Ahmet Taştan

SANAL NEFRET

01 Ekim 2015 / Perşembe 21:18:33 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Seçim zamanı yaklaşıyor. Kısa zaman sonra meydanlar pehlivan görecek. Herkesin tuttuğu, üzerine oynadığı bir pehlivanı vardır elbet.

Dünyanın hali hiç de iyiye gitmiyor. Dünya üzerinde iktidara sahip olan para babaları, bazılarının ceplerine para sıkıştırıp milletlere ideoloji ve sapık inançlar sipariş ediyor. Zira herkesin yakıtı aynı değil. İnandırdığında kitleleri küçük oylarıyla büyük depremler oluştururlar. Paradan gayri put tanımayan Karun kafalı oyuncak tipler ise her şeyi “iş” diye yapabilirler.

İnsanları kutsal saydıkları her ne varsa; yok edilmesi uygun görülen onu “iş” kelimesi ile çerçeve içine alır. Bazen Akdeniz’de mültecilerin tıka basa doldurdukları botları, kayıkları batırır; kimi zaman da iş için asker, polis öldürür. İş gördürecek adamlar, dünyaya ve dünyalıklara taptıkları için hemcinslerinden çok sayıda insan bulabiliyorlar.

Bir gazete patronuydu sanırım, şöyle demişti: “Her gün aynı şeyi söylersen bir gün halk buna inanır.” Bırakın halkı bu yalanı ortaya atanlarda da inanırlar artık. 

Bir sanal nefret üzerinden toplum yönlendirilmeye çalışılıyor. Bir kişiye duyulan bu nefret yeni bir şey üretmiyor. Yok etmeye, indirmeye ayarlanmış bir nefret olarak azgın sel suları gibi kentin her yanında ağızlarsan köpükler saçarak hızla ilerliyor. Önüne geçeni küçümsüyor, eziyor, yok sayıyor. Gücünü tespit etmeye gerek yok, gözler önünde her şey.

Ancak kıyıda kalanlar, sağlam bir yere tutunanlar, bu nefret selinden kurtarıyor kendini. Aynı kanalı izlerken, aynı gazeteyi okurken, birçok farklı insanı dinliyormuş görüntüsü oluyor. İsimlerinin önündeki sıfatlar, makam ve mevkileri de ikna için kullanılmaya müsait. Yani sıradan insanlar değil.

Nefret vurgusu sanaldır. Yani aslı astarı yoktur. Sanal bir gerçekliktir. Yani sanallık gerçek ama sanala konu olan şey gerçek değildir.

Sarayın gece gündüz(gündüzü ben ekledim) yanan lambaları gözleri kamaştırdığı gibi dilleri de dolaştırıyor. Ne destanlar çıkarılıyor burada. Ne tür hayırlarla kıyaslamaları serpiştiriliyor orta yere. Bazı kuş beyinliler de serpiştirilen bu yemleri gıdaklayarak topluyor ve karın doyuruyor. 

Gelişmeye ilerlemeye, yardımseverliğe, sevmeye, gayret ve fedakarlığa ayarlanmış onca vakit milletin hayatından çalınıyor. Misafir sohbetlerinde, kahvehane köşelerinde, dükkanlarda, atölyelerde, mesire yerlerinde diş kavuğunu doyurmayacak meselelerle ilerleyen bir ülke nasıl patinaj yaptırılır görüyoruz.

Bir zamanlar hoşgörü kavramın bayraklaştırılırdı. Aşırı derecede gören insanlar kavramın nereye yöneldiğini görünce ciddi eleştirilerde, uyarılarda bulunuyorlardı. Kıt aklımızda kitap ve sünnetteki yerlerini, delillerini işaret ediyorduk münekkitlere. Hoşgörü mevsimi bitti, o yalancı bir bahardı sert rüzgârlar aldı götürdü o güzel kavramı.

Şimdi birileri; “Türküyle Kürdüyle bu millet kardeştir” vurgusu yapıyorken; birileri de bu kötülüklerin sebebini iyi insanların varlığına ve vardıkları yerlere bağlıyorlar. Kardeşlik isteyen insanlara yöneltilen nefret rüzgarının nesi hakikat olabilir ki. İnanmış kalpleri –mış gibi oyunlarla sapıtamaz kimse.

Ancak şu hain ve lain şeytanın tıyneti de böyledir. O vakti zamanında Rabbimizden izin alında “ben senin sırat-ı müstakimine (doğru/sağlam yoluna oturacağım ve insanları senin yolundan saptıracağım” demişti de Rabbimiz da “Salih kullarım müstesna” diyerek doğru kullara bir zarar veremeyeceğini beyan etmişti. Böyle yapmasına rağmen hesap gününde “Ben size söyledim Allah da söyledi ama benin sözüm yalan çıktı. Ben sizleri zorlamadım ki” diye konuşacak.

Ne büyük bir aldanış… Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır demedim mi buyuran Rabbimizin sözlerini cahil, gafil hatta hain insanoğlu nasılda gerçekmiş gibi inandı. İnandı ve Şeytanın askerliğini yaptı yıllarca ve o yolda öldü. Şeytan da bu kadar basit kelimelerle kendini suçlanmaktan kurtarıyor. Akılsız kafam diye istediği kadar başını taşlara vursa da bir faydası olmayacak.

Hakikatin gücünü hisseden bir yürek ile kandırılmaya hazır bir kafanın mücadelesidir günkü siyasi atmosfer. Seçimler bir tercihtir. Oylarımız, onca derin mukayeselerin, tartıp biçmelerin cem olduğu kurşun gibidir.      

Tüm Yorumları Göster (0)