Ahmet Taştan

Sosyal medyada sosyal deney!-2

01 Temmuz 2020 / Çarşamba 10:58:20 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bazen insanlar için söylenmiş sözler ön açıcı oluyor. Hani Ziya Paşa buyurmuş ya: "Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz."

Çok ilginçtir ki bazı öğretmenin lafı/sözü/çözüm önerileri mükemmel ayna olmuştu bana. Örnekler beklemeden, "yönetmelikler uygulanır" kolaycılığına kaçmadan örf ve gelenekler ile İslam aykırı ön şartı dikkate alarak davranışın sebeplerini araştırmalı, pozitif bir dille, iyi niyetle yaklaşılmalı, ötekileştirilmemeli, davranışın yanlış olduğunu, fakat kendisinin iyi insan olduğunu söylenmeli, okul rehberlik servisi ve ailesi ile görüşülmeli, örnek davranışlarla öğrenciye öncülük edilmeli, ödül konuşulmalı, ceza daha sonradan düşünülmeli, disiplin işlemleri en sona bırakılmalı vs. vs. yorumları görünce sevindim.

Böyle sorulmuş bir soruya böyle genel bir cevap aklın kavrayışını gösteriyor.

Sorduğumuz soruya "çok saçma" diye cevap veren anlayışsızar da gördüm. Birisi de "İslam demişsiniz ya alerjisi olanlar" diye not düşmüş.

Bunca tecrübeme dayanarak derim ki ben "bir öğrenciyi tanımlayan kimlik unsurlarını dikkate alarak yönlendirmeli ve yetiştirmeliyiz." Öğretmenlerden bir kısmı "hocam sen bunlara karışamazsın" diyor yani yönetmeliklerdeki herhangi bir suçu işliyorsa ver cezayı geç" diyorlar. Lakin hangi geleneğe göre yanlış olduğunu bile tespit edemiyorlar. Zaten lise öğretmenleri çocuklar üzerindeki burada bahsettiğimiz ahlâkî dokunuş etkinliğini aileler gibi kaybetti, sanırım.

Çocuklarımızı uzaktan eğitiyorlar. Sanal iklimlerde zorlama, baskı, yönlendirme yok. Ne var? Bol bol reklam, propaganda ve herkes böyle yapıyor imajı... Kaç öğrenci bunca sıklıkla çıkan reklamları baskı ve yönlendirme olarak algılıyor ki. İstersen siliyorsun hatta şikayet edebiliyorsun deyip savunuyorlar tekrar tekrar önüne çıkan reklamları.

Ailenin yetiştiremeyip okula gönderdiği öğrenciyi "benim başım ağrımasınla başlayan vurdumduymazlık sürecinin savurganlığı ile üniversiteye göndermeye"  çalışan bir anlayış var. 

Milli Eğitim Temel (1739) kanunun amacını herkes unutmuş sanki. Özellikle 2. bendini kimse görmüyor. Ne diyor kanunun o bendi " 2. Beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;"

Amacı olmayan eğitim mi olur? Olursa da şekilsiz, kimliksiz, dağınık nesiller yetiştirir.

İstiyorum ki insan fıtratındaki İslam inancını harekete geçirip önce sevgi ile teşvik, ardından sevap, ecir, mükafat, cennet arzusu, Allah sevgisi/korkusu, hayırlı bir insan vurgusu ile eğitelim. Bunlar gencin ruhuna dokunmaz mı?

Yeter ki bir öğrenci kendi nefsine, topluma ve millete faydalı insan olsun. Onu eğitmek için İslam dini gibi bir argüman yok sayılmasın. "Evrensel ahlak" dedi bazıları. Nedir, bir kaç örnek ver, dedim. Dinimizin ilkelerinden örnekler yazdı. "İslam'ın öngördüğü" demek çok zor değil ama bazı öğretmenler İslam ahlakı yerine evrensel ahlak kavramı kullanılıp dinimizi es geçmeye çalıştığını fark ettim.  En sonunda konuşup tartıştığımız bir öğretmen "iyi tartışıyorsunuz, üslubunuz da güzel, teşekkür ederim, dedi. Ben de teşekkür ettim ve sanal bir dost kazanmış oldum.

Tüm Yorumları Göster (0)