Yusuf Mutlu
yusufmutlu16@hatmail.com

KONUŞAN KRIZLE KONUSABILMEK (1)

15 Ağustos 2018 / Çarşamba 18:14:38 | YAZARLAR | Yusuf Mutlu

Geçtiğimiz hafta büyük bir ekonomik saldırı gördük.Tabiri caizse ekonomik savaşın sert bombalarından biri üstümüze düştü. Devlet Millet elele şimdi bu belayı defetmeye çalışıyoruz. Bir konuda mücadele ederken daimi olarak özeleştiri mekanizmasını diri tutmak hayati önem taşır.Ne yaptık? Nerede kaldık? Nerede yanlış yaptık? Nerede yanlış yapabiliriz ? ve önemlisi Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? Soruları özeleştiri bakımından önem arzeder...

Türkiye tarihi boyunca pek çok ekonomik kriz gördü.Durmak bilmeyen enflasyonlar, devalüasyonlar ve neticesinde bir gecede fakirleşenler,gaz ve yağ kuyrukları,ambargolar vs. Bu krizlerin bir çoğu deyim yerindeyse bağıra bağıra geldi.Öncedenbaşgösterenistikrarsizliklarinbu denli büyük krizler doğuracağı belliydi. Bugünlerde uğradığımız darbenin bize yaşattığı kriz  bunlardan bir tanesi.Elbette krizin/ darbenin iktisadi gercekliklerden uzak kalmış politik sebepleri olduğu muhakkak.Ancak bu etken bizler için bir bahane olmamalı. “Biz neler gördük.” “Bunu da atlatırız.” Tarzındaki sözler krize karşı getirilen argümanlar olmamalı. Eğer kriz bağıra bağıra geliyorsa bu kriz “konuşan bir kriz” dir. Bizde krizin bizzat kendisiyle konuşup bize saldırdığı yerlerden başlayıp önlemler alabiliriz.

Şimdilerde “Amerikan mallarını boykot ve yerli ürüne teşvik” konuşuluyor.Dolar üzerinden ülkemizde uygulanmak istenen krizin etkili olmasında en büyük iki etken olduğunu düşünüyorum .Bunlardan biri  iç ve dış ticarette Amerikan parasının makbul para birimi olmasıdır.Dolarla alakalı olmayan bir bölgeden dahi ithalat dolar üzerinden yapılıyor ve bu iç piyasaları etkiliyor. Eğitimini sosyoloji üzerinden almış biri olarak diğer etken üzerinden konuşmayı daha uygun görüyorum. Bu da üretim ekonomisinin toplumdaki yansımaları.

Bizden daha sık yaptırımlar görmesine ve para birimleri Ruble ve Yuan in çok değerli de olmadığı Rusya ve Çin ‘in bizim kadar sarsıntı geçirmedikleri aşikar .Bunun bir nedeni de bu iki ülkenin bir “üretim ekonomisine” sahip olmasıdır. Peki Türkiye de bu neden tam anlamıyla oturtulabilmis değil. Ekonomik badirelere karşı ortaya konulan söylemlerden birinin üretim üstüne olması,Türkiye deki üretim zafiyetinin olası krizlere karşı bir aşiltendomu görevi üstlendiği gerçek. Üretim konusundaki zafiyet yıllardır açık ve şu an geliştirilen “yerli malı teşviki” beraberinde bu üretim zafiyetinin üstüne gidilmesi ihtiyacını doğuruyor.

Yerli markalar arasında çok kaliteli ürünler var.Bunların varlığı ciddi bir  hizmet görüyor.Ancak kalite bakımından yerlerde sürünen pek çok kalem ürün var.Bu ürünlerin varlığı dar gelirli vatandaşı kendine mahkum ederken, durumu olan vatandaşları da ithal ürünlere yöneltiyor. 2. Kalite ürünlerle sağlıklı bir üretim ekonomisi inşa edilemeyeceği gibi bu ürünlere karşı alınacak tedbir iyileştirme vs. hayata geçirilmeden “Yerli Malı” teşviki hamaset düzeyinde kalacak ve kısa sürede ithal markalara dönüş tekrar başlayacaktır.Bu konuda sağlam bir denetim mekanizması kurmak ve kalite kurumlarını daha iyi hale getirmek atılacak en önemli adımdır.

Üretim ekonomisinin zaafları bağırarak gelen bu krizin bize haykırdığı en önemli noktadır. Kalite ise ana damarıdır.Gercekten güzel icraatlarlatesviklerlesaglam bir denetimle ciddi mesafe alınacağına  inaniyorum. Mevcut krizin bizi vurduğu zaaflarımıza diğer yazımda değinmeye çalışacağım insallah...

Selam sevgi ve muhabbetle..

Tüm Yorumları Göster (0)