Değerli hocam,
Dersler bitti, notlar verildi ama sizin anlatacaklarınız bitmedi değil mi? Bizi bir rahat bırakmadınız ki şöyle kendi aramızda muhabbet edelim, bir takım oyunları oynayalım, vaktimizi öldürüp son dersi de geride bırakalım.
Biz ne bilelim hocam, vaktin bize emanet edilmiş olduğunu... Yaşadığımız her andan Allah'a hesap verecek bilinç ve şuur bize nerede var? Sizin gibi son dersi bile öğrencisine hakikati anlatmaya çalışan, içinde bulundukları halden haber veren kaç tane öğretmen var.
Değerli hocam,
Bugün yine geldiniz okuma saatimizde, sınıf defterine; “okuma, yazma, düşünme çalışmaları” diye not düşüp imza attınız.
Size kimse sormayacak mı, bu kelimelerin ne manaya geldiğini? Hiç çekilmediğinizi ve yüksek bir özgüvenle bu kelimeleri yazdığınızı hissediyorum bazen.
Tek dersimizin olduğu gün “kitap okuma”lar yapıyoruz. Kimimiz haftalarca aynı kitabı getirip götürüyoruz. Okur gibi yapıp başımızı yan tarafa yatırıyor, sayfaların açıklığı ile kendimizi kandırıyoruz bazen.
Bazı arkadaşlarımız iyi okuyorlar, yiğidi öldür hakkını ver, demişler ya oradan baktığımızda evet, bizi suçlu hissettirip kendini gıpta ettiren o arkadaşların gerçekten okuduklarına kefilim.
Kitap getirmeyenlere yazma ödevi veriyorsunuz. “Yazın!” “Ne yazayım hocam!” “Aklına ne geliyorsa yaz” Ama bir gün “söylenmemiş sözler” hakkında yaz diyorsunuz öbür gün: “O gün!” hakkında yaz diyorsunuz. Nereden buluyorsunuz bu garip konu başkanı bilmiyorum. Ama bizi gerçekten düşüncelere savuruyor.
Bir de bazı derslerde ilginç fikirler paylaşıyorsunuz bizlerle. Tahtaya bir cümle yazıyorsunuz mesela. "Utanmıyorsan istediğini yap!" gibi.
C bunu açıklayalım diyor ve bizden yorum istiyorsunuz. Biz, ezberleyen ve birkaç kelime ile konuşmaya alışmış gençler olarak, o zaman anlıyoruz ki en az yaptığımız şey düşünmedir.
Sonra siz başlıyorsunuz sorular sormaya bir biri ardınca. Bizim düşünce şakralarımız açılıyor şak şak diye. Ama yine de fazla ilerleyemiyoruz düşünce diyarında.
Değerli hocam,
Bugün de düşünmüş olmalısınız. “Haram, farz, vacip” gibi kavramları Müslümanım diyen gençler tarafından dikkate alınmadığını dert ediniyorsunuz.
Örneklerle başladınız o derse, telefonunuzun şarjının bittiğinden söz açtınız. Telefonunuzun markası başka ama ona uyum sağlamayan bir şarj aleti istediniz. Sonra bizlere “birbirini tamamlayan alet edevatı” örneklememiz gerektiğinden bahsettiniz. Fiş ve priz gibi, anahtar ile anahtar deliği gibi...
Ardından... Ağacın yapraklarını tanıyorsanız, meyvesini de bilirsiniz. Ağaç, yaprak, meyve... Hep bildiğiniz usul gider, dediniz.
Bugün çevremizde gördüğümüz Müslümanların, yapıp ettikleri ve kullandıkları kavramların, İslam dininin kurallarına Kur’an-ı Kerim'e uymadığını anlatmaya çalışıyorsunuz.
Namuslu, edepli, ahlaklı gençlerin yaptıklarıyla ruh kökeninin benzeşmediğini söylemeye çalışıyorsunuz.
Zihnimizi meşgul eden bunca şey gözlerimizin önünde akıp giderken biz böyle derin düşünceleri yakalayamıyoruz sayın hocam.
Siz, yine de bizden elinizi, dilinizi ve gönlünüzü çekmeyiniz. Bizim aydınlanmaya ihtiyaç duyan genç, yeni eylemlere ihtiyaç duyan bedenlerimiz var. Bunlar sizin gibi öğretmenler sayesinde yeni ufuklara yeni düşüncelere vasıl olacaklardır. Bir sene sonu daha geldiğinde sizleri özleyeceğimizi hissediyoruz.
AHMET TAŞTAN