Ahmet Taştan

TEHLİKELİ GENELLEMELER

22 Ağustos 2016 / Pazartesi 18:06:46 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

“Bu hadis, Kur’an-ı Kerim’e uyuyor mu?  Her hadisi, Kur’an’ın ölçülerine vuracaksın ki doğru mu yoksa uydurulmamı olduğunu anlarsınız? O âlim de bir insan değil mi, hata yapamaz mı?” gibi yeni yeni duyulan hakikati arama çabasını yansıtıyormuş gibi görünen cümlelere dikkat çekmek istiyorum bu yazımda.

Öncelikle bir hassasiyet olarak şunu belirtmek lazımdır. Eskilerin bir güzel inceliği vardır onu hatırlatıp devam edelim. Sorar büyükler “-İslam’ın şartı kaç?” “-Beş.” “-Bilemedin, İslam’ın şartı altıdır, altıncısı haddini bilmektir?” Yani haddini bilmek o kadar büyük bir iştir.

İmdi, sağlam kaynaklardan okunmuş bir hadis-i şerif hakkında olumsuzlama vurgusu fazla olan o cümleyi kurarsanız çok ayıp edersiniz. Bu hadis, Kur’an’a uygun mu?  Vaktini ve gayretini bu ilme ayırmış, ömrünü feda etmiş büyük hadis âlimlerimizin gözünden kaçmış olmalı. Kur’an’a aykırılığı konusundaki sıkıntı iki kitap okumakla üç hafta sohbete gitmekle ilmin deryasına dalmış büyük akıl sahibi(!) zavallıların en temel meselesi olmuş.

İşi ehline verin” kuralının ayaklar altına alındığı devirlerdeyiz. Ehil olmayanların elinde böyle ciddi işler büyük fitnelere sebep olurlar.

Bu sorunun “Bu hadis Kur’an-ı Kerim’e uyuyor mu?”  cevabı için ne kadar çok ilim tahsil etmek gerek. Ancak mahalle kahvesinde okuduğu bir hadis hakkında birileri asıl olan Kur’andır. Diğerlerinin bize sahih ulaşması konusunda problemler olabiliyor. Hem bütün hadisleri asıl ölçüye vurmak lazım. İşte bu yüzden duyduğumuz hadisler hakkında bu hadis Kur’anı ölçü almalıyız.

Her şey çok güzelmiş gibi görünüyor? Cümle de mantıklı. Lakin bu cümle Kitabı kendileri bilmeyenlerin ağzında sakız gibi olunca amaç hadisleri basitleştirmek düşüncesi ağır basıyor.  Aslında bu cümle eski zamanda kullanılmazdı sanırım. Efendimiz (sav) ismi zikredildiğinde sağ elin ayası gönlün üzerine sabitlenir,  dudaklardan salât ü selamlar dökülürdü.

Bir vakitler “hürmet” kelimesi saltanatını yaşardı toplum nezdinde. Batıya benzediğimizden beri içimize yerleşen “bireyselcilik” hastalığının egomuza yaptığı baskıdan kurtulamıyoruz. “O âlimler, bir insansa biz de bir insanız” gibi eşitlemelerle din hakkında konuşmalar yapıyor ve etrafımızı aydınlatıyoruz.

Yanlış yapıyoruz. Had bilmezliktir yapılan. “Sahih-i Buhari’de zayıf hadis varmış” gibi birkaç itiraz üzerine pire için yorgan yakan adamlar olarak Sahih-i Buhari’ye el sürmüyoruz. “-Ha hadis mi?...  Ayet varken hadise itibar mı edilir? Daha nice nice saçmalıklar.” Her yaptığını mükemmel yapan eksikliğe hiç razı gelmeyen insanlarız(!) ya; okuduklarımız, duyduklarımız en iyisi olmalıdır, diyoruz sanki.

Tabii ki herkes böyle yapmıyor, biliyoruz. Zaten sözümüz meclisten dışarı. Ancak zikredilen genellemelerin gönül dünyamızdaki karşılığı emin bir kaynağa karşı güven sarsılmasıdır. Bu sebeple ilim erbabı arasındaki tartışmaları konuları onların isimlerini zikrederek dikkatlice aktarmaktır. Bu konularda kaynaksız konuşmamak gerekir. 

“O da insan ben de insanın” gibi maksadını bilmeden yapılan bu eşitlemeleri ilmi açıdan bir değeri yok. Böyle diyen birine “öküz”  mü desek sevinirsin yoksa “aslan” mı desek? Yukarıdaki çıkarsamayı (alimle kendisi arasındaki farkı bilemeyen biri olarak) “-Ne fark eder ikisi de hayvan”  demesini bekleriz. Çünkü onun aklı sapla samanı, zar ile soğanı birbirinden ayıracak zihni olgunluğa ulaşmamıştır.

Aman dikkat edelim:yine bir hadis-i şerife göre davranalım: “İnsanların akıllarına göre konuşunuz”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

 

Tüm Yorumları Göster (0)