YARATAN RABBİ’NİN ADIYLA OKU

Abone Ol

İslam, Cenab-ı Hakk'ın insanlık alemine son mesajı olup, kıyamete kadar olacak bilimsel gelişmelere uygun bir ilim ve araştırmaya teşvik etmiştir.

Mekke'de ilk inen Alak suresinde bu konuya şöyle yer verilir:

"Yaratan Rabbinin adıyla oku O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediklerini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir."1

Fahreddin Razi, yukarıdaki ayetten, Kur'an'ı okurken besmele çekmenin gereğini istidlal etmiştir.

Çünkü ayette Rabbinin adıyla, O'nun yardımını dileyerek okuması emredilmiştir. Diğer yandan okuma emri genel anlamda; bilim, kültür ve san'atın çok gelişeceğine işaret eder.

HERŞEYDE YARATICI DİKKATE ALINMALI

Nitekim önceki peygamberler dönemine göre, bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği ve bunun okuma, bilgilenme ve bu bilgiyi sürekli geliştirme yoluyla gerçekleştiği bilinmektedir.2

Günümüz pozitif bilimleri Allah'ın yarattığı nesneler üzerinde araştırma yapar, konuları deney ve tecrübe süzgecinden geçirip, kesin bilgiye dönüştürmeye çalışır. Bunu yaparken arka planda bütün bunları yaratan ve düzenli bir şekilde varlıklarını sürdüren yüce yaratıcının unutulmaması gerekir.

Yaratıcı dikkate alınmadığı zaman bilim adamı böbürlenerek her şeyi kendi yapmış, keşfetmiş ve olmayan bir şeyi ortaya çıkarmış gibi düşünür. Adeta yaratıcı ile yarışa kalkışır.

Oysa tabiat bilimlerinde üzerinde çalışılan nesne maddi varlıklar, tıp biliminde insan varlığı, zooloji ve veterinerlik biliminde hayvanlar alemi, botanik bilimi bitkiler alemi incelenir ve bunların var oluş hikmetleri, karşılaştıkları hastalıklar ve gelişmeler izlenir.

Bunlar Cenab-ı Hakk'ın yaratıp insanın hizmetine sunduğu varlıklar olup, asıl nimet sahibinin unutulmaması gerekir. Bu da ilim çalışmalarına Allah'ın adıyla başlanmasını ve o yüce yaratıcının her safhada unutulmamasını gerekli kılar.


BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?


Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır."3

ukarıdaki ayette, "bilenlerle bilmeyenlerin eşit olamayacağı" belirtilerek mü'minler ilme teşvik edilmiştir. Ayette ilim edinmeye, araştırma yapmaya ve aklını kullanmaya teşvik vardır.

Kur'an'da "ilim" sözcüğü 105 yerde geçer, bu kökten gelen diğer sözcüklerle

birlikte bu sayı 859'a ulaşır. Akıl, fikir ve zikir gibi sözcükler de buna eklenirse, İslam'ın bilime ve aklı kullanmaya ne kadar önem verdiği anlaşılır.

Cürcani, ilmi şöyle tanımlar: "Gerçeğe ve vakıaya uygun düşen bilgi ve kanaattir." (Ta'rifat).

Her inananın dini görevlerini yerine getirecek, helal ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayıracak kadar bilgi sahibi olması farzdır. Bunlara "zarurat-i diniyye" denir.

İLİM ÖĞRENMEK FARZDIR

Hadiste şöyle buyurulur: "İlim elde etmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır."4

Tıp, matematik, teknik ve savaş bilimi gibi toplum için gerekli olan bilgileri öğrenmek ise, "kifai farz" dır. Bu bilgiler toplumun bütünü tarafından terk edilirse, bütün toplum sorumlu olur.

Sırf övünmek ve başkalarına karşı üstünlük taslamak amacıyla ilim öğrenmek mekruhtur. Ayetlerde Allah'tan ancak ilim sahiplerinin korkacağı (Fatır, 35/28), ilim sahiplerinin derecelerinin yükseltileceği (Mücadele, 58/15) bildirilir.

Burada alimden kastedilen, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını bilip, O'nu ulu ve yüce sayan bilginlerdir. Ebu Hanife, Ömer İbn Abdilaziz ve İbn Sirin'e göre "haşyet (korku)" dan maksat, Allah'ı yüce sayma ve O'na duyulan büyük

saygıdır.

Hz. Peygamber'in ilmi teşvik eden hadislerinden bazıları şunlardır: "İlim elde etmek için yola giden kişiye, Allah cennet yollarından birini açar.

Melekler bu kişinin işini kolaylaştırmak için kanatlarını yere sererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta sudaki balıklaralim için Allah'tan rahmet dilerler.

ALİMLER PEYGAMBERLERİN MİRASÇILARIDIR

Alimin, bilmeden ibadet edene üstünlüğü, on dördünde olan ayın yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin mirasçısıdır.

Peygamberler ne altın, ne de gümüş bırakmamış, ancak miras olarak ilim bırakmışlardır. Kim ilmi almışsa büyük ve değerli bir şeye sahip olmuş demektir."5

"Kim ilim elde etmek için evinden çıkarsa, geri dönünceye kadar Allah yolundadır."6

"Allahım Bana öğrettiklerinle beni yararlandır, bana yararlı ilim öğret ve ilmimi artır."7 "Yararsız ilimden Allah'a sığınırım."8


Bir bilim adamının bildiğini açıklaması, sorulduğu zaman gerçeği söylemesi gerekir. Aksi durumda sorumlu olur.

İLİM GİZLENMEZ

İbn Abbas'tan rivayete göre, Muaz İbn Cebel ve kimi sahabeler Yahudilere Tevrat'taki bazı hükümleri sorunca, onların bu bilgileri gizlemesi üzerine şu ayet inmiştir.

"İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitap'ta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet edenler lanet eder.

Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar bunun dışındadır. Çünkü ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çok kabul eden, çok merhamet edenim." 9

Ebu Hüreyre'nin, bu iki ayeti okuyarak, "Eğer Allah'ın kitabındaki bu ayetler olmasaydı, size hiçbir hadis rivayet etmezdim." dediği nakledilmiştir.10

Onların gizlediği bilgiler arasında recm cezası ve Hz. Peygamber'in geleceğini bildiren haberler vardı.

Ancak bu konudaki bilgileri gizlemeyenler ayette şöyle övülür: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygambere uyanlara gelince, işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar."11

Hadis: "Kendisine bir ilim sorulup da, bunu gizleyen kimseye kıyamet gününde ateşten bir gem vurulur."12

Diğer yandan kimi alimler, ilmi gizlemeye yol açacağı korkusuyla, yukarıdaki ayete dayanarak, Kur'an okuma karşılığında para almanın caiz olmadığını söylemiştir.

Ancak sonraki gelen (müteahhirun) alimler ücret veya maaş alınmadığı takdirde dini görev ve çalışmaların ihmal edileceğini düşünerek dini ilimlerin eğitim, öğretim ve tebliğinde görev yapanların, bu hizmetleri karşılığında ücret alabileceklerine dair fetva vermişlerdir.

.