SUNGUR PAŞA’NIN HİZMETLERİ / YILDIRIM BAYEZİD’İN EVLİLİĞİ-1

Abone Ol

Osmanlı kroniklerinde Ak Sungur’un adının geçtiği konulardan biri de, Yıldırım Bayezid’in 1381 yılında Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun ile gerçekleştirdiği evliliktir.

Tarihi kaynaklardan aktarıldığı üzere düğün merasimi için Bursa Kadısı Koca Mahmud Efendi ile Emir-i Âlem Ak Sungur Ağa başkanlığında bir heyet görevlendirilmiştir. Bu heyette, Çavuşbaşı Timur (Demir) Han, Yıldırım Bayezid’in dadısı, Kadı Mahmud ve Ak Sungur’un eşleriyle birlikte, Sungur Paşa’nın emrinde bulunan 1.000 kapıkulu askeri dâhil olmak üzere toplam 3.000 kişilik bir düğün alayı yer almıştır. (Çınar, 2015)

Kütahya’ya gönderilen bu kalabalık heyet büyük bir ihtiramla karşılanmış; Süleyman Şah, düğünün kendi kısmını Kütahya’da icra etmiş, çeşitli ziyafetler tertiplemiş ve hediyeler takdim etmiştir. Gelin, Ak Sungur Ağa’nın eşi ve şehzade Bayezid’in dadısına teslim edilmiştir.

Bu evlilik vesilesiyle Germiyanoğlu tarafından çeyiz olarak verilen Kütahya, Simav,Eğrigöz ve Tavşanlı kalelerinin teslim alma işlemlerini bizzat yürüten Emir-i Âlem Ak Sungur Ağa, söz konusu kalelere derhal asker yerleştirerek güvenliği sağlamış, ardından gelin alayını emniyet içinde Bursa’ya ulaştırmıştır. (Âşıkpaşazâde, 2003), (Hoca Sâdeddin Efendi, 1979), (Öcalan, 2016)

Kapıkulu askerleriyle birlikte toplamda 3.000 kişilik bir düğün alayının güvenliğinin yanı sıra, çeyiz olarak verilen Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı kalelerinin teslimi gibi kritik görevler, ancak padişahın mutlak güven duyduğu, askerlerin sevk ve idaresini üstlenebilecek bir otoriteye sahip, tecrübeli ve güvenilir bir devlet adamı olduğunun göstergesidir.

Gelin alayında Ak Sungur Ağa'nın eşinin bulunması ve gelinin doğrudan Bayezid'in dadısı ile Ak Sungur Ağa'nın eşine emanet edilmesi, hanedanının en mahrem dairesine kabul edilecek kadar yüksek bir sosyal statüye sahip olduğunu gösterir. Bu durum, özellikle Ak Sungur Ağa'nın Osmanlı hanedanıyla olan bağın en somut bir örneğidir.

KIZIL MURAD’IN KİMLİĞİ ÜZERİNE

Osmanlı tarihinin erken dönem şahsiyetlerinden biri olan Kızıl Murad, kroniklerde adına doğrudan yer verilmeyen; ancak vakfiye ve tahrir defterleri gibi birincil kaynaklarda izine rastlanan önemli bir figürdür. Osman Gazi’nin altı oğlundan biri olan ve 1324 tarihli Mekece Vakfiyesi’nde adı Melik Bey olarak geçen ismin bir unvan olabileceği; asıl adının Kızıl Murad veya Murad Arslan olduğu düşünülmektedir. Aynı vakfiyeden de anlaşılacağı üzere Kızı Murad’ın Melek adında bir kızı olduğu bilinmektedir. (Turgut, 2019)

Kızıl Murad adlı şahsiyetin, Orhan Gazi’nin dünürü ve I. Murad’ın kayınpederi olan Kızıl Murad Bey ile aynı kişi olabileceği değerlendirilmektedir. Nitekim kaynaklarda Melik Bey’in Melek Hatun adında bir kızının bulunduğu anlaşılmakta; bu kız, Paşa-Melek Hatun olarak da anılan ve Murad Hüdâvendigâr ile evlenen şahsiyettir. Bu doğrultuda, Kızıl Murad Bey’in PaşaMelek Hatun’un babası ve dolayısıyla I. Murad’ın kayınpederi olduğu anlaşılmaktadır.

Osmanlı kroniklerinde adına rastlanmamasına rağmen, tahrir defterlerinde Kızıl Murad’ın ismine birçok kez rastlanmaktadır. Örneğin, 1521 yılı tahrir defterlerinde yer alan bilgilere göre Adaöyük (bugünkü Hamzabey) köyünde bulunan bir çiftlik, Murad Hudâvendigâr tarafından Kızıl Murad Zâviyesi’ne vakfedilmiştir. Kızıl Murad’ın vefatının ardından, kızı Paşa Melek tasarruf etmiş; onun ölümünden sonra ise görev boş kaldığı gerekçesiyle Mevlânâ Nureddin’e sadaka olarak verilmiştir.

XVI. yüzyıla ait tahrir kayıtlarında Kızıl Murad Zâviyesi’yle ilişkilendirilen Koçi (Sungurpaşa) Köyü’nde, ilk iki sayımda toplam 17 hane ve 5 mücerred olmak üzere 22 neferin yaşadığı görülmektedir. Ancak sonraki sayımda köy nüfusunun artış gösterdiği ve 35 hane ile 35 mücerredden oluşan toplam 70 nefere ulaştığı anlaşılmaktadır. Köyün yıllık hâsılı ise ilk sayımda 3945 akçe, ikinci sayımda 1083 akçe, son sayımda ise 4100 akçe olarak kaydedilmiştir. (Bağcı, 2024) (DEVAM EDECEK)

RIDVAN PAL