Özer Yılmaz

KIRIK TUĞLA

29 Aralık 2020 / Salı 11:50:49 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

Kaya, ismi ile müsemmaydı,  soğuk kışın ve doğanın fiziksel ağır şartlarının sertliği onun mizacına da yansımıştı. Kaya, çok çocuklu ailesinin en büyük çocuğuydu, ailenin geçim kaynağı oldukça azdı. Babası Nizam çobanlık yaparak ailesinin geçimini sağlıyordu. Kaya sabah erken kalkar, elini yüzünü soğuk su ile yıkar, uzun süreden beri yıkanmamış ter kokusunun ta uzaklardan bile hissedildiği kabanını üzerine giyer, yanına bezden yapılmış çantasının içine koyduğu ekmeğini alır babasına yardım etmek için köy merasına çıkardı. Akranları okuldayken o dağda, bayırda, ovada hayvanların peşinden koşuştururdu. Okula gitmek istiyordu ama babası izin vermiyordu, okula gidecek olsa babasına kim yardım edecekti? Okumak, yeni şeyler öğrenmek, bilmediği bilgilerle taze dimağını yeşillendirmek istiyordu. Çobanlıktan dönüp eve geldiğinde, akşam ezanından önce kaçamak yollarla Ayazalp’i görmeye gider, onu konuşturur, okulda neler yaptıklarını öğrenmeye çalışırdı. Ayazalp, okul hayatını anlattıkça o içinden babasına hayıflanır, babamla konuşacağım ben de okula gideceğim iç sesiyle kendini teselli etmeye çalışırdı. Okula gitmek, akranlarıyla olmak içinde dayanılmaz sızılar oluşturuyordu. Akşam ezanının okunmasıyla koşar adımlarla evine dönerdi. Annesi “nerelerdesin oğlum, yine geç kaldın” diye sorguya çeker, kaçamak cevaplarla annesinin sorgusunu geçiştirmeye çalışırdı.  Kaya’nın içinde sızı oluşturan okuma isteği Ayazalp’i de derinden etkilemiş durumu İbrahim Öğretmene anlatmış, ondan yardım istemişti.

İbrahim Öğretmen, Kaya’nın okula gitmesini sağlamak için Nizam ile birkaç kez konuşmuştu ama Nizam “Öğretmen Bey, Kaya okuyacakta ne yapacak, hem o yokken bana kim yardım edecek? O okula gidecek olursa ben bu kadar kişiye ekmek yetiştiremem, onların karnı nasıl doyar?” cevabıyla Kaya’nın okula gitmesinin önünü en baştan kesmişti. İbrahim Öğretmen Nizam’ı ikna etmeye çalışmıştı ama Nizam, ‘Nuh demiş; peygamber dememişti.’ İbrahim Öğretmen Kaya’nın okul sorununu çözmek istiyordu, bunun için de bir yol yordam bulmalıydı ama nasıl? Sordu, soruşturdu, Nizam’ın masal anlatıcı İlimdar’ın sözünü kıramayacağını öğrendi. İbrahim Öğretmen, masal anlatıcı İlimdar’ın hazır olmasını, Nizam’ın evine ziyarete gidileceği haberini gönderdi.   

Akşam ezanından sonra buluşup yola koyuldular, damarlarda ki kanın akmasına izin vermeyecek kadar hava ayaz mı ayazdı, gökyüzünde adeta yıldızlar üşüyordu. Kapıya “tak tak” vurdular, biraz beklediler, kapı açıldı, İbrahim Öğretmeni ve İlimdar’ı karşısında gören Nizam’ın eli avucuna karıştı, ne diyeceğini bilemedi, davetsiz misafirlerini kerhen içeri buyur etti. Ev halkı sırayla hoş geldiniz seremonisini yaptıktan sonra misafirler sekiye, çocuklar da onların karşılarına boncuk gibi dizilip yere bağdaş kurarak oturdular. Okul işini konuşmak, söze başlamak için İlimdar sağa sola baktı ama söze nereden nasıl başlayacağını bilemiyordu. Dışarısı ne kadar kuru ayazın esareti altında kalmış ise içerisi de o kadar kuzine sobasının ateşiyle huzurun hâkimiyeti altında kalmıştı. Kuzinenin üzerinde zaman zaman kullanıldığı anlaşılan kırık bir tuğla duruyordu. İlimdar’ın gözü tuğlaya takıldı.

“Eee Nizam buraya niçin geldiğimizi biliyor musun?”

“Hayır İlimdar ama İbrahim Öğretmen ile geldiğinize göre okul ile ilgili geldiğiniz kestirebiliyorum. Okul işi olsun ya da olmasın hoş geldiniz, sefa geldiniz, gelen misafire niçin geldiniz diye sorulmaz.”

“Nizam maşallah zekâna hayran kaldım, konuşulacakları kestirebilecek kadar zekisin. Bak sana bir şey söyleyeyim, şu kuzine sobasının üzerinde el yapımı kırık bir tuğla var, belli ki bu tuğlayı içinizden biriniz yapmışsınız, kim yapmışsa tebrik ediyorum, helal olsun. Yeni bir şeyler yapmaya çalışmış ancak yapılan tuğla bizim istediğimiz gibi olmamış. Tekniğine uygun tuğla yapılmış olsaydı o tuğla çatlak toprak gibi olmazdı, azıcık sıcak ortamı görmesiyle çatlamazdı. Sağlam ve kaliteli tuğla yapmak için onun tekniğini öğrenmek, o tekniğe göre üretim yapmak gerekir.

“Evet İlimdar o tuğla el yapımı bir tuğla, Kaya yaptı. Evimizde bir tuğla vardı sağımız solumuz soğuktan ağırınca Züleyha kuzine sobasında ısıtır, ağrıyan yerimize koyar ve iyileşirdik. Tuğla zamanla çok ısıtılmak veya çok kullanılmaktan kırıldı, kullanılamaz hale geldi. Malum buralarda tuğla bulmak kolay değil, Kaya da kendince bir yol bulmuş, kilden bir tuğla yapmış ama dayanıklı olmadığı için kırıldı.

“Ah benim Nizam kardeşim, çocuğunun üretme, yeni şeyler yapma potansiyeli olduğunun farkında mısın? Gel onun bu şevkini kırmayalım, okula gönderelim. Tuğla Fabrikasının nasıl çalıştığını, tuğlaların nasıl pişirildiğini, pişirilme fırınlarının nasıl oluşturulduğunu Kaya’nın öğrenmesini istemez misin?”

“İsterim elbet hangi baba istemez ki?”

“Bende öyle düşünmüştüm, bu isteğimizin gerçekleşmesi için Kaya’nın okumasına izin vermelisin. Kim bilir ilerde belki de Kaya bir tuğla farikasında mühendis olacak, belki de o fabrikanın sahibi.

Nizam, İlimdar’ın telkinleriyle ikna oldu, Kaya’nın okumasına izin verdi. Kaya’nın eğitim hayatı parlaktı. İlkokul ve ortaokul hayatı göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Sıra lise eğitimine gelmişti. Lise eğitim hayatı nitekim daha da önemliydi üniversite eğitiminin yolu buradan geçiyordu. Lise eğitimini disiplinli çalışmayla geçirdi, üniversite sınavlarına girdi. Çocukluğunda aşığı olduğu mesleği seçmek, onun için makine mühendisliğiydi. Makine mühendisliğini kazandı ancak ekonomik durumu okumasına izin vermiyordu. Bunun çözümü hem çalışıp hem okumaktı. Bir tuğla fabrikasında işe girdi. Geceleri çalışıyordu gündüz de okula devam ediyordu. Okulunu bitirinceye kadar ve mühendis olduktan sonra da bir müddet burada çalıştı.

Çocukluğunda annesi için yapmış olduğu tuğla onun hayatının yönünü çizmişti. Tuğla fabrikasında başladığı iş yaşamıyla biriktirdiği sermayesi neticesinde tuğla fabrikasındaki işinden ayrıldı, kendi işini kurdu. O şimdi kendi işinin başında.

Tüm Yorumları Göster (0)