Özer Yılmaz

KALE KARDEŞLİĞİ II

19 Ocak 2021 / Salı 15:33:56 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

Giray her zamanki gibi uykusundan diri uyandı, gözleriyle etrafını taradı. Odanın duvarları taştan, tavanı ise ceviz ağacındandı. Lambrilerin bakımı kolay yapılsın, dayanıklılığı artsın, ortama daha gösterişli bir hava versin diye verniklenmişti, nitekim bunda da başarılı olunmuştu. Lambrilerin parlaklığı ortama lüks bir görüntü veriyordu. Giray tahta sekinin üzerinde serili olan yün yatağına boylu boyunca uzanmış, sanki bir an evvel kalkması için direktif gelmesini bekliyor gibi tetikteydi. Beklediği sesi duyar duymaz atik bir hareketle yatağından doğruldu, Ya Allah Bismillah diyerek fırladı, konağın doğu çıkış kapısının önündeki kaynağını yer altından alan çeşmeye doğru yöneldi.

Çeşme Türk rokokosu tarzında yapılmıştı ve konağın bahçesinin su ihtiyacını karşılıyordu. Çeşmenin geniş ve oymalı saçakları vardı. Bu saçakların tam ortasında üslubuna uygun kurşun kaplı âlemli bir kubbe, bu kubbenin etrafını çevreleyen zarif kubbecikler vardı. Bunların yanlarında ise daha ensiz, oymalı mihraplar bulunmaktaydı. Bunların arasında kalan dar kolonlara ise vazo içinde kabartma çiçekler işlenmişti. Çeşmenin her yüzünde orantılı mesafelerle yapılmış geniş mihrapların içine, gücün ve kudretin temsilcisi kabul edilen aslan başı figürlü altın musluklar takılmıştı. Muslukların bir yüzünde beyliğin simgesi tuğra, diğer yüzünde ise suyun mübarek oluşunu anlatan, zarif bir sanatçının elinden çıkmış el oymalı yazının işlendiği metin vardı. Bu çeşmenin buradaki mevcudiyetini daha bir simgesel kılıyordu. 

Çeşmenin oluğundan akan suyun oluşturduğu şırıltının melodisi her zaman Giray’ın ruhuna derin bir huzur katıyordu. Suyun melodisiyle ruhu dinginleşmiş, sevinçten âdete uçar gibi olmuştu. Mutluluk içini ısıtmış, ruhu huzura kavuşmuştu. Üzerinde bulunan ipekle yün karışımı pijamanın kollarını yukarı doğru sıyırdı, suya doğru ellerini uzattı. Damarlarındaki kanının akış hızını adeta kamçılayan suyun soğukluğunu teninde hissetti. Başını kaldırdı derin bir nefes aldı, içine çektiği oksijenle daha bir huzur doldu. Ellerini, yüzünü, kollarını, ayaklarını dua ederek yıkadı. İvedi adımlarla içeri girdi. Sabah ibadetini konakta yaşayanlarla birlikte eda ederdi ama o gün ibadetini tek başına yapmak istedi. Odasına girdi, taş duvar içinde oymalı dolapta özenle katlanmış, Kâbe işlemeli kadife seccadeyi aldı, kıbleye dönerek yere serdi. İbadetini huşu içinde yaptı. Yaşadığı iç huzurun etkisiyle, yeni doğacak güneşin ruhunda oluşturacağı coşkuyu yine yaşamak istiyordu, sevinçle ayaklarına keçi derisinden yapılmış terlikleri geçirdi, tekrar dışarı çıktı.

Ellerini gözlerine siper ederek uzaklara ta uzaklara baktı, ufku taradı. Güneşin insanın içini ısıtan ışığı artık yeryüzüne düşmüş, doğadaki canlılar bir bir uyanır olmuştu.

Sabaha yakın gördüğü rüya hala içini kıpır kıpır ediyordu. Rüyasında, güneşin yeryüzüne düştüğü ufkun kesiştiği noktada, altın harflerle yazılmış gökyüzünü boydan boya kaplayan, “Bismillahirrahmanirrahim” yazısını görmüştü. Yazının altında ellerini havaya açmış, dua eden bir kız vardı. Rengini sanki firuze taşından almış gibi mavi yeşil karışımlı gözleriyle ona bakan insanın gözlerini kamaştırıyor, altın rengindeki saçlarıyla da adeta büyülüyordu. Rüyasında gördüğü bu güzel şeylerin aynısını görebilir miyim ümidiyle gözlerini açtı kapadı, tekrar ufka baktı ama rüyasında gördüğünü göremedi. ‘Anlatılırsa tılsımı bozulur’ derdi ninesi Mehlika Hanım. Onu mutlu eden bu şeyin belki geleceğine bir işaret olabileceği düşüncesiyle tılsım bozulmasın, mutluluğu hep daim olsun diye de kimseyle paylaşmak istemedi.

İbadetini eda etmiş olmasının verdiği iç huzuru yüzüne yansıyordu. Ruhunda hissettiği bu mutluluğun bitmesini hiç istemiyordu ama bunun daim olamayacağının da bilincindeydi. O anki iç huzuruyla gördüğü rüyanın geleceğine aydınlık getirmesini canı gönülden diledi. Aşk nasıl bir duyguydu, gerçekte olmayan bir düşle bile yüreği böyle hızlı hızlı çarpmıştı, gerçek olsa nice olurdu hali? Bildiği, anlatanlardan dinlediği tek aşk hikâyesi anne ve babasınınkiydi. Güneşin doğuşunun vermiş olduğu huzur, annesi Dilruba Hanım ile Babası Bahadır Bey’in yaşadıkları aklına gelince kayboldu, içinde hüzne bürünmüş mutluluk kırıntıları oluştu, içten içe tebessüm etti.

Tüm Yorumları Göster (0)