Özer Yılmaz

Müstakil Mahsül

18 Aralık 2019 / Çarşamba 13:32:53 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşu ve kuruluşu hiçbir ülkenin maruz kalmadığı çetin mücadelelerin sonucunda ortak bir konsensüs ile olmuştur. Bu konsensüsün içinde inanan insanların azmi ve zaferi vardır.  Bu azmin ve zaferin kahramanları olarak, Rusya’ da yaşayan Müslümanları, Hint Müslümanlarını, Azerbaycan Halkını, Kıbrıs Türklerini, Fransa da yaşayan Müslümanları, Afganistan Halkını ve dünyanın değişik yerlerinde yaşayan diğer Müslümanları saymak mümkündür.

Bugün ülkemizin semalarında yine kara bulutlar uçurmak isteyenler var. Aslanın payını aslan olmayanlar paylaşmaya çalışıyor. Yine sırtlanlar dişlerini göstermeye başladı. Bilinmeli ki sırtlanlar aslanın hep en zayıf olduğu an ortaya çıkmakta. Daha düne kadar Türkiye olmazsa nice olur NATO’ nun hali diyen ABD, bugün diş göstermekte. Türkiye Cumhuriyeti, bağımsızlığını tehlikeye düşüren olayları bertaraf etmek için Suriye’nin Kuzeyine yerinde ve zamanında hareketini yaptı.

Semalarında ki güvenliği sağlamak için ABD’nin karşı çıkmasına rağmen S-400’leri aldı.  Bütün bunların karşılığı olarak ABD, emperyalist emellerini gerçekleştirmek için, yıllar önce olmuş mu olmamış mı tartışması yapılan, bilimsel ve tarihi olarak araştırılması yapılmayan, Ermeni Soykırımını önümüze koymaya başladı. Emperyalist güçler şunu demek istiyor, ben ne kadar oyun alanı hakkı verirsem o alanda izin verdiğim kadarıyla oynayabilirsin. Ancak emperyalist güçler şunuunutuyorlar “Zor oyunu bozar.”

Ülkemizin Kurucu Lideri Mustafa Kemal Atatürk, “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyerek, ülke bağımsızlığı ile insan yaşamının eşdeğer olduğunu vurgulamıştır. Özgürlük ve bağımsızlık İslam dini açısından da ulvi sayılmakta. Özgürlük ve bağımsızlık o kadar önemli kabul edilmiş ki, kölelere Cuma Namazı farz kılınmamış.

Özgürlük ve bağımsızlığın ruhunda ulviyet var. Türklerin Müslüman olmalarıyla, İslamiyet daha bir cihan şümul din oldu. Daha çok insan tarafından kabul edildi, daha çok insan tarafından bilinir oldu. Bu iki değer birbirini tamamladı, birbirini, tamamlayan değerler, daha değerli oldu. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle, İslamiyet maddi anlamda, Türkler ise manevi anlamda değer kazandı. 

‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.’ Sözü insanlara bir ruh aşılamak için söylenmiş ve bunun gereği zamanında yapılmış. Özgürlük ve bağımsızlığın sürekliliği, ülkelerin ve bireylerin gerek fikri, gerek maddi ve gerekse manevi yönlerinin doyuma ulaşmasıyla mümkün. Doyum hem sübjektif hem de objektif anlamları içinde barındırabilir. Global ölçekte manevi doyum bir anlam ifade etmeyebilir, elle tutulan, gözle görülen ölçekler daha bir anlamlı olmakta. Ölçülebilen değerleriniz ne kadar kıymetli ise ülkenizin ve insanlarınızın değeri de o kadar kıymetli.

Uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance belli kıstasları baz alarak “Dünyanın En Değerli 500 Markası” araştırmasını yayınladı. Brand Finance tarafından açıklanan markalar arasında en değerli 500 markanın yer aldığı listede hiç Türk markası yok.

Dünyanın En Değerli 500 Markası” listesine hiçbir Türk markasının girememiş olması sektör profesyonellerini, akademisyenleri, markaların üst düzey yöneticilerini, siyasileri, ekonomistleri, düşünürleri, düşündürmeli.Çünkü biliyoruz ki yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı olarak kalmak gerek. Bağımsızlık ve özgürlük bir milletin hayat meselesidir.Müstakil kalmak için mahsul üretmek gerek.

Tüm Yorumları Göster (0)