Ahmet Taştan

KAVRAMLARIN KAYBOLUŞU

21 Ocak 2014 / Salı | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Kürsüde konuşan adam, dudakları arasından dökülen her anlam için jest ve mimikleriyle bir şekil çiziyordu. Önündeki kürsü ve kürsünün üzerindeki iki mikrofon, bazı hareketlerini kısıtlıyordu. Ancak o muhataplarının odaklanmış dikkatini hiç dağıtmadan, bir saat kadar konuşmak istiyordu. 
Kulak kesilmiş bir avuç insan, hatibin arzularına cömertçe cevap veriyordu. Konuşması arasında en ufak bir güncele ait dokundurma yaparsa, salondan aynı anda ve bir anlık bir kahkaha yükseliyordu. 
“Şimdi her kelimeyi ve kavramı da konuşamaz olduk.” 
Dinleyenlerin aklına başka başka şeyler geliyor, diyordu. “Cemaat” diyemiyoruz sıkıntı oluşturuyor, zaten onlar da kendilerine “camia” diyorlar demişti.  “Fert” kelimesinin kullanmayı hiç sevemedim, demişti.
Bu konuşmadan mülhemle kavramlar üzerinde düşünmek gerekiyor. İnsan, bir dil kültür havzasında doğar ve o kültür ile yaşar. Yaptıkları o kültür içinde daha bir anlamlı olur. 
İnsanlar yetiştikleri kültürün değerleriyle oynamamalı, onlar üzerinde ameliyatlar yapmamalı. Geçmişle bağlantı sağlayan, kişiliklerimizin oturmasını, hayatın anlamlı olması, hep bu kavramların oluşturacağı dünya ile ilgilidir. 
Bilgi kirliliği yaşadığımız şu dünyada, kavramların “aslına” sahip çıkıp, ısrarla onları kullanmak ancak direnen ruhlar için geçerlidir. 
“Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” diye bir çizgi ortaya kaymaya çalışan Üstad Mehmet Akif; “insanların akıllarına göre konuşunuz” hadisi hikmetine yakın bir söz söylemişse bile, her zaman ve her devirde aynı değeri taşımaz bu hal. 
Dünyaya devamlı haber pompalayan büyük medya kuruluşları, İslami kavramları insani olmayan kavramların yanı başında  zikrediyorlar...
 “İslami terör örgütleri” gibi bir kavram zorla, tekrar edile edile zihinlere kazınmıştır. Mısır’daki İhvan-ı Müslimin sadece direnişi seçmiş, cesurca, medenice, hakkını zalimlerden  almak için tankların önünde dimdik durdu. Şimdi ise terör örgütü listesine alıyorlar. 
Efendimiz’i (sav) ve sahabe-i kiramı ayağa kaldıran kelimeler çok farklıydı. Gassa’il –Melaike sıfatıyla malum Sahabe, “cihad Cihad” biçiminde daveti duyunca, yıkanmaya bile vakit bulamadan cihada çıkıyordu. 
Bu orduyu kim donatırsa, ona “cennet” vaad edilince; Ebu Bekir (ra), Ömer (ra), Abdurrahman bin Avf, Osman Bin Affan, varını yoğunu döküyordu Efendimin önüne...  
Örnek insanlar(ra),, her kavramın hakkını vererek yaşadılar. Yapmacıklık, münafıklık, desinler diye yapmaktan hep uzak kaldılar. 
Kürsüdeki adam; “Yeniden dünyaya gelsem de babam beni bir cami kapısına bıraksa, karakol kapısına değil, hangi polisin alacağı belli olmaz.” deyince, bıyık altı gülüşmeler ortalığı kasıp kavurdu. 
Ne kadar da çok gündemle ilişki kuracak cümlelerimiz var. İstediğimiz zaman her bir kavramı insanların gözünde küçültüp değersizleştirip kabullendirebiliriz. 
Böylece İslam’a girmek isteyenler de giremeyecektir. Mahalle baskısı yüzünden ya da oluşturulan algı sebebiyle uzak duracaklar, ancak katılımcı olacak kadar yakınlaşacaklar belki de. Atalarımız o kavramlar ve kelimeler için canlarını verdi. 
Onlar biliyorlardı ki; bir şahsiyet ancak kelimeler üzerine yükselir.
 “Kamusa uzanan el, namusa uzanmıştır” diyen Üstad Cemil Meriç,  kutsalı kutsalla  perçinlemişler.  
Kavramlar bir kalenin burçları gibidir. Her bir burç savunulmaya değerdir. 
.

Tüm Yorumları Göster (0)