Brezilya'da 115 milyon yıl önce yaşamış bir dinozora ait fosilleşmiş kemikte, kırmızı kan hücrelerinin kalıntıları olabileceği belirtilen mikroskobik yapılar keşfedildi. Uluslararası araştırma ekibi, kimyasal analizlerin bu yapıların kan hücrelerine ait olduğu görüşünü desteklediğini açıklarken bazı bilim insanları bulguların kesin kanıt oluşturmadığını savundu.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayımlanan Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)dergisinde 2 Kasım 2026 tarihinde çevrim içi yayımlanan araştırma, Avustralya'daki Curtin Üniversitesinden organik jeokimyacı Kliti Grice liderliğinde gerçekleştirildi.

Araştırmacılar, fosilde tespit edilen yapıların bugüne kadar keşfedilen en eski fosilleşmiş kırmızı kan hücreleri olabileceğini öne sürdü.

115 Milyon Yıllık Dinozor Fosilinde Kan Hücresi Izleri Bulundu! 20261102 On Dino Cells 1200

115 milyon yıllık dinozorun kemiği incelendi

Bilim insanları, Brezilya'da bulunan ve Aratasaurus museunacionali adı verilen dinozor türüne ait fosilleşmiş bir kemiği inceledi.

Yaklaşık 115 milyon yıl önce yaşadığı değerlendirilen dinozorun 3 metre uzunluğunda ve 34 kilogram ağırlığında olduğu tahmin ediliyor.

Araştırmacılara göre hayvanın ölümünün ardından vücudu suyun bulunduğu bir ortama gömüldü. Kalıntıların çevresini kaplayan mikroorganizma tabakasının, fosilin korunmasında etkili olmuş olabileceği değerlendirildi.

Dinozor fosilinin, Brezilya Ulusal Müzesi'nde 2018 yılında meydana gelen ve koleksiyonun bir bölümünü yok eden yangından kurtulduğu da belirtildi.

Mikroskop altında kan hücresine benzeyen yapılar görüldü

Araştırma ekibi, fosilleşmiş kemiğin iç yapısını mikroskopla incelediğinde kan damarlarının bulunduğu kanallar içerisinde oval biçimli oluşumlar tespit etti.

Bu yapıların ortalama 23 mikrometre uzunluğunda ve yaklaşık 20 mikrometre genişliğinde olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, merkezlerinde çöküntü bulunan mikroskobik oluşumların kırmızı kan hücrelerine benzediğini ifade etti.

Ancak bu benzerliğin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan ekip, yapıların gerçekten biyolojik kökenli olup olmadığını belirlemek için yaklaşık 30 farklı analiz gerçekleştirdi.

Fosilde hem molekülünün kimyasal izleri tespit edildi

Çalışmanın dikkat çeken bulgularından biri, fosil üzerinde yapılan analizlerde hem adı verilen bileşiğe ait kimyasal izlerin belirlenmesi oldu.

Hem, demir içeren ve kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşınmasına yardımcı olan hemoglobinin önemli bir bileşenini oluşturuyor.

Araştırmacılar, kemik örnekleri üzerinde lazer kullanılarak gerçekleştirilen analizlerde hem ve bozunma ürünlerine ait izler tespit ettiklerini bildirdi.

Fosilde hem bileşiğinin zamanla değişime uğramış biçimlerinin de bulunması, araştırmacılar tarafından kalıntıların eski biyolojik kökenli olabileceğini destekleyen bir bulgu olarak değerlendirildi.

Kirlenme ihtimaline karşı karşılaştırmalı analiz yapıldı

Araştırma ekibi, kemikte tespit edilen kimyasal bileşiklerin çevresel kirlenmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığını da araştırdı.

Fosili çevreleyen mikroorganizma tabakasında bulunan klorofilin, hem bileşiğine kimyasal açıdan benzediği belirtildi.

Bu nedenle kemik örnekleri ile çevresindeki mikroorganizma tabakası karşılaştırıldı.

Analizlerde, mikroorganizma tabakasında klorofille ilişkili moleküllerin hem bileşiklerinden 300 kattan fazla olduğu belirlendi.

Kemik örneklerinde ise hem ile ilişkili moleküllerin daha baskın olduğu tespit edildi.

Araştırmacılar ayrıca altın sarısı renkteki pirit minerali, fosilleşmiş mantarlar ve çeşitli mineral taneciklerinin kan hücrelerine benzeyen yapıları oluşturmuş olabileceği ihtimallerini değerlendirdi.

Yapılan incelemelerde bu alternatifleri destekleyen bir bulguya rastlanmadığı aktarıldı.

Manganez minerali hücreleri korumuş olabilir

X ışınları ve elektron mikroskobu kullanılarak yapılan incelemelerde, hücre benzeri yapıların bir manganez oksit mineraliyle ilişkili olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, bu mineralin milyonlarca yıl boyunca mikroskobik yapıların korunmasına yardımcı

Kaynak: science.org