Abdülvasih Duran

KIRAATHANE NASIL KAHVEHANE OLDU?

05 Ekim 2016 / Çarşamba 19:34:50 | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Diyanet İşleri Başkanlığımızın aldığı güzel bir kararla  her yıl Ekim ayının ilk haftası ‘Camiler ve Din Görevlileri Haftası’ olarak kutlanmaktadır.Bu vesileyle bizler de  toplumun manevi mimarları olan Din Görevlileri kardeşlerimizin bu haftasını kutlar,Yüce Allah’tan başarılar dileriz.Her yıl bu hafta için ayrıca bir konu belirlenir ve o konu çeşitli etkinliklerle işlenir.Bu yıl ki konu da gerçekten güzel ve  önemli.Bu yılın konusu “OKU, Kendini-Kur’an’ı-Hayatı “,“CAMİ VE KİTAP”.

          Bu konuda güzel bir Hadisi şerif vardır.Resulullah (sav) buyuruyor ki ”Bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde (camide) toplanıp Allah’ın Kitabını (Kur’an’ı) okursa ve kendi aralarında Kur’an’ı anlamaya çalışırsa o topluluğun üzerine rahmet ve huzur iner.Melekler onları çepeçevre sarar ve Allah, o topluluğu diğer meleklere de över”.

         Bu hadisi şerif gereği Müslümanlar hep camilerde ilim öğrenmeye çalışmışlardır.Eski dönemlerin camilerini araştırdığınızda şu manzarayı görürsünüz.Camide ki her sütünün altında bir gurup öğrenci veya cami cemaati vardır. Bir araya gelmişler sohbet ediyorlar ,Kur’an öğreniyorlar veya dini ilimler okuyorlar.

        Okumanın önemini bilmeyenimiz yoktur.Ancak bildiklerimizi uygulamaya koymada zorlanıyoruz.Okumanın yerini cep telefonlarının, internetlerin ve televizyonların aldığı bir dönemde yeniden okumayı canlandırmanın  yollarını bulmalıyız.Her Müslüman, ‘ okumaya ve ilme tekrar nasıl dönebiliriz?’ konusunda kafa yormalı ve bu konuda projeler üretmelidir.

        Öncelikle eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekir.Bir zamanlar İstanbul Üniversitesi İktisat fakültesinde hocalık yapan Alman Profesör Alexander Rusdow, sokakta oyun oynayan çocuklarımızı görünce alaycı bir şekilde şöyle der:”Sizin ne fevkalade (!) eğitim sisteminiz var ki şu parlak zekaları on yıl içinde işlemez hale getiriyor”.

          Eskiden “Bir okul açmak bir hapishane kapatmaktır” sözü çok meşhurdu.Ama günümüz için aynı sözü söylemek kolay olmasa gerek.Çünkü :

-Rabbimiz “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku” buyuruyor.Eğer bir ilim Allah’ı öğretmiyorsa, hayatın gayesini ve amacını öğretmiyorsa o ilim ile yetişen insanlar Allah’ı da tanımayacak,vatanın ve milletin değerini de bilmeyeceklerdir.Tıpkı FETÖ’nun yetiştirdiği insanlar gibi.Onlar Allah’tan çok sahte hocalarına itaat eden beyni yıkanmış insanlar yetiştirdiler

-İlim diploma almak için öğrenilmez.Diploma o ilmi hak ettiğinin göstergesidir.İlim güneş gibidir .Gölge ise diploma ve meslektir.Eğer biz güneşe doğru koşarsak gölge arkamızdan gelir.Eğer biz tersini yapıp güneşe sırtımızı çevirip gölgeyi yakalamaya çalışırsak gölgeyi yakalayamayız.

-Resulullah (sav) bir Hadisi şeriflerinde “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” buyuruyor.Öyleyse bizlerde  eğitim sistemimizde yer alan ancak pratiği olmayan  insanlarımıza yarar getirmeyen,ezberci bilgileri güncelleştirip, gelişen ve değişen bilime uygun faydalı hale getirmeye çalışmalıyız.

-Kelime hazinesini artırmanın en kolay yolu da ÇOK KİTAP  OKUmaktır. Sheakspear  yazdığı eserlerinde; 80.000, Goethe 50.000 kelime kullanmıştır. Ama bizim memleketimizde bir üniversite mezunu; 3.000  veya 4.000 kelime bilmektedir. Bu kadar bilmesinin sebebi de kitap okuma alışkanlığı kazanmaması, kitap okumamasıdır. Bizim millet olarak en büyük eksikliğimiz kitap okumamaktır. Yusuf Hashacip: “Yurdu olan onu kılıçla almıştır, yurdu tutan da onu kalemle tutmuştur” der.

      Beş yüz yıl önce yaşamış bir İngiliz düşünürün kitap hakkında söylediği şu sözleri dikkat çekicidir: “(Kitaplar) Acı söylemeden, öfkelenmeden, hediye ve para istemeden bize bilgi veren hocalardır. Onlara yaklaşırsanız uyumadıklarını görürsünüz, soru sorarsanız sizden bir şey gizlemezler. Eğer bir şey bilmiyorsanız sizinle alay etmezler.”

Evet kitap en iyi öğretmendir.

Ünlü düşünür Voltaire de şöyle der: “Okulda okuduklarıyla yetinenler, yalnız anneleriyle konuşabilen çocuklara benzerler.”

        Üzülerek söylemek gerekirse kitaplarımız artık evlerimizde aksesuar (süs) görevi görmektedir.Kitabın içeriğine  bakmadan evin duvarının rengine uyumlu renkteki kitapları alıyoruz.Odamızdaki vitrinin genişliğine uyan ciltleri satın alıyoruz.Hatta içi boş ciltlerle vitrinlerimizi  süslemeye çalışıyoruz.Ya kitaplık şeklindeki duvar kağıtlarına ne dersiniz? Öyleyse yeniden asıl halimize dönmeliyiz.Evlerimizi gerçek kitaplarla doldurmalıyız.Ve kahvehanelerimizi yeniden kıraathane (okuma) salonlarına dönüştürmeliyiz.

 

      UNUTMAYIN: Melekler, bilen Adem’e secde etmişlerdi.”Allah, Ademe bütün  isimleri öğretti” (Bakara,31).

 

Tüm Yorumları Göster (0)