SEPETÇİLİK
TDK'ya göre sepet; Saz, kamış, ince dal veya tellerden, hasır biçiminde örülerek yapılan, genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan kap anlamına geliyor.
Meyvecilik, zeytincilik, balıkçılık, bağcılık, çaycılık, çiçekçilik gibi işlerde ve çeşitli ev ihtiyaçlarını karşılamak için üretilirdi.
Yapıldığı bölgenin ekolojik koşulları sepetin şeklini, örgüsünü ve kullanılacak malzemeyi belirler, kullanım alanı ve amacına göre de tasarımlarında farklılıklar olurdu.
Sepetçilik; dere, göl civarı yerleşim yerleri ve orman köylerinde önem kazanır.
Pazar sepeti, meyve sepeti, yumurta sepeti, çamaşır sepeti, sele, küfe gibi farklı isimler alırdı. Yapımında tahra, testere, keser, bıçaklar, dingil bıçkısı, tezgah gibi aletler kullanılırdı.
Günümüzde yerini plastik kaplar almış olup, sepetler turistik hediyelik eşya olarak üretilmektedir.
Bölgemizde yapılan sepetlerin direkleri çam ve kestane ağacı, çubukları fındık, kestane, ılgın, söğüt, kulpu meşe veya kestanedir.
Fındık yabani fındık, ballık meşesinden sap ve söven olur. Sepetin bölümleri, çubuk, söven, kulp, göze, ağız bağı gibi isimler alır.
Sepetçilik bir el sanatı olup bu sanatla uğraşanların iç dünyalarını da dışarıya yansıtır.
Sepet örgülerindeki zerafet, renk, doku, desen, şekil çeşitlerin de bunu görmek mümkündür. Yapıldığı her yöreye göre çeşitli şekilleri vardır.
İlçemiz Muzal Köyü'nden 1948 doğumlu Halil Ertaş sepetçilik mesleğinin ilçemizdeki son ustasıdır. Bahariye Köyü'nden Osman Acar ve Nevzat İpek tespit edebildiğimiz diğer utsallarımızdır.
SEMERCİLİK
Yük taşımak amacıyla eşek, katır, at gibi binek hayvanlarının sırtına yerleştirilen ağaç iskeleti yastığa semer denilmektedir. Ağaç, metal, saz, deri, dokuma gibi malzemelerden hazırlanmaktadır.
Semeri bağlamak için kolan, kayış veya kaytan gibi sağlam şeritler kullanılmaktadır. Üçgen çatılıdır ve hayvanın sırtında karnının iki yanına doğru açılan bir biçimdedir.
İnegöl’deki semerciler genellikle Kasımefendi Camii civarında faaliyet gösterirlerdi.
İnegöl’ün en son semerci ustası Cafer Duman idi.
TAKUNYACILIK
Takunya çok eski çağlardan beri genellikle banyo ve hamamlara girerken ayağa giyilen bir yaşam eşyasıdır. Geçmişten günümüze kadar uzun yıllardır İnegöl’de de imalatı devam eden takunyanın asıl malzemesi, ceviz, gürgen, çınar, şimşir ve dut ağacıdır. Makineleşme öncesi başta keser olmak üzere el aletleri ile yapılmakta idi.
İnegöl'de takunya dendiğinde akla Şevket Şen ve Mehmet ile Cemal Günay gelmektedir. Günümüzde ise kullanımı yok denecek kadar azalan bu ürünlerin imalatını Günay kardeşler devam ettirmektedir.
KASET SATICILIĞI
Kaset satıcılığı, 1970’li yıllardan 2000’li yılların başına kadar müzik sektörünün en hareketli ticaret kollarından biri olarak öne çıktı. Müzik dinlemek isteyenlerin uğrak noktası olan kasetçiler, dönemin kültürel hayatında önemli bir yer tuttu.
Kaset satıcıları yalnızca ürün satan esnaf olarak görülmezdi. Müşterilerin müzik zevklerini bilir, yeni çıkan albümler hakkında bilgi verir ve dinleyicilere farklı sanatçılar önerirlerdi. Bu yönüyle kaset dükkânları, müzik üzerine sohbet edilen ve yeni eserlerin keşfedildiği sosyal mekânlar hâline gelmişti.
İnegöl’de plak stüdyoları vardı. Başlangıçta 1970’li yılların başında müzik dinleme aracı olarak plakları okuyan pikaplar kullanılırdı. Sonraları teyplerde çalınmak üzere şarkı kasetleri dolduruldu plak stüdyolarında. Çok keyif alırdı insanlar. Süleyman Fehmi alım, Oktay Demir, Orhan Kınabaş, İsmail Çulfa, İlhan Ercağlı, Mustafa Başak, Mesut-Yusuf Kurtuluş çarşıda ya da çok yakınında plak stüdyosu işleten esnaflardı.
1990’lı yıllardan itibaren CD’lerin yaygınlaşması, kaset satışlarını önemli ölçüde azalttı. Daha sonra internet, MP3 çalarlar, dijital müzik platformları ve akıllı telefonların günlük hayata girmesiyle kasetlere olan talep neredeyse tamamen sona erdi.
Değişen teknolojiye uyum sağlayamayan çok sayıda kasetçi dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Bir dönemin en canlı mesleklerinden biri olan kaset satıcılığı, günümüzde daha çok nostaljik ürünler, koleksiyon merakı ve eski müzik kültürüyle birlikte hatırlanan unutulmuş meslekler arasında yer almaktadır.
AT ARABACILIĞI
Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemlerinde Bursa ve İnegöl’deki ahşapla demirin birleştirildiği önemli mesleklerden biridir. Özellikle Cumhuriyet’ten sonra Anadolu’da tek ve çift atlı İnegöl Yaylısı olarak ünlenmiş, İnegöl’e özgü bir marka olmuştur.
İnegöl yaylıları, bir tek atölyede üretilmezdi. Başlık denilen tekerleklerin orta bağlantılarını ağaç tornacıları, obut denilen tekerleklerin ahşap çemberlerini obutçular, arabaların ahşap gövdelerini marangozlar üretirdi. Demir aksamını yapan arabacılar daha sonra atölyelerinde bu parçaları birleştirip İnegöl yaylısını ortaya çıkarırlardı. Bundan sonra araba boyayanlar devreye girip arabaları birçok motifle bezerler ve İnegöl yaylıları satışa hazır hale gelirdi.
At arabaları, çarşıda en önemli nakliye aracıydı. Bakkaliye şirketi, Akansular Gıda, İNBAK gibi gıda toptancısı firmaların önünde at arabalarının sıra beklediği olurdu. Uncular, süt toplayıcılar, inşaat malzemesi satıcıları, odun kömür satıcıları nakliye işlerini hep at arabaları ile yaparlardı. Yoğurt Pazarının bulunduğu açık alan bekleme noktalarıydı. Hızla değişen koşullara ayak uydurabilmek için at arabacıları da çok çaba sarf etti. Cadde ve sokaklar beton ve asfalt olunca atların ayaklarına metal yerine lastik nallar taktılar. Ağaç çember üzerine metal çerçeveli tekerlekleri yerine traktör römorklarında kullanılan lastik tekerlekler kullandılar. Dışkıların yerlere dökülmesini önlemek için atların arkalarına torba da taktılar. Motorlu araç sayısının hızla artması ve at arabalarına göre kullanışlılığı gibi faktörlerle rekabet etmekte zorlandılar. 31 Mart 2008 tarihinden itibaren de İnegöl Belediyesi tarafından trafiğe çıkışları yasaklandı.
NALBANTCILIK
Zorlu arazi koşulları insanların, hayvanlar için de bazı önlemleri almasını gerekli kılmaktadır. Geleneksel bir meslek olan nalbantlık at, eşek, katır gibi binek hayvanları ile inek ve öküz gibi besi hayvanlarının toynaklarına “Nal” adı verilen demir ayaklıkların takılmasıdır.
Bu hayvanların insan ve yük taşıdıkları düşünülürse, yürüyüşlerini direkt etkileyen nal çakma işlemi oldukça önemlidir. Nal takılması ile hayvana sıkıntı yaratan daha önceki bir problem giderilebildiği gibi, özensiz davranılırsa takılan yeni nal ile hayvanda yürümeyi zorlaştıran sıkıntılar oluşabilir.
O yüzdendir ki hayvanın sahibi nallamanın her aşamasında nalbantın yanında bulunur ve birlikte çalışır. Nalbant hayvanın tırnaklarını özel bir bıçakla keser. Hayvanın tırnağına göre hazırlanmış “nal” havyanın tabanına yerleştirilir.
Mıh denen köşeli, iri kafalı özel çivileri, belirlenmiş nalın deliklerinden ve hayvanın etine değmeyecek şekilde ve ucu tırnağın yanlarından çıkacak şekilde çakar.
Bu uçları kerpetenle keser ve üstüne çekiçle vurarak perçinler, Tırnağın çevresini törpü ile düzeltir. Atın ayaklarını periyodik olarak gözden geçirir hareket bozukluklarını tespit edip çeşitli tekniklerle düzeltmeye çalışır. Başlangıçta yalnızca metal olan nalların yerine asfaltta yürümede daha kullanışlı plastik nallarda geliştirilmiştir.
Birkaç ayda bir yapılan bu işlem hayvan için de farklı gelebilir. Ürküp huysuzluk yapanları da olur. Bu gibi durumlarda hayvanın iplerle ayaklarını yerden keserek tavana asılı bir şekilde nallandığı da olur. Dört ayağı da yerden kesilmiş hayvanın şaşkınlığı ve çaresizliği de farklı bir görüntüdür.
Askerlikte at ve katırın taşıdığı önemden dolayı ordularda bütün birimlerde nalbantlıkla ilgili birimlere önem verilirdi. Askerde öğrenilen mesleklerden biridir.
Askerde nalbantlığı öğrenip askerlik sonrası sürdüren kişiler biliyorum. Çekiç, kerpeten, mıh, özel bıçak, metal ve plastik nallar, sağlık ve hijyen malzemeleri, dezenfektanlar nalbantların kullandığı malzemelerdir.
Günümüzde ilçemizde faaliyet gösteren bir nalbant dükkanı yoktur. Az sayıda at sahibi de büyük ihtimalle bu sorunu kendi imkanlarıyla çözmeye çalışıyordur.
Nalbant Mustafa Ardıç, Hüseyin aydemir, Osman-Hüseyin Erşahin, Halil-Sait Işıksoy, Mustafa Sarışın mesleğin akılda kalan ustaları arasındadır.
OBUTÇULUK
At ve öküz arabalarının tekerleklerinin dışındaki koruyucu metalin üzerine tutturulduğu ağaçtan yapılan çember kısmıdır. Obutlar ya tek parça ağacın bükülerek çember haline getirilmesiyle ya da yapımı daha kolay olan dört parçanın birbirine eklenmesiyle imal edilmekteydi.
At arabasının imalatında her ne kadar öne çıkan bir meslek ismi olmasa da arabanın ayakta durmasını sağlayan çok önemli bir araba parçasıdır.
FIÇICILIK
Ağaç işçiliği oldukça gelişmiş olan İnegöl’de fıçıcılık da önemli bir yer tutmaktaydı. Daha çok tuzlanmış zeytinin saklanması amacıyla kullanılan fıçılara, genellikle Gemlik ve Mudanya’daki zeytin üreticileri rağbet göstermekteydi. Zeytin fıçılarının yanı sıra “yayık” ve turşu fıçısı da üretilmekteydi. Fıçılar, genellikle sıvı ürünlerin saklanmasında kullanıldığı için ahşabın su sızdırmayacak kadar sıkıştırılması, büyük bir ustalık ister. Günümüzde Erdoğan Erkuş ve çocukları, ailelerinden devraldıkları fıçıcılık mesleğini halen sürdürmektedir.
BAKIRCILIK - KALAYCILIK
Bakırcılık mesleğinde İnegöl önemli bir üretim merkezi idi. İstanbul’dan ham bakır alıp işleyip satarlarmış. 1950’li yıllarda kırka yakın usta meslekte imiş. Zamanla alüminyum ve diğer metallerle de tencere, tava, gibi ev aletleri kullanımı yaygınlaşınca o ürünlerinde alım satımını yaptılar. Züccaciye ile birlikte yapanları da vardı. Ragıp-Cemal-Eşref-Şevket Çilek kardeşler, Ali Güçlü, Necati-Şeref Çeşit, Mustafa Yerekonmaz, Asım Ercağlı, Zeynel Metingöz, Hasan Yalım, Rüştü Yılmazsoy, Adem Hassoy, Sebahattin Şahar, Mustafa Halis, Yıldırım Dizdar, Ahmet Özdemir bakırcılığın akılda kalan önemli ustalarıdır. Recep Serbest adlı ustamız çarşıda tamir-bakım yaparak mesleği sürdürmektedir.” Kalaycılık da çarşımızın günümüzde devam etmeyen mesleklerindendir. Çarşıda bakırcıların devamındaki bölgede yer alırlardı. Bakırcılar gibi onlarda başka mesleklere yöneldiler. HasanCumhur Zengin, Süleyman Ulama, İsmail-Ahmet Ulama, Yusuf Güçlü, Zeki Özaras, Hüseyin Akdağ, Mehmet Çeşit, Mehmet Erezkaya, İbrahim Güçlü gibi esnaflar mesleğin akılda kalanlarındandır.
AYI OYNATICILIĞI
Evliya Çelebi (1611-1682) Seyahatnamesinde, İstanbul'da 70 kadar ayı oynatıcısı olduğunu ifade etmiş. Görüldüğü gibi "Ayı oynatıcılığı" 400 yıldan fazla bir süre ülkemizde meslek olarak varlığını sürdürmüş. Ayıcılar, sokak sokak, mahalle mahalle ayısıyla dolaşır, kalabalığı görünce bir komutla ayısını oynatmaya başlar, gösteri karşılığında da seyredenlerden para toplardı.
Ayıcının def sesini duyan herkes sokağa fırlar, çocuklar oyunlarını bırakır ayıcının peşinde dolaşırlardı. Ayıcının ayıyı yönlendirdiği bir değneği, sırtında bir torbası bir de defi bulunurdu. Ayıcı defini çalarken şarkı da söyler, bir yandan kendi oynar, bir yandan da ayısını oynatırdı. Kocaman hayvanı elindeki def ile yönetirdi. Gösteriyi çocukların dışında büyükler de merakla seyrederdi.
Seyredenlerin en ilgi duyduğu şey ayının taklit yapmasıydı. Tedbir amacıyla, ayının tırnakları kesik, ayının zinciri de ayıcının beline dolanmış olurdu. Ayıcı burnunun ucuna taktığı zinciri çekerek, ayıya istediği hareketi yaptırmaya çalışırdı. Beton zemine yüzüstü yatarak, ücret karşılığı, ayıcının kontrolünde ayıya sırtını çiğnetmek de yaygın bir alışkanlıktı.
Gösteri esnasında ayıcı, kendisini anlıyormuş gibi ayıya seslenir, elindeki değneğin etrafında dönmesini isterdi. "Haydi kocaoğlan hamamda kocakarılar nasıl bayılıyor", "Nasıl göbek atıyor göster" gibi sözcüklerle komutlar verir, ayı da komutlara uygun hareketler yapardı. Bu süreç ayılar için henüz yavru iken sıkıntılı, acılı bir öğrenme geçmişi anlamına da geliyordu.
Yavru iken alınan ayıların ön ayaklarını koyacakları yere sıcaklık vererek arka ayakları üzerinde kalkmaları öğretirlermiş. Bu işlem ayı her def sesinde bu durumu tekrar eder hale gelene kadar sürermiş. Türkiye'de ayı oynatıcılığının sona ermesinde yabancı turistlerin şikayetleri etkili olmuş.
1992 yılında İngiltere merkezli WSPA (Dünya Hayvanlarını Koruma Derneği) ülkemiz sokaklarında dans ettirilen hayvanların kurtarılması amacıyla Orman Bakanlığımız ve Uludağ üniversitesi Veterinerlik Fakültesiyle bir kampanya başlattı. Ayılar toplandı, bir süre tedavi ve eğitim sonrası doğal ortamlara bırakıldılar. Ayı oynatıcılığı da ülkemizde meslek olmaktan çıkmış oldu.
YORGANCILIK
Yorgancılık, geçmişte hemen her mahallede karşılaşılan ve günlük yaşamın önemli ihtiyaçlarından birini karşılayan geleneksel el sanatları arasında yer alıyordu. Yorgancı ustaları, pamuk veya yünü hallaç yardımıyla kabartır, ardından hazırlanan dolgu malzemesini kumaşların arasına yerleştirerek el emeğiyle yorgan dikerdi.
Yünlü ve pamuklu yorganlar günümüzde de evlerimizde kullanılmaya devam etse de yeni yorgan türleri, ev tekstilinde konfeksiyonun yaygınlaşması, yorgancılığı ilçede gerileyen meslekler arasına soktu. Tahsin-Vasıf-Mustafa Yastıkçı, Mustafa Cum, Ahmet İzgi, Yılmaz Babacan, Emin Topaç, Süleyman Genç, Mehmet Serpen, Ahmet Yürür, Mehmet Sade, Sabri Sade, Nuri Sade, Coşkun Sade, Salim-Coşkun-Mehmet Tetik, Mehmet Hansu, Hayrettin Çağan, Mehmet Emin Kelebek mesleğin akılda kalan ustalarındandır. Ergen Genç adlı ustamız İstanbul’da çalıştığı 1970’li yıllarda, İstanbul Yorgancılar Odası tarafından İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’e hediye olarak yaptırılan yorganı hazırlayan dört kişilik ekibin içinde yer almıştır. Eskiye oranla azalsa da meslek ilçemizde sürmektedir. Bir zamanlar mahalle kültürünün ve çeyiz geleneğinin önemli bir parçası olan yorgancılık, teknolojik gelişmeler, değişen tüketim alışkanlıkları ve el emeğine gösterilen ilginin azalması nedeniyle unutulmaya yüz tutan meslekler arasına girmiştir.
FUTBOL TOPU ÜRETİMİ
İlçemizde futbol topu üretimi 1950’li yıllarda Süleyman Arabacılar tarafından başladı. Büyük bölümü Süleyman Arabacılar’ın yanında yetişen, Dahil-Mustafa Pehlivan, Hüseyin Akçasu, İsa Demir, Asım Şen, Adem Ulu, Adem Dönmez, Bilal Dönmez, Eyüp Varışlısoy, Ali Onay, Halil Onay, Bekir Akgüller gibi değerli ustalar futbol topu üretimini ağırlıklı olarak Beylik Handa, kısmen de Karlıova Hanında yerine getirdiler. İnegöllü ustaların ürettiği toplar başta İstanbul olmak üzere ülkenin her tarafına pazarlanırdı. Serigraf baskı top üretimi de yapıldı. Yapıştırma top üretimine geçildikten sonra da bir dönem top üretimi ilçemizde sürdü. Bu dönemde Nuri Acar, İrfan Acar, Nuri Günyüz, Rıfat Şar, İlhan İşçi, Taner Dizdar, Tarık Özel gibi işletmeciler futbol topu imalatı yaptılar. İlçedeki top üretimi günümüzde sürmüyor.