Özer Yılmaz

PAŞA

26 Ocak 2021 / Salı 16:24:33 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

Paşa’nın adı paşaydı ama kendi poşaydı. Paşa arsızın, hırsızın, soysuzun peşinden gider onlarla gününü gün eder, geçimini hırsızlık yaparak sağlardı. İki evlilik yapmış, iki hanımına iki ayrı ev açmıştı. Büyük hanımı Sedef küskün, kırgın ve yorgun düşmüştü, Paşa ile birbirini severek evlenmiş olmalarına rağmen, üzerine getirilen kuma nedeniyle kocasıyla konuşmaz olmuştu. Sedef kendisi için açılmış evinde dört çocuğuyla geçimini alın teriyle çalışarak kazanmaya çalışırdı. Sedef kâğıt üzerinde ve köy halkı nazarında evliydi ancak kuması Raziye gelince evliliği fiilen bitmişti. Ne Paşa ne de Raziye’nin işlerine karışmaz, çocuklarının yardımıyla geçimini sağlardı. Sedef ve çocukları ne kadar emekten, doğruluktan, çalışmaktan yanaysa, Paşa ve Raziye ile çocukları da o kadar emeği sömüren, çalışmayı sevmeyen, onun bunun malını, davarını çalarak geçimini sağlayan yaratıklardı.

Ev sahibi olmak, evinin geçimini sağlamak hele hele bunları helalinden sağlamak Paşa’nın defterinde yazmıyordu. Bir sabah Raziye çocuklarının kahvaltısını hazırlamak için mutfağa gitti, kilerden yiyecek çıkarmak isterken bir şeyin kalmadığını gördü. Bir bağırtı bir çağırtı çıkardı sanki Raziye’nin eti kesiliyormuş gibi yeri göğü inletti, cıyaklayarak bağırmaya başladı. Yatağında sabah uykusunun keyfini çıkaran Paşa, gelen cıyaklama seslerinin rüyasında olduğunu zannederek önce irkildi sonra gözlerini açtı, kulaklarını kabarttı, seslerin mutfaktan geldiğini anladı. Bir nefeste mutfağa koştu, “Raziye hayrola niçin bağırırsın, zaten elâleme rezil olmuşuz, daha ne rezalet çıkarıyorsun?”

“Kiler bomboş kalmış, yiyecek bir şey kalmamış, boyu posu devrilesi, koş bir koyun keçi, oğlak kuzu ne bulursan bul getir, bak çocuklar aç, karınlarını doyuralım. 

“Be Raziye sabah sabah ben nereden sana keçi koyun, kuzu oğlak bulayım, hele biraz zaman geçsin, öğle vakti olsun, gider bir şeyler bulur getiririm.”

“Olmaz, ben çocuklarımın karınlarını doyuracağım, illa da et isterim.”

Paşa, Raziye ile evlenmişti ama bu kadar şirret ve onursuz olacağını düşünememişti. Birinci eşi Sedef’e ne kadar haksızlık yaptığını anlamaya başlamıştı ama iş işten geçmişti.

Paşa, kendisi gibi hırsızlık yapmakta hiçbir beis görmeyen Raziye’ye “O halde bana yardım et, birlikte gidelim, dağlarda ovalarda sürü halinde gezen celeplerden çocuklarımızın rızkını bulalım.” Raziye önce bu teklife olumlu bakmadı ancak Paşa’nın ısrarlı tutumu sonucu ikna oldu. Ahırdan iki at çıkardılar, sırtlarına bindikleri gibi sürülerin yayıldığı yaylalara doğru süzülmeye başladılar. Yollarını yarı etmişlerdi ki önce yağmur sonra da dolu yağmaya başladı, gökyüzü yarılmış gibi seller suları götürüyordu. Sel sularının şiddetinden Raziye korkmaya başladı. “Paşa gel geri dönelim, bak gökyüzü bile ağlamaya başladı, bu işten vazgeçelim.”

“Raziye sabahtan beri başımın etini yedin, et isterim de et isterim, buradan bir etlik almadan şuradan şuraya gitmem. Bak sürüler hala ağılda, çobanlar da çadırlarında, ben çobanları oyalayacağım, sen de sürünün içinden gözüne kestirdiğin bir etlik çalacaksın.”

Raziye atını bir kayanın dibine, Paşa ise çobanların çadırına doğru sürdü. Çoban köpekleri havlamaya başladı. Paşa yanında getirdiği hayvanların iç yağlarını köpeklerin önüne attı, köpekler iştahla salyalarını şapırdatarak yağları yemeye başladılar, havlamalarını kestiler. Paşa, köpeklerin sessizliğinden yararlandı, çadırların yanına kadar vardı. Yabancı birisinin geldiğini sezen çobanlar dışarı çıktılar, şiddetli yağan yağmurun altında çadırın önünde bekleyen, Tanrı misafirini sorgu sual etmeden içeri aldılar. Sohbet başladı sağdan soldan, koyundan kuzudan, dağdan ovadan, yayladan vadiden, zaman iyice ilerledi. Paşa “Dostlarım beni bu yağmurda bu kıyamette misafir ettiniz, ben de sizlerin kulaklarınızın pasını gidereyim, izninizle bir türkü söylemek istiyorum, sizlere.

“Tabi ne demek Paşa kardeş, iyi olur, buyur söyle.”

Paşa’nın amacı dışarda hırsızlık yapmak için bekleyen Raziye’ye mesaj göndermekti. Başladı yanık sesiyle kendi bestelediği türküsünü çığırmaya.

 

“Kıllıdan tutma bağırır, yünlüden tut yünlüden

Kıllıdan tutarsan bağırır, seni de bulurlar beni de

Burada beşi birlik var, senide götürür beni de.

Çocuklar evde et bekler yünlüden tut yünlüden”

Keçiyi çalma, koyunu çal, içeride beş kişi var, fark ederlerse ikimizi de öldürürler, dikkat et çocuklar aç bekliyorlar.

Raziye sürüden bir kuzuyu aldı, heybeye koydu, uzaklaştı. Paşa, biraz daha sohbet ettikten sonra çobanların yanından ayrıldı, Raziye’ye yetişti. Şiddetli yağmur ve dolu şimşeklerle birlikte yeryüzünü dövmeye devam ediyordu. Yağmur, dolu, şimşekler o kadar şiddetli ve hiddetli yeryüzüne akıyordu ki, Paşa ile Raziye korunak olarak bir kaya parçasını kendilerine seçtiler. Kendilerince yağmurdan korunacak yer bulduk diye sevinirlerken, bir yıldırım Paşa’yı hedef seçti. Paşa oracıkta canından oldu. Raziye kuzuyu heybeden çıkardı oracıkta serbest bıraktı, Paşa’nın cansız bedenini defnedilmek üzere atının sırtına attığı gibi evine götürdü.  

Tüm Yorumları Göster (0)