Ahmet Taştan

SELAM OLSUN ONA (SAV)

22 Ekim 2021 / Cuma 12:39:37 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Oğlunu işe koyan bir belediye başkanı, yaptığı ameliyat ile ölümden döndüren bir doktor,

 

ailenizin parçalanmasına sebep olacak borcunuzu kapatan bir cömert zengin... Örnekleri arda ardına sıralamak mümkündür. Anlatılmak istenen ortak nokta şudur; hayatınızda çok önemli bir değişim yapan, büyük katkı sunan insana karşı hissedeceğiniz minnet borcu... Size iyiliği dokunmuş birine karşı nankörlük yapmak isterseniz onu unutun veya umursamaz tavırlar sergileyin.

 

Tam burada vicdan yaparak Hz.  Peygamber Efendimiz (sav)'in birey olarak sizin veya  tüm insanların  hayatına katkısı ne olabilir? Bu sorunun cevabını arayarak mevlidi idrak etmek güzel olmaz mı?

 

Peygamber Efendimiz (sav) bizi cehennem ipinden almış, borç batağından kurtarmış, yanlış yapmamızı engellemiş biri olarak hayatımızı dokunabilmiş mi?

 

Gecemizi gündüze çevirmiş mi? Zorları kolaylamış mı? Dostlarımızı apaçık edip yakınlaştırmış, düşmanlarımızı da aşikar edip bertaraf etmiş mi?

 

Peygamber Efendimiz (sav) senin için ne yapmış ki senin için değerli olsun... Değil mi? (Utanarak yazıyorum bu satırı)

 

Peygamber Efendimiz (sav) bizi, düşmekte olduğumuz cehennemin gayyalarından tutup çıkarmak için yirmi üç yıl her türlü zorluğa göğüs germemiş mi?

 

“Allah belamı versin!” diye başlayan sözlerimizi “Allah hayrını versin”e döndürmemiş; dilimizi terbiye etmemiş, gözümüzü gönlümüzü güzele çevirmemiş; dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak en güzel prensipleri, en büyük zahmetlere sabırla katlanarak bize örnek bir olmamış mı?

 

Örnek olmuş ama  biz örnek alabilmiş miyiz? Hayatımızın neresinde,  hangi vakit onun bir sözünü hayata tatbik ettik de “Ya Resulallah, selam sana... Sen söyledin diye, böyle oldu. Sen söyledin diye yaptım.” diyebildik. Peygamber Efendimiz (sav)'den direkt olarak emir aldık mı, onu yerine getirebildik mi hiç? Nasıl yani?

 

Adamın biri Peygamber Efendimiz (sav)'e gitti ve sordu: “Ya Resulallah, Allah'a en sevimli gelen amel hangisidir?”

 

Ona gidip soran adam sen miydin? Sen mi sordun böyle bir ihtiyacın olduğunu? Allah'a en sevimli gelen ameli yapma isteği içine doğdu mu? Bunun için bir çıkış yolu, bir amel düşündün mü gerçekten?  Sorayım öğreneyim Allah'ın peygamberine... O ne derse onu yapayım, dedin mi?

 

Evet, sen gidemezsin, biliyorum. Arada 14 asır var, yüzlerce kilometre mesafe...  Artık mümkün değil zannediyorsun değil mi?

 

Böyle düşün, o adam senin adına sormuş olsun. O hadis-i şerifteki adam sen ol da Peygamber Efendimiz (sav)’in nasihatini dinle önce...

 

"Allah’a en sevimli gelen amel başta iman, sonra ana-babaya itaat ve Allah yolunda cihaddır” diye verdiği nasihati dinledin mi?

 

“Ya Resulallah, bana bir tavsiyede bulun!” diyen adama: “Kızma!” yine tavsiyede bulun deyince “Kızma!” “Yine buyur Ya Resulallah” “Kızma! dediği senin kulağına gelmedi mi? Kızdığımız zaman ne haltlar karıştırdığımızı biliyorsun değil mi? Nice gönüller kırdığımızı ve yalnızlaştığımızı, pişmanlığın yüreğimizi sardığını bilmiyor musun? O gün, o zaten söylemiş. Bugün bunu sen okuyorsun, bu sanadır, sana söylemiştir. Sen bir gün kızıp da hayatının en büyük hatasını yapacakken Rasulullah, semalardan tebessüm ederek “kızma” demiştir belki... Ben ya da sen o kadar hırsına kapılmışsın ki... O kadar benlik sahibi olmuşsun ki bunu görmezden gelmişsin.

 

Peygamber Efendimiz (sav) hayatımızın her durağında, her köşe başında bizlere bir şeyler fısıldamakta ama kulaklıklar ile tıkanmış, duymamak için, görmemek için elden geleni geri komayan gafillerden olduk maalesef.

 

“Borçlu olan borcunu isterken yumuşak davransın, mühlet versin, mühlet verdiği her gün Allah sadaka verir” buyuruyor.

 

Daha binlerce nasihatına kulak veren, gönül veren hayranları olarak Mevlid-i Nebi hayırlı olsun vesselam.

Tüm Yorumları Göster (0)