık, halk egemenliği ve çağdaşlaşma mirasıyla sosyal demokratların faşizme karşı mücadelesini birlikte değerlendirmek için bir vesiledir. Mustafa Kemal Atatürk’ü, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını ve Cumhuriyet’in kuruluşuna emek verenleri saygıyla anıyoruz.” ifadeleriyle tamamladı.





