Ahmet Taştan

YUSUF KAPLAN?I DİNLEMEK

06 Mart 2014 / Perşembe | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bu akşam kendisiyle Sani Konukoğlu Konferans Salonunda buluşacağız.  Filozof gibi adam görüntüsü veriyor. “Aynen göründüğü gibi” olduğunu sanıyorum. Adamdan anlayan bir insan bu adamı da tanır ve anlar ves selam. 
Geçenler de davetiye uzattığım değerli İmam Hatip Lisesi hocalarından biri “geleceğin Cemil Meriç’i” demişti ve yazıları üzerinden hayranlığımı artıracak bir küçük muhabbetle devam etmişti konuşmalarımız. 
Edebiyat derslerinde, öğrencilerime “ismini vereceğim bir yazarın üç kitabını okursanız sözlü notunuzun biri yüz olacaktır, demiştim. “Sınıfta en çok kitap okuyana da yüz puan vereceğim” cümlesi de söylenirken ardından “beş konferansa gidene de aynı puanı” uygun görmüş olacaktım. 
Günler aylar geçer, İskender Pala’nın eserleri –Katre-i Matem, Od, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk vb.-  Nazan Bekiroğlu’nun, La, Mor Mürekkep, Yûsuf ile Züleyha, Mavi Lâle, vb. sıkça okunur ve verilen sözü karnelerinde görürlerdi. Ancak “beş konferans” meselesi sıkıntılı bir mesele olurdu. Zira daha geçen seneye kadar beş konferansa giden öğrencim olmadı.  Bazen “Hocam, İnegöl’de konferans oluyor mu?” diye sorunca, şaşırmaktan kendimi alamıyordum. “Hocam, hiç haberimiz olmuyor” diyenler mi?” “Hocam, nerden bileceksiniz dinlediğimizi veya okuduğumuzu” cümleleri yağmur misali damlar sınıfın ortasına.
Onların her cümlesi çevremin dışında nasıl bir dünyanın olduğunu fark etmem açısından çok önemli mevzu oluyordu. Sınıfın ortasında sesimin en tok halini kullanarak “oğlum, bana yalan borcun mu var?” “Hayır, hocam” “Eeee, unutma, özgür insanlar yalan söylemezler, gittim ve dinledim diyorsan öyledir.”
Nedense gençlerimizin zihnine olumsuzluklar daha çabuk çağrışım yapıyor. Yeri gelmedi ama ben yine de bahsedeyim: 
Özgürlük diyorsun, o çılgınlık anlıyor, çılgınca eğlenmek, sınırsızca yemek, kırmak dökmek, pislemek anlıyor. Özgürlük denildiğinde ulvi duygular niçin gelmez aklımıza, bilemiyorum.
Başlığımıza dönelim…
Yusuf Kaplan’ı dinlemek neden önemlidir? Bu konu tamamen onun bilgi birikimiyle alakalı olmalı. “Abi adam okumuş, yemiş yutmuş…”  “Medeniyet kurmaktan bahsediyor, yani çap meselesi…” 
Bir hatip, ele aldığı konu ile ilgili birçok eser okumuş, irdelemiş ve hazmetmiştir. Bir kitaplığı kurcalamak ile bir konferansı dinlemek arasında pek fark yoktur. Kitabi bilgilerin, derin tecrübe ve görüş sahibi insanların dilinden dinlemek, yorum almak çok kıymetlidir.
Ne düşündüğünü ve nasıl düşündüğünü, nelere muhatap olduğunu köşe yazılarından okuyoruz. Kaç insan vardır ki, falancanın son yazısını okudum, muhteşemdi, der. Bu cümleyi hangi yazarın isminin başına koysanız dikkat çeker, öyle değil mi? 
Topluluk karşısında bir lider gibi, bir komutan gibi konuşmak herkes tarafından yapılacak bir iş değil tabii ki. Hitabet; ses tonu, jest mimikler vb. konularla ilgilidir belki. Yani bazılarına öyle gelebilir. Aslında ortaya atılmış ve ruhları kavuracak anlamlardır insanı etkileyen, tetikleyen. Büyük beyinler kurabilir büyük çaplı cümleleri. Mazinin tecrübesi ile geleceğin hayallerini birleştiren bir hal tercümesi olacak belki bu akşam Sani Konukoğlu Konferans Salonunda. 
Son günlerin heyecanlı tartışmalarında kalemine mevzi tayin etmiş bir düşünürü dinleyeceğiz bu akşam. 
Hoca Nasrettin, Pazarda başı kelleşmiş bir hindi satıyormuş oldukça pahalıya. Bir müşteri, “Hoca, şu papağanlar konuşuyor ve şu fiyata veriyorlar, senin hindi konuşmuyor ki, iki misli fiyat istiyorsun. Neden?” diye sormuş. Hoca da “Onlar konuşuyorsa bu da düşünüyor” demiş.
Yani anlayacağınız bu yazar düşünüyor… Bu akşam sizi aramızda görmek isteriz.   
.

Tüm Yorumları Göster (0)