Ahmet Taştan

ŞİİR VE SİYASET

27 Aralık 2013 / Cuma | YAZARLAR | Ahmet Taştan

“Düzenin ve ölçünün bozulduğu bir dönemden geçiyoruz” diye bir cümle geçince akıldan… Şiir ile siyaseti kıyaslamak, karşılaştırmak ya da şiirin kavramlarını siyasetin tavırlarını belirlemede kullanmak istedim.  
Suyun üstüne yazı yazmak ve söze ölçü vurmak büyük medeniyetlerin  işidir… Zira medeniyet  bir hesap, bir ölçü işidir. Herkes şiir yazamaz.  Biri, “şiir yazıyorum” dediğinde biraz farklılaşır, değerli görünür gözümüze.
Edebiyatta söz sanatları vardır, tariz, tezat, tevriye, tenasüp, teşbih, tekrir, hüsn-i talil, tecahül-i arif, gibi.  Beddua bir edebi sanat değildir.  Kasidenin sonlarında dua bölümleri olur ama, o başka… Hayatın içinde dilimizden dökülen her cümlede olmasa da edebi sanatların birini kullanırız. 
Bu günkü haberlerde tekrir sanatı icra ediliyor. Her televizyon kanalında aynı konuda benzer veya farklı haberleri bolca dinliyoruz. Çünkü bir savaş veriliyor. Medya savaşları…. Savaşlarda ne kadar top tüfek atılırsa bu savaşta da  “hakaret dolu anlamlar” yumak yumak karşı tarafa fırlatılıyor. Kimin medyası ve taraftarları güçlü ise -ki öyle olmalı- daha çok tekrar ediyor. 
Tariz sanatı, hasmına yapılan sert eleştirilerdir. Bu türün ustası Şair Nef’idir. 
Bana kâfir demiş müftü efendi
Tutalım ben diyem ona müselmân
Vardıkta yarın rûz-ı cezâya
İkimiz de çıkarız onda yalan.    
Kişiliklere haysiyetleri büyük bir saldırı var. Bu yaralar nasıl kapanacak? Bunlar dil yarası, güven sarsıldı, güvensizlik arada kol geziyor. Katledilmeye çalışılan itibarlar kime, ne kazandıracak?  İnce tarizlerde konuşmayı renklendiriyor “genel müdür” ifadesi değerli bir cümle mesela. 
Tezat, zıtlaşma demektir. Bu geçici dünyada neyi paylaşamıyorsunuz arkadaş denilip geçilmesi kolay olsaydı yapardı herkes. Bu geçici dünya “ebedi olan hayatı” da etkiliyor. Hakkı hakikati söylemek ve ona tabi olmak kolay değil. “Kim haklıysa o kazansın” şeklinde söylenen orta yollu cümleler de işi kotarmaz. 
Kimin, nasıl yaptığıyla hangi sonuçlara ulaşıldı? Sorusunun cevabını biliyorsak ne iyi. Hüsn-i Ta’lil sanatı güzel bir yöntemdir. Yapılanları, gerçeği görmeden değil farkında olarak daha güzel bir sebebe bağlamak. Kardeşlerimizin düşmanlığı mümkün müdür? Hayır, duadan başkası yakışmaz kardeş sayılan gönüllere. Neden karşılıklı olarak güven içinde bir iletişim kurmak varken “Rabbena Hep bana” diyoruz. Paylaşmak güzeldi hani? Kırılanlar nasıl toparlanacak bilemiyoruz. 
Teşbihler uçuşuyor havada. Kalpler yaralanıyor. “Bu zaman da susmak lazım” diyor bazıları, “fitne zamanıdır.”  Sustuğun zaman fitne başını kumlara mı gömüyor? Kendini geri mi çekiyor? Yoksa meydanı ona mı bırakmış oluyorsun? İslami değerleri müslümanı kırmak, yok etmek için kullanmak ne kadar büyük sinsilik ister, biliyor musunuz? 
Konuşacağız doğruları odun gibi de olsa söylemek ve haykırmak zorundayız. Kavgayı kazananları görmek lazımdır. Tecahül-i Arif de iyi bir sanattır. Bilmezlikten gelme sanatı?  Biliyorsun aslında, ama sabrediyorsun, “geçer” diyorsun, “yanlış anlamışımdır” diyorsun vs. Şeyh Edebali bir nasihatinde “gördün görmeyeceksin, duydun duymayacaksın” diye nasihat ediyor.  Aynı cümleleri kayınvalide ve kayın perde için de kurulur. Bunlar geçinmenin konuşanın şifreleridir.  Dostunu, dost bildiklerini arkadan vurur gibi bir görüntü vermek can sıkıcı bir durum, vesselam… 
.

Tüm Yorumları Göster (0)