"Neme Lazım"

Abone Ol

Koyunu kurt değil de çoban yiyorsa; zulüm, haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma, rüşvet ve kötü ahlak her tarafı sarmışsa orada durup düşünmek gerekir. Feryat edenlerin, hakkı yenenlerin, sesini taşlardan başkası duymuyorsa; yetimlerin, mazlumların ve miskinlerin feryadı göklere çıkıyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.

Güçlü olan haklı sayılıyor, parası olan işini yürütüyor ve bilenler de bunu söylemeyip gizliyorsa o toplum kendi kıyametini hazırlıyor demektir.
Bir toplumun "Neme lazım, bana ne!" diyerek kötülüğü önlemeye çalışmadığı yerlerde sormak gerekir:
Bir toplumu yıkan sadece düşman orduları mıdır?

Bugün toplumun geldiği nokta maalesef tam olarak budur:
"Sana ne, bana ne, düzenin tekerine çomak sokma, herkes yapıyor, dünyayı sen mi kurtaracaksın, polis uğraştırır, şahitlik etmem, etliye sütlüye karışmam, ben kendi işime bakarım..."
İşte çürüme tam da bu cümlelerle başlıyor.

Kötülük, sadece kötülerin cesareti ile değil; iyilerin ve bilenlerin sessizliği yüzünden yayılır.
Bir toplumda yanlışlar normalleşmeye başladığında, felaket kapıyı çoktan çalmış demektir. Eskiden bir mahallenin çocuğu, bütün mahallenin çocuğuydu; korur, kollar, yanlışına müdahale ederdik. Bugün ise sessizlik bir virüs gibi yayılıyor.
Unutmamak gerekir ki sessizlik, tarafsızlık değildir.
Sessizlik, çoğu zaman güçlüden ve zalimden yana tavır almaktır.

Bir toplumun gerçek serveti beton yığınları değil, vicdanlarıdır.
Eğer bir toplumda ahlak bozulmuşsa Merkez Bankasının ne kadar dolu olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bir ülkenin geleceğini kasadaki para değil, insanların ahlakı belirler. Çünkü ahlak çökerse ekonomi de çöker. Vicdan susarsa adalet, adalet susarsa devlet büyük yara alır.

Belki de kurtuluşumuz çok büyük, şaşaalı projelerde değildir. Belki de kurtuluşumuz, sadece yanlışa karşı "neme lazım" dememekte saklıdır. Bir milletin çöküşü, vicdanların sustuğu gün başlar. Toplumdaki her fert; asayişten trafiğe, siber suçlardan kaçakçılığa kadar her alanda birer fahri denetleyici, birer vicdan polisi gibi olmalıdır.
Soruyorum size:
Bir cinayete ses çıkarmayan kişi, o katilin suç ortağı değil midir?
İslam inancı da bu toplumsal duyarlılığı en kesin çizgilerle emreder. Bir Müslüman, kötülüğe karşı kayıtsız kalamaz; eliyle ya da diliyle müdahale eder. Rehberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:
"Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir."
Bugün sokaklarımızda, iş yerlerimizde, hayatın her alanında kötülüğe karşı kalple buğz etme aşamasına, yani imanın en zayıf halkasına sıkışıp kaldıysak toplumsal çürüme kaçınılmazdır. Yanlışa gözünü yuman, haksızlığa sessiz kalan herkes bu çürümeden payını alacaktır.
Kurtuluş; neme lazımcılığı bırakıp yeniden vicdanın sesini yükseltmektedir.