Yalancı bir kadının dedikodusundan kokuşmuşsun
Kiminin elinde, kiminin cebindesin..
Kiminin gözlerinin ucunda,
Kiminin burnun ucunda görünmeyenisin..
Verilen sayılı nefeslerimizi saatlere satarsın;
Aldığımız saatleri nakite çeviririz..
Onunla şehirlerde geçiniriz..
Ekmek yeriz,su içeriz, hastalanır ilaç yeriz..
Vaktimizi veririz sıhhat edinemeyiz..
Saatlerimizi geri verip ömürlerimizi alamayız..
Kollarımız, duvarlarımız” kayıp ömür” levhalarımız..
Ahlarımız, vahlarımız verdiklerimizden arta kalan..
Kavgalarını satarsın bize..
Senden biraz fazla nakit alabilmek uğruna kavgalar..
Kardeş kavgası mesela..
Elli sene kardeşlik yapmış olsalar da
Bir dönüm toprağın düşürür birbirine
Olur adı onun miras kavgası..
Ahlakın çukurunda çürük bir elma dünya
Alanın eline de siner yüzüne de..
Uykuların da meşhur senin
Koşarken kırlarda küheylanların
Eşeklerin ağıllarında saman bekler..
“Kendine yeter adamlar”ın işinde gücünde..
Ormanlarında kırmızı kravatlı kurtlar gezer..
Fikirlerinden böcekler çıkar;
Güvelenmiş erzağın, bundan kim yer?
Sen susmuşsun amma konuşan levhaların yok değil
Nemrut dağı konuşur mesela..
Nil konuşur, Tuna konuşur..
Tur konuşur, Harran konuşur..
Sen sözlerini değil dilini yitirmişsin..
Biz kulaklarımızı değil okumamızı kaybetmişiz..
Yazılanı okumuşuz ama anlamını çıkaramamışız
Çiğnemişiz ama tadını alamamışız..
GÜRKAN DEMİR