Recep Akakuş

TOPLUM HAYATINDA KÜLTÜREL DEĞERLERİN YERİ-2

21 Eylül 2020 / Pazartesi 11:25:28 | YAZARLAR | Recep Akakuş

Bu konu ile ilgili olarak 1940’lı yıllarda Aşağıballık Köyü’nde yaşadığım dinî karekterli bir kaç gelenek ve göreneğe ilişkin bilgileri siz okuyucularımla geçen hafta paylaşmaya başlamıştım.Bu yazmızda devam ediyoruz:

 

Mevlit Kandili ve Birlikte Süt İçme Ziyafeti: Yakın zamana kadar her yıl, 20 Nisan’dan sonra bir hafta süre ile T. C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca ülke çapında camilerde veya toplantı salonlarında düzenlenen geniş katılımlı kitlesel ve de tüm halka açık etkinlikler ile “Kutlu Doğum Haftası”, kutlanırdı. Geçmiş yıllarda mevlit kandili - bir anlamda ibadet formatında camilerde veya bazan da seçkin âile evlerinde mevlit ve Kur’an-ı Kerîm okumak ve sonunda da yüksek sesle topluca yapılan düaya; “âmin! = düâlarımızı kabul eyle Ya Rab!” demek şeklinde yapılan bir etkinlik ile kutlanmıştır.

 

Bilindiği üzere; kamerî takvime göre; Rabîu’l-evvel ayı’nın 12.nci gecesi, Müslümanlar tarafından, Hz. Peygamberin doğum gecesi olarak kabul edilmiştir. Bu geceyi kutlamak için de Bursa-Ulu Camii, inşa edilerek ibadet açıldığı günlerde bu ulu mabedin mihrabında imamet hizmeti gören Merhûm Süleyman Çelebi’nin kaleme almış olduğu “Vesîletü’n-Necât” isimli edebî eseri, musıkî kurallarına göre bestelenerek güzel sesli hafız mevlithanlar tarafından veladet kandilini kutlamak için seslendirilmiştir. Bu şekilde yapılan etkinlikten ve de düadan sonra mevlit sahibince cemaate, özel külahlar içinde “mevlit-şekeri ” adı verilen ve de özel bir şekilde imal edilmiş tatlının ikram edilmesi de dini bir gelenek haline gelmiştir.

 

Hz. Peygamberin doğumunu kutlamak için Rabîu’l-evvel ayı’nın 12. nci gecesi yapılan bu kutlama merasimi- zamanla- halk arasında çok yayğın hale gelmiştir. Öyle ki Hz. Peygamber’in doğumunun dışında diğer insanların doğum günlerini kutlamak için de mevlit merasimleri yapılmaya başlamıştır. Halk tarafından gösterilen yoğun isteklerin görülmesi üzerine; mevlit merasimleri, yalnız doğum için değil ölüm olayları ile de bağlantılı olarak yapılmaya başlamıştır. Bu arada mevlit merasiminden sonra mevlit sahibince davetlilere “mevlit şekeri” nin dışında pilav, pide, lahmacun, börek ve helva gibi farklı ikramlar da davetlilere sunulmaya başlamıştır.

 

Dünyaya geldiğim İnegöl’ün Aşağıballık Köyü’nde Hz. Peyğamber’in doğumu vesilesiyle Rabîu’l-evvel ayı’nın 12 nci gecesinde köy camii’nde okunan mevlid sonrasında tüm köy halkına “süt” ikram edilmesi, gelenek haline getirilmiştir. Mevlit kandilinde okunan mevlide de halk arasında “süt mevlidi” ismi verilmekteydi . Bunun için de okunacak mevlidin sonunda içilecek sütün temini için köylü tarafından topluca şöyle bir ön hazırlık yapılırdı.

 

SÜT MEVLİDİ VE YAPILAN ÖN HAZIRLIKLAR: Aşağıbalık köylülerinin ağzında “süt mevlidi” ne dönüşen “velâdet mevlidi”nın ön hazırlığı olmak üzere; Rabîu’l-evvel ayının 11. nci günü köyde sağılan tüm havyan sütleri, sahipleri tarafından sütçüye verilerek satılmaz; yoğurt ve ayran için evlerde de kullanılmazdı. O güne mahsus olmak üzere; sütler, sağıldığı andan itibaren evlerde bekletilmeksizin köy ihtiyar heyetinin görevli kıldığı kahya veya köy korucusuna teslim edilerek cami bahçesine konan bakır kazanlarda toplanırdı. Kahya veya köy korucusunun nezaretinde kaynatılan bu sütün içine; köy ihtiyar heyetinin bilgisi dahilinde köydeki her evden birer sahan veya birer tas buğday toplanarak paraya çevrilirdi. Bu parayla kazanda toplanıp kaynatılmış olan süte katılmak üzere; toz-şekeri alınırdı.Toplanan süt, kahyanın kontrolunda kaynatıldıktan ve içine toz şekeri atıldıktan sonra emniyet ve güven altına alınırdı; yatsı namazını kılmak için camiye gelen kadın ve erkek bütün cemaat, birlikte, yatsı namazını kılar ve okunan mevlidi dinlerlerdi.

 

Mevlid düası yapıldıktan sonra camiden çıkılarak bahçede toplanılır; kazanlarda kaynatılmış ve toz şeker ile tatlandırılmış sütten kadın ve erkek her kese, maşrapa maşrapa süt ikram edilirdi. Kazanlarda kaynatılmış şekerli süt, tükeninceye kadar kadın ve erkek cemaate yapılan bu ikram sürdürülürdü. Böylece; Hz. Peygamberin doğumu vesilesi yapılarak okunan

velâdet mevlidi sonrasında içilen süt ile tüm köylü sahip oldukları dînî karekterli ortak bir kültürel değeri, paylaşmış olurlardı. Yaşanan bu paylaşım ile hem kardeşlik bağları güçlenir; aralarında varsa kırgınlık

ve dargınlıklar da giderilmiş olurdu.

 

RECEP AKAKUŞ HOCANIN ESERİNDEN

DÜZENLEYİP YAYINA HAZIRLAYAN

AYHAN BAYRAKTAR

Tüm Yorumları Göster (0)