OSMANLI GELENEKSEL ŞEHİR YÖNETİMİ

Abone Ol

OSMANLI GELENEKSEL ŞEHİR YÖNETİMİ (1299-1839)
“Osmanlı Devletinde, Tanzimat dönemine kadar İstanbul dışında yönetsel sistem, askeri örgütlenmeye göre oluşturulan eyalet ve sancaklara dayanmıştır. Bu idari sisteme göre oluşturulan kent ve kasabalar birer hukuki tüzel kişiliğe sahip olmamalarına rağmen kazalarda ilmiye
sınıfına mensup kadıların başında olduğu sivil karakterli bir yönetim sistemi kurulmuştur
.”1


“Osmanlı Devleti’nde modern anlamda bir yerel yönetim geleneğinden söz etmenin mümkün olmadığı hep vurgulanan bir husustur. Bununla birlikte bu hizmetleri gören bir takım yerel idari birimler olarak adlandırılabilecek teşkilatlar bulunmaktadır. Osmanlı yönetiminde taşra yönetiminin ve belediye idaresinin temelini kadılık oluşturmuştur. Bu durum Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in ilk tayin ettiği memurların kadı ve subaşı olmasından da anlaşılmaktadır.”2 1299-1839 yıllarını kapsayan beş yüz yılı aşan bu dönemi Kadı, Vakıf, Lonca ve Mahalle başlıklarıyla incelemek doğru olacaktır.


1.1. Kadı: “Kadı şehrin yargıcı, güvenlik işlerinin sorumlusu, vakıfların denetçisi, kentin mali otoritesi ve beledi hizmet görevlisiydi. Kadının bu görevleri yerine getirmesi için kendisine yardımcı olan başka görevliler, kurumlar vardı. Fakat her şeyden önce şehir halkı ve esnaf grupları bazı görevleri yerine getirmekle yükümlüydüler.”3


“Geleneksel Osmanlı kentinde beledi hizmet yürütmek demek, şehir halkına kendi işini kendi yaptırmak için bir yaptırım gücü uygulamaktı. Kadının yardımcıları olan resmi görevliler de aslında ön planda güvenlik sorumluları idiler. Subaşı, böcekbaşı, çöplük subaşısı ve bazı yerlerde mimarbaşı.”4


“Kadının görev alanı kuşkusuz şehir sınırları içinde kalmıyordu. O bir bölgenin yargıcı ve mülki amiriydi. Ulaşamadığı kesimlere bu bir nahiye veya semt olabilir Ayak naibi de denilen yardımcısı naib atardı. Kadının görevlerini daha alt kademe yerleşme birimi olan mahallelerde yerine getirmek ve onun temsilciliğini yapmak ise mahalle imamlarına aitti. Mekâna göre bir
görev bölümü göz önüne alındığında “kadı-naib-imam” hiyerarşisi görülmekteydi
.”5


“İmam, muhtarlıklar kurulana kadar mahallenin mülki ve beledi amiri sayılabilirdi. Padi- şah beratı ile tayin edilirdi. İmam, cami vakfından vazife (maaş) alıp mahalle halkını yangınlarda, güvenliğin sağlanmasında örgütlemek, temizlik işlerine dikkat etmek, nüfus kayıtlarını tutmak ve mahallelinin her biri için üst makamlara kefil olmakla yükümlüydü. Gayrimüslim mahallelerde imamın görevini papaz ve kocabaşılar yerine getirirlerdi.” 6

Kadı, ikamet ettiği yeri hem şehir yönetiminin merkezi hem de mahkeme olarak kullanmıştır. Kadının şehir yönetiminin memurları olmayan ve şehir yönetiminden maaş almayan hizmetkârları, özel kâtipleri ve muhafızları bulunmuştur. Zaten maaş alınacak böyle bir kurum ve bütçe olmamıştır. Maaşı olmadığı için yargıç olarak yönettiği davalardan aldığı harçlarla ge-
çinmiştir
.”7


Kadının yargıçlık ve noterlik gibi görevleri yanında, vilayetlerde de merkezden gelen ferman ve emirleri ahaliye tebliğ, vergi salınması ve toplanmasını yönetmek gibi görevleri vardı. Kadının adli, mülki, mali ve beledi görevleri 1826 yılına kadar üzerinde kaldı.”8


Beledi yaptırımların uygulanmasında başlıca yardımcısı muhtesip’ti. Narh tespitinde, muhtesip ve esnaf temsilcilerinden meydana gelen bir kurul kendisine yardım ederdi. Geleneksel şehir yönetimi birtakım hizmetleri aktif olarak yerine getirecek güce sahip değildi. Örneğin su kanalizasyon gibi, temizlik ve itfaiye hizmeti de bazı gruplar ve halk tarafından yerine getirilirdi.
Çarşı temizliği çarşı esnafınca, mahalle aralarının temizliği de arayıcı esnafı tarafından sağlanırdı. Arayıcılar, çöplük subaşısına belirli bir yıllık bedel ödeyerek çöpleri toplar deniz kıyısında ayıklayarak işlerine yarayan şeyleri satarlardı. Meydanların temizliği subaşı tarafından acemi oğlanlarına yaptırılırdı. İtfaiye görevi de bunlara ve halkın kendisine aitti. Yapıcı ve aktif bir hizmetler bütününden çok, kontrolcü ve yaptırımcı bir idare ve organizasyon söz konusuydu. Geleneksel şehir yönetiminin kural ve müeyyideleri yazılı yazısız çeşitli kaynaklar (fermanlar, şer’i kurallar v.s.) büyük ölçüde, örf, adet ve teamüle dayanmaktaydı
.”9


II. Mahmud yönetimi kadıların mali görevlerini (vergi salıp toplamak) yerine getirememesi üzerine ön planda vergi toplamak için yeni bir memur tayin etti. 1826 yılında başkentte İhtisap Nazırlığı, eyaletlerde de İhtisap müdürlükleri kuruldu. Şehirlerin güvenlik işleri, esnafın teftişi ve vergi toplanması gibi görevler bu memurlara bırakıldı. Bu görevlerin yeni memurluklara bırakılması neticesi kadılar yargı organı, noter ve vakıf denetçisi durumuna düştü. 1836’da kurulan Evkaf Nazırlığı; vakıf işlerini yüklenince kadılar sadece yargıç olarak kaldılar.”10

(Turhan Şahin’in, “İnegöl Belediyeli Yıllar” Kitabından)

Turhan ŞAHİN


DİPNOT: 1 Kılıç, a.g.e., s.23.
2 Adıgüzel, a.g.t., s.118.
3 Ortaylı, a.g.e., s.127.
4 Ortaylı, a.g.e., s.127.
5 Ortaylı, a.g.e., s.128.
6 Ortaylı, a.g.e., s.128

7 Kılıç, a.g.e., s.25.
8 Ortaylı, a.g.e., s.129.
9 Ortaylı, a.g.e., s.130.
10 Ortaylı, a.g.e., s.130.