Ali Yoran
tarikali@gmail.com

İMAN VE İSYAN-1

21 Ocak 2021 / Perşembe 11:04:02 | YAZARLAR | Ali Yoran

İnandığımız her şey bizi isyandan alıkoymak için uyaran Rabbimizin ikramıdır.

Allahu Zülcelal, Hazreti Adem Efendimiz’e önce bütün isimleri öğretmiştir. Sonra ona bedbaht olan şeytanın hilesinden uzak durmasını emretmiştir. İnsanı bilgiyle beraber gelebilecek her türlü düşmana karşı uyarmıştır.

İnsan, Rabbini bilmeye başladığı zaman düşmanı ona musallat olur. Allahu Zülcelal Hazreti Adem Efendimiz’e, Rabbini tanımaya başladığı andan itibaren şeytanla mücadele etmek zorunda kalacağını açık bir dille ifade etmiştir.

Mesele, mücadelenin başlangıcında mücadeleyi takdir eyleyen Rabbul Alemin’in emirleri tarafında olabilmektir.

İnancın isyan karşısındaki söylemi işte bu manada hakikati bilme yolculuğuyla alakalıdır. İnsanın bilgi dağarcığı tarihi değiştiren adamların isyan etmemesiyle yenilenmek zorundadır.

Tarihte gelmiş bütün büyük Peygamberler, bu Peygamberlerin dostları, arkadaşları, ashabı, ailesi, Nebiler, ondan sonra gelen Evliyaullah ve alimler tarih boyunca yaptıklarından dolayı çile çektiler. Çektikleri çileler yan yana yazılsa neredeyse dünya tarihi kadar uzun sürmüştür. Ancak onlar isyan etmediler.

Müslümanların isyan etmemesini itaat kültürüyle beraber oluşan biatin normatif bir karşılığı olarak izah edenleri de görebilirsiniz. Ancak biat, yerinde oturup olan biteni umursamama anlamına gelmiyor. Olan biteni en fazla umursayanlar Müslümanlardır.

Olan bitene karşı hakikati en fazla söyleyecek olanlar Müslümanlardır. Ancak isyan dinsizdir. İnsanoğlu için dinsiz bir isyanın başlangıcı hep çıkış kapısı olarak görülmüştür.

Şeytanın dini sadece Rabbinin kendisiydi. Rabbinin emrinin kendisine ait bir özelliği ezip biçtiğini hissettiği andan itibaren bilgisi onu mahvı perişan etti.

 Hazreti Adem Efendimiz’in bilgisiyse Rabbinin onu Cennet’ten çıkarmasından sonra O’nun ikram sahibi olduğunu bilerek bir imtihana tabi tuttuğu bilinciydi.

Bilinç, onu tövbeye götürmüştü. Din, ona ikram olunmuştu. İslam, Hazreti Adem Aleyhisselam’dan Resulü Kibriya Aleyhisselatü Vesselam’a kadar farklı şeriatlarda da olsa aynı Tevhid üzere devam etmiştir.

 Bu daimiyet, Müslümanları biat kültürü içerisinde hakiki bir yaşama götürmektedir.

İsyan, insanı hakikatten alıkoyar. Hakikatin olmadığı yerde hikmet beklenemez. Hikmetin olmadığı yerde toplumsal barış ve uzlaşıdan bahsedenler boş bir söylem içindedir.

Müslüman en başta Rabbinin verdiği nimetlere şükreder, hamd eder. Her namazında bu sözle Rabbine yönelerek bu hakikati beyan eder.

Hamd edenin isyanı olmaz. Ham edenin mücadelesi olur. Mücadele tarih boyunca isyandan büyük olmuştur. Çünkü mücadele saygın olandır.

İsyan etmek ise boş olandır. Boş olanı elinde su olan herkes doldurur, dolu olanı kim ne koymaya kalksa zeytinyağının suyla ayrışması gibi ayrışır gider.

Doğruyu bilemeyen insanlara bu noktada doğruyu aktarmak için hayatlarını ortaya koyan ulema, Evliya, Peygamberler ve diğerleri nihayetinde doğrunun yaşanabilmesi için yaşamsal koşullar içerisindeki değerlere üstünlük vermişlerdir. İman ile akıbetin önemli ölçüde beraber olduklarını görmüşler.

Buna karşılık bu akıbetler, onları alıkoymaya azmetmiş. İnsanlar onların imanlarını ellerinden alabilmek için ne yaparlarsa yapsınlar, onlar asli vazifelerinden asla şaşmamışlar.

TEVHİD OCAĞI’NDAN

Tüm Yorumları Göster (0)