Yetim, Vakıf ve Kamu Mallarının Yönetimi

Abone Ol
Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Rüşd çağına ulaşıncaya kadar, yetimin malına, en güzel olanın dışında yaklaşmayın Adalet gereği, ölçüyü ve tartıyı tam yapın Bununla birlikte Biz, bir kimseye ancak gücünün yeteceği yükü yükleriz. Görüş belirttiğiniz zaman, yakınınız olsa bile, adaletli davranın Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin İşte Allah size, düşünüp öğüt almanız için, böylece öğüt vermektedir." (En'am, 6/152).
Yukarıdaki ayette, kendi malını yönetmekten aciz olan yetimin malını yönetmenin esaslarına yer verilir. Küçük yaşta ana babasını veya yalnız babasını kaybeden çocuğa yetim denir. Yetime kalan miras malı, kendisi ergenlik çağına ulaşınca, hemen teslim edilmez ve tecrübe kazanarak, aldatılmadan malını yönetebileceği bir olgunluğa ulaşması beklenir. Rüşd yaşı denilen bu yaş, ülkelerin kültür seviyesine göre değişir. 18-21 yaş arası uygulamalar vardır. Nitekim Osmanlı Devleti'nde, 19-20 yaş, genel olarak rüşd yaşı kabul edilmiştir. Günümüz Türkiye Devleti uygulamasında, 18 yaşı dolduran erkek veya kadın reşid sayılır ve kendi başına her türlü hukuki tasarrufu yapabilir.
İşte, ayete göre rüşd yaşına ulaşıncaya kadar, yetime ait olan mal varlığının en güzel şekilde işletilmesi gerekir. En güzel işletme de rasyonel ve rantabl olan, malın artmasını sağlayan, onu zarardan koruyan, basiretli bir tüccarın yönetim şeklini ifade eder.
Bu duruma göre, yetimin vasisi, onun malını işletirken "ahsen (en güzel) yönetim" ilkesine uymak zorundadır. Bu da yetimin malını satarken veya kiraya verirken rayiç bedelleri gözetmeyi gerektirir. Bu konuda bir takım koruyucu ilke ve esaslar getirilmiştir. Ezcümle, yetimin malı, "fahiş gabin" ölçüsünde düşük bedelle satılır ya da aynı şekilde düşük bedelle kiraya verilirse, yapılan sözleşmeler geçersiz (batıl) sayılmıştır. Yetim adına satın alınacak veya kiralanacak yer için de aynı ilke geçerlidir. Yetime ait mallar karlı şekilde işletilemez ve sürekli zarar meydana geleceği belli olursa, işletmeleri durdurup, eldeki mallar yetim için en yararlı olabilecek altın, döviz veya gayri menkul alımı gibi bir alana yatırım yapılarak, mal varlığı koruma altına alınır ve rüşd yaşına ulaştığında kendisine teslim edilir. (bk. Ali Haydar Duraru'l-Hukkam, I, 588, 589; Mecelle, mad. 165). Fahiş gabin ölçüsü Hanefilere göre; taşınmazlarda 20, hayvanlarda 10, taşınır mallarda 5 ve daha çok oranda rayiç bedellerin dışına çıkmakla gerçekleşir. Gerçek maliklerinin tasarruf edemediği vakıf ve beytülmal (kamu) malları da "yetim malı" hükmünde sayılmıştır.
Yukarıda yetim malı için öngörülen bu ölçüler, temsil yoluyla yönetilen vakıf ve beytülmal (kamu) mülkleri için de geçerlidir. Kısaca, belirtilen bu üç çeşit yetim, vakıf ve kamu mallarının satılması veya kiraya verilmesi, rayiç bedel üzerinden olmalıdır. Satış veya kira bedeli fahiş gabin ölçüsünde düşük olursa akit batıl olur. Satın alandan veya kiracıdan, ya farkı tamamlaması ya da satın alınan veya kiralanan yeri boşaltması istenir. Zaruret olmadıkça yetim, vakıf ve beytülmale ait gayri menkullerden dükkan, mesken ve benzerlerinin bir yıllığına, arazilerin ise en fazla üç yıllığına kiraya verilmesi asıldır. Vakfın ve aynı hükme tabi olan malların korunması ve amaca uygun gelir sağlanabilmesi için bu sınırlamalara gerek duyulmuştur. Hanefilerde fetvaya esas olan görüş budur. Ancak vakfın onarılması için acele paraya ihtiyaç olursa, kira süresi, kira bedeli peşin alınarak uzatılabilir (Geniş bilgi için bk. H. Döndüren, Günümüz Vakıf Meseleleri, 1998 İstanbul; Delilleriyle Ticaret ve İktisat İlmihali, İstanbul 1993, s.276-279).
Günümüzde vakıf gayri menkullerin; hazine, özel idare, belediyeler, emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu gibi devlet kurum ve kuruluşlarına ait malların satımı veya kiraya verilmesi de İslami açıdan aynı hükümlere tabidir. Ancak bu kuruluşlara ait iş hanı, otel, santral garaj, iş yeri vb tesisler araştırıldığında rayiç bedelin çok altında bir bedelle kiraya verildikleri ve özellikle pek çok vakıf gayri menkullerin çeşitli devirlerde "istibdal (hakim kontrolünde satılıp, parasıyla akar yerine akar satın alma)" esasları gözetilmeden, şahısların mülkiyetine intikal ettikleri görülür. Bunlar topluma ait mülkler olduğu için, kamu yararı gözetilmeksizin yapılan bu gibi tasarrufların, tasarruf sahipleri için uhrevi bakımdan ne kadar riskli olduğu açıktır. Devletin yönetim velayetini üzerine aldığı toplum mülklerinin satışı veya kiraya verilmesi halinde, "rayiç bedel" prensibinin uygulanması durumunda, vakfiyelerde yer alan hayır hizmetlerinin gerçekleşmesiyle; eğitim, sağlık, yoksulluk, işsizlik ve emeklilik gibi sosyal problemlerin devlete yük olmadan önemli ölçüde çözüleceğinde şüphe yoktur (Ayrıca bk. İsra, 17/34; Nisa, 4/36).
Bu gibi mülkleri elinde ve yönetiminde bulunduranların, bunları emanet bilerek, hakları hak sahiplerine ulaştırmada, hassas olması beklenir. Çünkü büyük buluşma ve hesaplaşmada, ince terazi bunları tartacak, dünyada sahibine ulaşmayan haklar orada sahibini bulacaktır.
DİPNOT: 1) Çelik Yayınları arasında çıkacak olan, "Evrensel Çağrı -Fıkhi Tefsirli Kur'an-ı Kerim Meali" mizden.
.