SOKAĞIN RUHUNU KURTARALIM-1

Abone Ol

Yan yana yaşama sanatını öğrenmeliyiz.

Hayatın her anında, metrobüs kuyruğundan kütüphane sessizliğine kadar sürekli bir aradayız. Peki, aynı gökyüzünün altında, ortak alanlarda birbirimizin ruhunu daraltmadan, huzur içinde yaşamayı ne kadar becerebiliyoruz?

Gelin, bizi "biz" yapan o görünmez bağları, yani adabımuaşereti biraz dertleşelim.

Sevgili okurlar, sabah evden çıkıp sokağa adım attığımız andan itibaren aslında devasa bir ortak yapımın parçası oluyoruz.

Hayat bizi her an bir yerlerde buluşturuyor; bazen bir otobüs durağında, bazen bir hastane koridorunda, bazen de bir park bankında yan yana geliyoruz.

İşte tam bu anlarda toplumsal hayat, sırtımıza çok tatlı ama bir o kadar da hayati bir sorumluluk yüklüyor: Yalnızca kendini düşünen o bencil insan kabuğundan çıkıp, toplumun faydasını gözetmek.

Açık konuşalım; birbirimizle uyumlu ilişkiler kurmak, toplumsal huzur ve sağlığımızı korumak ancak bu ortak alanlarda sergilediğimiz tutumlarla mümkün.

Küreselleşme sağ olsun, artık kütüphaneden sinemaya, camiden trafiğe kadar her yerde uymamız beklenen evrensel görgü kuralları, yani adabımuaşeret kalıpları oluştu.

Gelin bugün; okullardan sokaklara, hayatı paylaştığımız o alanlarda neyi ne kadar doğru yapıyoruz, samimi bir aynaya bakalım.

ORTAK ALANLARIN ALTIN KURALLARI

Nerede olursak olalım, işin temeli kişisel temizlikten ve çevreye saygıdan geçiyor.

Toplu alanlarda tuvaletleri temiz bırakmak, öksürürken ya da hapşırırken ağzımızı bir mendille veya en azından kolumuzun iç kısmıyla kapatmak, çevreyi kirletmemek sadece bir kural değil, adabımuaşeretin en yalın halidir.

Bir de işin nezaket boyutu var tabii. Bir mekânın girişinde veya çıkışında; yaşlılarımıza, kadınlarımıza, çocuklarımıza ve özel gereksinimli bireylerimize öncelik tanımak o alandaki düzeni ne kadar da kolaylaştırıyor, farkında mısınız?

Asansörde, merdivende sıramızı beklemek, insanlarla uygun bir ses tonuyla konuşmak aslında karşımızdakine verdiğimiz değerin, toplumsal huzura sunduğumuz katkının birer göstergesi.

EĞİTİMİN KALBİ OKULLARDA ATAR

Geleceğimizin filizlendiği okullarımız, adabımuaşeretin en çok hayat bulması gereken yerlerin başında geliyor. Eğitim ve öğretimin huzurla sürmesi; öğretmen, öğrenci ve okul çalışanları arasındaki o sağlıklı, samimi iletişim iklimine bağlı.

Sınıflarda, laboratuvarlarda veya atölyelerde uyumun sırrı aslında çok basit adımlarda saklı: Öğrencilerin derse zamanında girmesi, öğretmen içeri buyur ettiğinde sessizce ayağa kalkılması, derste söz alarak konuşulması (ve öğretmene saygılı bir üslupla hitap edilmesi... Arkadaşlık ilişkilerinde ölçüyü kaçırmamak ve izin almadan sınıftan dışarı çıkmamak sınıfın huzurunu doğrudan belirliyor.

Sadece sınıflar mı? Elbette hayır. Kantin ve yemekhaneye girmeden önce elleri yıkamak, o upuzun kuyruklarda sıraya sadık kalmak, yemek bitince artıkları ayrıştırarak çöpleri ait olduğu yere, çöp kutusuna atmak tam bir görgü ve nezaket nişanesidir. Bu özen, kantindeki kaosu bir anda düzene çevirir. Unutmayalım; öğretmeninden yardımcısına, kantincisinden velisine kadar okuldaki herkesle konuşurken üslubumuza dikkat etmek, okulu ve çevresini toplumsal barışın merkez üssü haline getirir. (DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)

AYŞE ŞEN BAYRAKTAR

Kaynak: Adab-ı Muaşeret Ders Kitabı-MEB