Ahmet Taştan

ZİYA SELÇUK’TAN İNCİLER

05 Şubat 2019 / Salı 17:15:47 | YAZARLAR | Ahmet Taştan


İyi değerlendirilmiş olarak kabul edilen bir yarıyıl tatilinden geriye kalan yekûnu içinde en önemlisinin hediye diye bir karton bir çantaya doldurulan dergiler olduğunu sonraki günler fark etmişti. Üç günlük bir İstanbul seyahatinden bir gezi yazısı çıksa iyi olurdu belki de… Fakat rutin bir ziyaretin neresi yazılması gerektiğini bilemedi. 
Sadece Yahya Kemal’in “Biz ölüleriyle yaşayan bir milletiz” ifadesinde anlamlaşan bir takım ziyaretler akılda yer etmişti. Süleymaniye Camisinin haziresinde “Nakşi Tarlası” denilen kabirlere uğrayıp dua etmeyi vird haline getirmişti. Zira her akşam, akşam denk gelmezse sabah saatlerinde sohbetini dinlediği Mehmet Zahit Kotku’nun kabr-i şeriflerini ziyaret ettikten sonra, Eyüp semtinin sırtlarında defnedilmiş Mahmut Esat Coşan’ın kabrine dua ve Kur’an tilavetiyle sulandıktan sonra. Gezilen camiler, yürünün yerler aynen devam edildi. 
İnsan ve Medeniyet Hareketinin genel merkezini ziyaretten ve çarpıcı bir muhabbetten sonra Sultan Ahmet Camii ile Ayasofya meydanı adımlandıktan sonra işaret edilen Alman Çeşmesi önünde sabitlenmiş görüntüleriyle mazi isimli dosyada yerini almıştı. 
Bu ziyaretin içine bir akrabanın düğünü ve bir akşama hasta ziyaretini sığdırmış olsa da anlatacağı/yazacağı konu Enderun dergisindeki etkileyici cümlelerdi. 2023 vizyon belgesini açıklarken kurduğu cümleler gönlünü mest ettiği gibi zihnini de açmıştı. Şimdi o kıyametler koparan cümleleri okurlarıyla paylaşmakta fayda görüyordu. Ziya Selçuk ismini olumlu bir yankı buluyordu. Şimdi onun bir eğitici sarsıcı ve harekete geçirici cümlelerini birlikte okunmasını istiyordu.  
“Doğru eğitimi büyük binalar değil, büyük insanlar verir” cümlesiyle eğitim için yapılan büyük binalara değil insan-ı kamil seviyesine çıkmış insanlar tarafından verirse çok daha anlamlı ve isabetli olur demektedir. Büyük insan ancak dünya çapında fikir üretebilen veya fikir geliştirebilen insanlardır. 
“İnsan, insanın gölgesinde yetişir” sözü misafirlerimizi karşılarken “şahsiyeti, şahsiyet bina eder” cümlesine hayran kalıyordu. 
Bakan Sayın Ziya Selçuk incileri saçmış cömertçe ve en yüksek perdeden ifade buyurmuş. 
“Eğitimde kıyameti koparmamız lazım. Eğitim, çocukları geleceğe hazırlamak değildir. Eğitim çocukları şimdiye uyandırmaktır.” İşte yapılması gereke budur. Sadece “gelecek” uzak gelecek gibi görünen ahrete de hazırlamak gerekiyor. İslam kültüründe gelecek ve geçmiş aynı mümkünün içinde yer alır. Biraz da hayalle eş durur. Ancak hal yani şimdi en büyük gerçek gibi  
“Eğer şimdiye uyanmazsanız, gelecek tasavvurumuz olmaz. Bizim, şimdiye uyanmamız lazım çocukları da uyandırmamız lazımdır.” Ne büyük eylem doğurur bu cümle. Devamını da okumak gerekir diye düşündü ve onları da not etti. 
“Bizim ortak akıldan uzaklaşmamız lazım. Ortak akla değil sivri akla ihtiyacımız var, ezberleri bozmamız lazım. Ortak akıl, ortalama akla götürür, ortalama problemler söz konusu ise işe yarar... Biz yerine hepimiz hep birlikte inşa ile ilgilenmeliyiz.” Diyecek söz bulamıyordu. Sadece not ediyor geçiyordu. 
“Herhangi bir bitkinin yeniden filiz verebilmesi için önce tohumun çürümesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü yeni filiz, zaten tohumu getirecek size. Bir senedir duran bir tohumun muhafaza etmenin bir alemi yok. Onun toprakta dağılması gerekiyor. Biz, hala kısırlaşmış bir tohumu muhafaza etmeye çalıştığımızda muhafaza ettiğimiz şeyin bizi zehirlediğini fark ederiz. Bu anlamda biz her çocuğun müfredatı kendi içinde saklıdır.” Sükut gönlü sarmış akıl teslim olmuş bir hal içinde tefekküre dalmış olmalıydı bu cümleler karşısında. 
“Biz dışarıda propagandist biçimde çocuklara verilen hayattan uzak müfredatların sorgulaması gerektiği için buradayız.
Eğitim ve zorunlu kelimesini yan yana getirenlere “durun” demek için buradayız.
Pedagoji ile formasyon kelimesinin yan yana getirenlere “çok komiksiniz” demek için buradayız. Biz eğitimi endüstrinin ihtiyacı ile sınırlayanlara “lütfen gökyüzüne bakın” demek için buradayız. Biz milyarlarca yıldır her gün doğan ama asla bıktırmayan güneşi anlamak için buradayız.
Güneş olmak için yağmur olmak için buradayız. Çünkü güneş hiçbir nebatı ve çocuğu ayırmadan hepsini ısıtır. Kutupsuz sevgi için buradayız, artı eksi için burada değiliz.”
Paylaşmaya değer cümleleri iyi tespit ettiği için kendini mutlu hissediyordu. Bir İstanbul ziyaretinden ardından elini sıkıştırılmış dergilerden derlediği bu cümleler, zihin diyarında ufuklar açmıştı. Bu tatmış ve tattırmak istemişti İstanbul’u ziyaret eden adam...

Tüm Yorumları Göster (0)