Ahmet Taşgetiren

Er Geç Hepimiz Tartılacağız-1

16 Mart 2019 / Cumartesi 10:02:48 | YAZARLAR | Ahmet Taşgetiren

Diyelim bir süredir uykuda nefes almakta zorlanıyor, iki merdiven çıktığınızda nefesiniz tıkanıyor, zaman zaman baş dönmeleriniz oluyordu, bir doktora gittiniz, doktor bir takım tahliller yaptırdı ve sizi bir diyetisyene yönlendirdi.

Diyetisyene gittiniz. Bir tartıya çıkardı sizi diyetisyen. İlginç bir tartı makinasıydı o. Neredeyse insanı bütün aksamıyla görüyor, önünüze rakamlar halinde koyuyordu:-Vücudunuzda şu kadar kemik, şu kadar kas, şu kadar yağ, şu kadar su var diyordu.

Rakamları gördükten sonra ise diyetisyen, “Yağlar azalmalı, kaslar güçlenmeli, bunun için şöyle bir yeme disiplinine gireceksiniz, günde şu kadar yürüyüş yapacaksınız, stresten kaçınacaksınız vs.” diyerek, sizi yeni bir hayat düzenine davet etti.-Sağlığınız için bu şart, dedi. Yoksa yağlar daha da artar, kaslar daha da zayıflar, bir süre sonra kalbiniz, karaciğeriniz bu yükü taşıyamaz hale gelir, damarlarınızın içi kabuklaşır, damar sertliği başlar vs...

Diyetisyen önünüze kara bir tablo koydu ve sizi hayati bir tercihe sevketti.Önünüze bir takvim koydu ayrıca:-Bir ay sonra gelin, sizi yeniden tartalım, yağ-kas dengesi nasıl gelişmiş görelim.

Bir ay sonra yeniden gelip tartıldığınızda diyetisyen, adeta sizin bir aylık yaşama disiplininizi okurcasına konuştu:-Çok unlu mamul yemişsiniz, şeker tüketmişsiniz, hiç yürümemişsiniz. Vücudunuzda yağlar artmış, kolesterolünüz yükselmiş, şeker riski belirmiş vs.

Sonra? Sonra ne olur, dersiniz?Hem diyetisyene gidip, hem de bildiğiniz gibi yaşamaya devam mı edersiniz?Yoksa “Her ay tartılmak”, sizi farklı bir hassasiyete sevkedip, en azından doktorunuza – diyetisyeninize karşı mahcup olmamak, ya da daha doğrusu, onlara ödediğiniz bedelin abes hale gelmemesi için, oturup düşünür müsünüz?-Ya diyetisyenin tavsiyelerine uymalı, ya da bir daha onun önüne tartılmak için gelmemeli. Tartılmak için gelmemeli, dolayısıyla sağlıksızlığa ve onun sonuçlarına razı olmalı.

Peki ya diyetisyenin önüne gelmemek gibi bir tercihiniz olamayacaksa? Ya tartıya çıkmak kaçınılmaz ise?İnsanın dünya - ahiret akışındaki durumu buna benziyor.Dünyada yaşayacağız, ahirette tartılacağız.Tartı, Yaradan’ın huzurunda olacak.O tartıda hayat defterimiz, hayatımızın en ince ayrıntılarını ortaya çıkaracak. -Diliniz konuşmasa elleriniz, ayaklarınız, derileriniz konuşacak, denmiyor mu?

Demek, diyetisyenin önündeki tartı nasıl konuşuyorsa, “ilahi mizan”, ellerin, ayakların, gözlerin, kulakların, derilerin üzerine yazılmış olan “dünya hayatı belgeleri”ni ortaya saçacak. Zerre miktarınca üstelik:“-Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.” (Zilzal, 7-8)

Zerre miktarı... Atom kadar küçük bile olsa kayda geçmiştir çünkü.“İnsan ne gibi bir söz söylese mutlaka onu yazan bir gözcü, “Rakib ve Atid” vardır.” (Kaf, 50:18) “Onlar biz onların fısıltılarını dahi işittiğimizi ve yanlarına bulunan elçi meleklerimize yazdırdığımızı bilmezler mi?” (Zuhruf, 43:80)

Kur’an o anda, yani “Oku kitabını” dendiği ve kitabın okunduğu dünya hayatında disiplinsizlik yapanların duygu durumunu şöyle tasvir eder:“-Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf, 49)

Küçük büyük her şey yazılıyor. Birisini alaya almak için yaptığımız göz kaş işareti bile yazılıyor.Tartılacağız, er veya geç. O gün gelecek. (DEVAM EDECEK) ALTINOLUK DERGİSİ:2014 - Mart, Sayı: 337, Sayfa: 003

 

Tüm Yorumları Göster (0)