Köşe Yazarımız Rıdvan Pal, Selanik gezisi esnasında 1484-85 yıllarında tamamlandığı tahmin edilen ve plan itibariyle İnegöl'deki İshak Paşa Camii'ne yakın olan Selanik-İshak Paşa Külliyesi’ni ziyaret etti.

Rıdvan Pal, geziyle ilgili paylaşımlarını sosyal medyada paylaştı: “Geçtiğimiz hafta sonu bir gezi için bulunduğum Selanik'te, İshak Paşa Camii'ni ziyaret etme fırsatım oldu. Günümüzde ayakta olmayan minaresinin gövdesinde kırmızı renkli, baklava dilimi şeklindeki motiflerle oluşan alaca görünümünden dolayı Alaca İmaret Camii olarak da bilinen, 1484 yılından günümüze ulaşan bu eseri görmek, hele ki İnegöllü biri olarak benim için sıradan bir ziyaretten çok daha fazlasıydı. Caminin bulunduğu yere vardığımda ise hissettiğim duygu, tarihin izlerini sürmenin verdiği heyecandan ziyade hüzün oldu. Çünkü insanın memleketinde sürekli önünden geçtiği, namaz kıldığı bir caminin, yüzlerce kilometre ötede, başka bir ülkedeki kardeşini görmesi bambaşka bir duygu. Önce İnegöl'deki İshak Paşa Camii'ni düşündüm. Sonra Selanik'teki bu mahzun yapıya baktım. Ve ikisinin aslında yalnızca isimlerinin değil, mimari ruhlarının da birbirine ne kadar yakın olduğunu fark ettim”

“Ters T planlı genel mimarisi, aynı eksen üzerinde yer alan eş büyüklükte iki ana kubbesi, son cemaat yeri, caminin ön kısmında, kuzeybatı köşesinde konumlandırılan minaresi... Aynı baninin, aynı mimari anlayışın ve aynı dönemin izlerini taşıyan iki cami” diyen Pal; “Sanki aynı mimarın elinden çıkmış iki kardeş yapı gibi. Aralarında yüzlerce kilometre var ama kubbelerin dili aynı. Hatta mimarlık tarihçisi Semavi Eyice de Selanik'teki İshak Paşa Camii'nin plan bakımından İshak Paşa'nın İnegöl'deki hayratına çok benzediğini özellikle belirtir. Fakat biri yaşarken diğeri susuyor... İşte insanın içini acıtan tarafı da burada başlıyor. İnegöl'deki İshak Paşa Camii bugün hâlâ hayatın içerisindedir. İnsanlar önünden geçer, içerisine girer, namaz kılar, ezanını duyar. İnegöl'deki manevi ve maddi yaşamın merkezindedir. Selanik'teki kardeşi ise sessizdir” ifadelerini kullandı.

Caminin son durumuyla ilgili izlenimlerini de paylaşan Pal; “Ziyaret ettiğimde kapısı kilitliydi, ibadete kapalıydı. İçeri giremedim maalesef, dışarıdan bakmakla yetindim. Ve doğrusu, gördüğüm manzara beni derinden üzdü. Bir zamanlar insanların namaz için saf tuttuğu, bahçesinde insanların sohbet ettiği bu tarihi cami, bugün bakımsız ve yorgun bir halde duruyor. Bir zamanlar geniş bir çevrenin merkezinde duran bu eser, bugün apartmanların arasında sıkışıp kalmış. Caminin çevresi yüksek apartmanlarla adeta kuşatılmış. Öyle ki bazı noktalarda cami ile apartmanların arasında yalnızca üç-beş metre kadar mesafe kalmış. Camiye diğer adını veren alaca renkli minaresi, Selanik'in Balkan Savaşları'nda kaybedilmesinden sonra kaide kısmına kadar yıktırılmış; caminin önündeki şadırvan ise Selanik Belediyesi tarafından yıkılarak otoparka çevrilmiş. Son cemaat yerindeki kubbeleri ise otlar kaplamış, alt sıvaları dökülmüş... İshak Paşa'nın Selanik'teki eseri yalnızca bir ibadethane değildi. Caminin yanında imaret ve eğitim işlevlerini de barındıran, insanlara hizmet eden bir külliye düzeninin parçasıydı. Vakfiyesinde gelenlerin ve geçenlerin ağırlanmasına yönelik görevlerden söz edilmesi, bu yapıların yalnızca taş ve kubbeden ibaret olmadığını gösteriyor”
“Bugün ise kapısının önünde durduğunuzda duyduğunuz şey, geçmişin kalabalığı değil, sessizliğin kendisi... Kilitli bir kapı, boş bir avlu, yıpranmış duvarlar. Ve etrafını saran modern binaların arasında geçmişten bugüne ulaşmaya çalışan iki büyük kubbe... Belki de en hüzünlü olan, insanın bu yapıyı görünce onun ne kadar eski olduğunu değil, bir zamanlar ne kadar canlı olduğunu düşünmesi. Çünkü tarihi eserleri asıl yaşatan şey taşları değildir; insanlardır, onların dualarıdır. İçlerinden yükselen seslerdir, kapılarının açılıp kapanmasıdır. Bir çocuğun avlusunda koşması, bir ihtiyarın gölgesinde dinlenmesi, bir yolcunun suyunu içmesi, bir müminin saf tutmasıdır. Bunlar olmayınca en sağlam kubbe bile yetim kalıyor. Belki de bu yüzden Selanik'teki caminin bakımsızlığı insana daha fazla dokunuyor. Çünkü İnegöl'de yaşayan bir ikizini biliyoruz. Birinin kapısı açık, diğerinin kapısı kilitli. Biri hayatın içinde, diğeri yüksek apartmanların arasında sessizce ve hüzünle bekliyor”

“Ve insan, o kilitli kapının önünden ayrılırken ister istemez arkasına dönüp bir kez daha bakıyor. Belki bir gün... Belki yeniden... Belki de bir gün bu kubbelerin altında insanlar tekrar toplanır, belki o kilit açılır. Belki Selanik'in gökyüzüne yeniden bir ezan yükselir. Belki de bu mahzun yapı, yüzyıllar önce kendisine yüklenen anlamı yeniden bulur. Rabbim, İshak Paşa'nın bu güzel hayırlarını kabul eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Bizlere de bu hayırları hakkıyla yaşatmayı nasip eylesin” ifadelerini kullandı.




