VAHİY İLE SÜREKLİ TEMASIN PSİKOLOJİK İYİ OLUŞ VE ANLAM ÜRETİMİ ÜZERİNDEKİ ROLÜ-8

Abone Ol

Böylece vahiy temelli anlamın birey tarafından içselleştirilmesi, psikolojik iyi oluş açısından koruyucu bir faktör haline gelmektedir. Birey, yaşadığı zorlukları “ilahi bir imtihan” ya da “Allah ile iş birliği” perspektifinden değerlendirdiğinde, kontrol kaybı hissi azalmakta ve umut duygusu güçlenmektedir. Bu durum, anlamın yalnızca bilişsel bir yapı değil, aynı

zamanda doğrudan psikolojik dengeyi etkileyen bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır(Krok, 2015). Dolayısıyla bu süreç, vahyin yalnızca anlam sunan bir yapı olmadığını; bireyin anlam üretim sürecini yöneten ve psikolojik iyi oluşunu inşa eden kurucu bir mekanizma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak vahiy, bireyin sadece entelektüel merakını gideren bir bilgi kaynağı değildir. Aksine vahiy, bireye dünyayı kutsal bir perspektiften okuma imkanı sunarak onun yaşamını tutarlı, amaçlı ve değerli bir bütün haline getirmektedir.

Bu yönüyle vahiy, Frankl’ın ifade ettiği anlam ihtiyacını en kapsamlı şekilde karşılayan ve bireyin psikolojik dayanıklılığını derinleştiren temel bir yapı olarak değerlendirilebilmektedir. Bu bağlamda vahiy, bireye yalnızca anlam sunan bir kaynak değil; anlam üretiminin bizzat kendisini organize eden kurucu bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.

Vahiy ile Temasın Psikolojik Dönüştürücü Etkisi: Bir Vaka İncelemesi ( Hz. Yunus )

Vahiy ile kurulan temasın bireyin psikolojik yapısı üzerindeki dönüştürücü etkisini somutlaştırmak açısından Hz. Yunus örneği dikkat çekici bir model sunmaktadır. Bu örnek, yalnızca tarihsel bir anlatı değil; aynı zamanda kriz, anlam kaybı ve yeniden inşa süreçlerini içeren derin bir psikolojik deneyim olarak değerlendirilebilir.

Hz. Yunus’un kavmini terk etmesiyle başlayan süreç, bireyin beklenti, hayal kırıklığı ve kontrol kaybı yaşadığı bir kırılma anına işaret etmektedir. Bu durum, Kur'an’da “Zünnûn’u (Yunus’u da zikret); o öfkeli bir halde çekip gitmişti…” (21/87) ifadesiyle dile getirilmektedir.

Bu bağlamda yaşanan durum, bireyin anlam çerçevesinin sarsıldığı ve yön duygusunun zayıfladığı bir evre olarak okunabilir. Nitekim denize atılması ve balığın karnında kalması, yalnızlık, çaresizlik ve içe kapanma gibi yoğun psikolojik durumların sembolik bir ifadesi niteliğindedir.

Bu kriz anı, vahiy ile kurulan derin temasın yeniden devreye girdiği bir dönüşüm eşiğine karşılık gelmektedir. Hz. Yunus’un “Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn

(Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim; gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum) (21/87), yalnızca bir yakarış değil; aynı zamanda bireyin kendi konumunu yeniden değerlendirdiği ve anlam çerçevesini yeniden kurmaya başladığı bir bilinç dönüşümünü ifade etmektedir.

Bu noktada vahiy ile temas, bireyin dış koşullarını değiştirmeden önce onun bu koşulları anlamlandırma biçimini dönüştüren bir işlev üstlenmektedir.

Bu dönüşümle birlikte bireyin psikolojik yapısında belirgin bir yeniden üretim gerçekleşmektedir. Önceki süreçte hakim olan kontrol kaybı ve yönsüzlük hissi, yerini kabullenme, sorumluluk alma ve ilahi düzene güven duygusuna bırakmaktadır.

Bu sürecin sonucu Kur'an-ı kerimde “Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.” (21/88) ifadesiyle ortaya konulmaktadır. Bu durum, vahyin yalnızca bir teselli mekanizması olmadığını; bireyin içsel dengesini yeniden kuran aktif bir anlam üretim sistemi olduğunu göstermektedir.

Ş. Betül DEĞİRMENCİ

İlahiyatçı & Yüksek Kimyager

Kaynak: gencgazete.net