Abdülvasih Duran

YOLUMUZ...........YOLUDUR

18 Temmuz 2018 / Çarşamba 17:21:00 | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Cami çıkışında cami avlusunda  namazdan çıkanlarla beraber bazen bir kaç dakika  hasbihal etmeyi severim.Bu  hasbihal,hem camiye yeni gelenlerle tanışmak ,hem eski tanıdıklarla  kısa bir sohbet etmek  hem de bazı bildiklerimizi karşılıklı paylaşmak anlamında faydalı oluyor.

     Aynı camide namaz kılsak bile  namaza gelenler farklı grup ve meşreplere (ne yazık ki müslümanların düştüğü bir durumdur) bağlı olunabiliyor.Bu farklılık, ilmi ve dini bir temele dayansa fazla bir zararı olmayacak.Ancak taassüp ve bilgisizliğe dayansa  neticelerin iyi olmadığı bir gerçektir.Böylesi durumlarda camide omuz omuza namaz kılanlar cami dışında boğaz boğaza gelebiliyor ve camide yan yana gelenler cami dışında karşı karşıya gelebiliyorlar.

      Geçen günkü cami çıkışında yaşadıklarım belki kırıcı tartışmaya dönüşmedi ancak, düşündürücü bir duruma bizleri getirdi.Şöyle ki:Sohbet ettiğimiz  cami cemaatinden bir kardeşimiz sohbet arasında "Bizim yolumuz.........yoludur" diyerek bağlı olduğu meşrep liderini anlatmaya ve övmeye başladı.Bir diğeri de "Bizim yolumuz da...........yoludur "diyerek tartışmaya farklı bir açıdan  dahil olmaya çalıştı.

      Meşrepleri farklı olan bu insanlar  ayrıntıları ön plana çıkardıkları için aralarındaki fikir ayrılığı giderek büyüyordu.Oysa Mevlana Hazretlerinin dediği gibi "Allah'ımız bir,Peygamberimiz bir,Kitabımız bir, Kıblemiz birdi.Bütün bu önemli  "BİR" ler bizi bir arada tutamıyor ancak farklı meşreplere bağlı olmak bizi ayırabiliyordu.

      "Bizim yolumuz falancanın yoludur" sözü ne kadar doğrudur? Diye kendi kendime düşündüm.Bizim temel kaynaklarımız olan Kur'an ve Sünnete başvurduğumuzda bu cümlenin doğru şeklinin şöyle olduğunu görürüz:"Bizim yolumuz Allah ve Resulu'nun (sav) yoludur".Şayet yollar çoğalırsa tefrika ve ayrılıklarda çoğalır.

      O halde ne yapmalı? Nefsimiz ve gururumuz kabul etmese de şu gerçeği kabul etmek zorundayız.Alimler ve Mürşitler doğru yolu gösteren insanlardır.Doğrunun bizzat kendisi değildirler.Bize düşen görev  bağlı bulunduğumuz insanların Kur'an ve Sünnetle ilgili bize  aktardıklarına kulak vermektir.

Şu bir gerçek ki her alim ve mürşit kendi yaşadıkları dönemde o zamanın  şartları gereği bazı kararlar alıp bazı kurallar  koymuşlardır.O kararlar ve kurallar o zamanın şartları gereği alınmıştır.Bize düşen görev o karar ve kuralların alınış sebeplerine bakarak günümüzdeki sorunlara da günümüzün çözüm yollarını bulmaktır.

       Örneğin bir alimimiz 50 yıl önce bir siyasi partiye oy vermiş ise  o alimin o günün şartlarında neden o siyasi partiye oy verdiğini düşünmemiz gerekir.Ya değilse  günümüzde de kalkıp aynı ismi taşıyan ama fonksiyonu bitmiş o siyasi partiye oy vermek oyunu çöpe atmaktan başka bir şey değildir.

       Yada 40 yıl önce bir lider o gününün şartları gereği zıt gruptan bir siyasi hareketle ittifak etmiş ise bizlerde kalkıp günümüzde sırf bunu  kendimize bahane ederek büyük bir yanlışa düşmek anlamlı olmasa gerektir.Yani alimlerimiz ve büyüklerimiz parmaklarıyla Güneşi gösterirken onların gösterdiği Güneşe bakmak gerekir.Güneşe değil de parmağa bakarsak gerçeği göremeyiz.

        Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz.İslam'da tek ve bir tane yol vardır.O da Allah ve Resulunun(sav) yoludur.Yukarıda da  söylediğimiz gibi alimlerin ve mürşitlerin ayrı ayrı yolları yoktur.Alimler ve mürşitler doğru yolu gösterirler.Doğrunun temsilcileridirler.

UNUTMAYIN:Sadece Hz.Peygamber'in(sav)  sünneti vardır.Alimlerin  ve  mürşitlerin sünneti olmaz.

                                                                                                                          Abdulvasih DURAN

Tüm Yorumları Göster (0)