Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Osmanlı’nın en sancılı dönemi olan Fetret Devri, sadece taht kavgalarına değil, koca bir imparatorluğu sırtlayan akıncı ailelerinin de tasfiyesine sahne oldu. İşte o fırtınalı günlerde, Rumeli’yi titreten Üsküp Sancak Beyi Paşa Yiğit’in yolu, siyasetin kirli yüzünden kaçarak Bursa ve İnegöl’ün sakin topraklarına düştü. İşte bir uç beyinin sessiz sedasız nihayete eren çarpıcı yaşam öyküsü…
Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biri olan 1389 yılından itibaren, Yıldırım Beyazıt devrinin sonuna kadar yıllarca Üsküp Sancak Beyliği görevini yürüten bir isim vardı: Paşa Yiğit. O, Osmanlı askerî tarihine damga vuracak olan ve "Turahanlar" lakabıyla anılan meşhur akıncı ailesinin soy kütüğünü, yani temelini oluşturan muazzam bir komutandı.
Paşa Yiğit, sadece iyi bir asker değil, aynı zamanda müthiş bir eğitmendi. Bir taraftan öz oğlu Turhan Bey’i geleceğin büyük komutanı olarak yetiştirirken, diğer taraftan da asil bir Sırp krallık hanedanına mensup bir çocuğu manevi evlat edinmişti. Türk ve İslam ananelerine göre özenle büyüttüğü bu çocuk, gelecekte Mühtedî Sarı İshak Paşa (Gazi İshak Bey) olarak tarih sahnesine çıkacaktı. Manevi evladı İshak Bey, Sultan II. Murad devrinde Sırbistan’ın başkenti Semendire’nin fethinden sonra bu şöhreti yakalayacak ve babası Paşa Yiğit’ten sonra Üsküp Sancak Beyliği görevine getirilecekti. Diğer yanda ise öz oğlu, Mora fatihi Turhan Bey, babasından devraldığı akıncılık sancağını gururla taşımaya devam edecekti. Ancak kader, Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı'ndaki mağlubiyeti ve ölümüyle yön değiştirdi.
Yıldırım Beyazıt’ın vefatının ardından Osmanlı, tam on yıl süren ve "Fetret Devri" olarak bilinen derin bir kaosa sürüklendi. Bu süreçte genel siyasi durum altüst oldu ve başta Paşa Yiğit olmak üzere Turahanlar ailesinin siyasi yelpazedeki güçlü yeri sarsılmaya başladı. Siyasi iktidar uğruna Rumeli'de birbirine düşen kardeşler—Süleyman, Musa ve Mustafa Çelebiler—Osmanlı devlet ricalinin ve akıncı komutanlarının parçalanmasına, kutuplaşmasına sebep olmuştu.
Nihayet 1413 yılında Çelebi Sultan Mehmed, kardeşlerini bertaraf ederek Edirne’de Osmanlı tahtına tek başına oturmayı başardı. İlk iş olarak Rumeli akıncı beylerinin Fetret Devri boyunca sergiledikleri tutum ve davranışları masaya yatırdı. Siyasi istikrarı sağlamak adına sert bir tasfiye harekâtı başlattı.
İşte bu tasfiye dalgası Paşa Yiğit’i de vurdu. Öz oğlu Turhan Bey ve manevi evladı Gazi İshak Bey stratejik önemdeki Rumeli topraklarında bırakılırken, baba Paşa Yiğit adeta halk tabiriyle "kızağa çekilerek" Bursa’ya aktarıldı, merkezden uzaklaştırıldı. Bursa’ya zorunlu olarak gelen Paşa Yiğit, burada günlük politikadan elini eteğini çekerek kendini hayır işlerine adadı. Bugün Tahtakale veya Bit Pazarı diye anılan mevkide, "Bursa üslubu" diye bilinen mimari tarzda zarif bir cami inşa ettirdi. Bu caminin çevresinde zamanla yeni bir yerleşim alanı oluştu; tarihe "Köhne Yiğit" ve "İbn-i Yiğid-i Köhne" adıyla geçen bu mahalle ve içindeki cami, bizzat Paşa Yiğit’in adını ve anısını yaşatıyordu. Ancak ne yazık ki, Fetret Devri’nin yarattığı güvensizlik ve kaosun gölgesi Bursa’da da peşini bırakmadı. Ünvanı zamanla "Lala Yiğit" ve "Köhne Yiğit" olarak değişen bu yaşlı kurt, Bursa’daki huzursuz ortamdan da sıyrılmak istedi. 1413 yılından sonra Bursa’dan da ayrılarak İnegöl’deki sakin çiftliğine yerleşme kararı aldı.
İnegöl’deki Son Durak: Lala Yiğit Çiftlik Köyü
Paşa Yiğit’in İnegöl’e yerleştiği bu yöre, önceleri "Yiğit-Lala Çiftliği" ismiyle anılan bir köydü. (Tarihi bir not olarak düşelim: Bu köye 1927 yılından itibaren yalnız "Yiğit" denmiş ve "Lala" ismi resmi olarak kaldırılmıştır.) Zaman geçtikçe çiftliğin bulunduğu bu bölge, halk arasında "Nikdîh Baba" yani "Çiftçi Baba" ismiyle de anılmaya başladı.
İnegöl yöresindeki çiftliğine çekildikten sonra ömrünün sonuna kadar günlük politikanın yıpratıcı hırslarından uzak, münzevi ve huzurlu bir hayat yaşayan koca çınar Paşa Yiğit, muhtemelen 1420 yılında hayata gözlerini kapadı. Cenazesi, sığındığı bu topraklara, çiftliğindeki caminin (mescidin) meydanına defnedildi.
Onun aziz hatırasına bir saygı duruşu olarak Üsküp’te zamanında inşa ettirdiği görkemli türbesine gelince... O türbede Paşa Yiğit değil; Üsküp Paşa Yiğit Camii Medresesi’nde görev yapan ve halk arasında "Meddah Baba" diye anılan müderris efendi yatmaktadır. Siyasetin fırtınasından kaçan asıl kahraman ise, İnegöl topraklarında sonsuz uykusundadır.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN