Turhan Şahin
turhansahin@hotmail.com

İZ BIRAKAN İNEGÖLLÜLER

16 Ocak 2018 / Salı 18:34:18 | YAZARLAR | Turhan Şahin

İNEGÖL’ÜN YUNAN İŞGALİ GÜNLERİ : (Salih Zeki Bayraktar’ın Anılarında)

65 yaşını aşana kadar süvari astsubayı olarak görev yapmış olan Salih Zeki Bayraktar çocukluğunda yaşadığı Yunan İşgali günlerinin İnegöl’ündeki anılarını torunu Serdar Bayraktar’a anlatmış. Serdar Bayraktar’da dedesinin anlattıklarını kaleme almış. 1979 yılı Eylül-Ekim-Kasım aylarında ilçemizde haftalık olarak yayın yapan “Bizim İnegöl” gazetesinde yayınlamış. Serdar Bey, dedesinden muhariptir diye bahsediyor, bir ölçüde de haklı sayılır. Çünkü Salih Zeki Bayraktar çocuk yaşta olmasına rağmen ilçemizdeki Yunan İşgalinin Mahmudiye Mahallesindeki sürecini en ince detayına kadar yaşamış bir kişi.

Salih Zeki Bayraktar; süvari astsubay olarak Kemal Balıkesir ve Saffet Pozantı adlı generallerimizin emrinde ve yakınında uzun süre hizmet etmiş. Yazı dizisi yalnızca Yunan İşgalinin İnegöl boyutunu kapsamıyor. Astsubay olarak görev yaptığı Ayvalık Bölgesindeki süreci de araştırmış, bizlere aktarmış. Fakat ben yalnızca İnegöl boyutunu doğru anlama ve anlatma çabası içinde olacağım. Salih Zeki Bey aynı zamanda 93 Harbi (1877-78 Osmanlı Rus savaşı) muhaciri bir aileye mensup. 93 Harbinin İnegöl’ün demografik yapısına etkisini de bildiğimden ve hikayenin de gerçekten dramatik olduğunu düşündüğüm için, aileyi de tanıma ve tanıtmaya çalışacağım.

Salih Zeki Bey’in dedesi Selman Bey; Bulgaristan Hasköy’de yaşayan çiftçi bir Türk. 93 Harbi sonrası bölgedeki birçok Türk gibi ailesiyle birlikte Anadolu’ya göç etme kararı almış. Eşini ve iki kızını yanına almış, eşini yitirmiş Cemile adlı bir komşu kadın da çocukları ile onlara katılmış birlikte yola koyulmuşlar. Tabii ki bu yolculuk elini kolunu sallaya sallaya, güvenli bir yolculuk olmamış.

Düşmanla karşılaşma korkusu ile ormanda ya da bir dere kenarında saklanır, geceleri yol almaya çalışırlarmış. Aynı yolculuğu yapanların birçoğu çeşitli saldırılarda canlarını kaybetmişler. Selman Usta, Cemile Hanım ve beraberindekiler İnegöl’e, Mahmudiye Mahallesine gelip yerleşmişler. Selman Usta; Ömer Usta sokağında iki katlı, Cemile Kadında aynı bölgede medrese yakınındaki çıkmaz sokakta tek katlı bir eve yerleşmiş. Yanlarında getirebildikleri paralarla Deydinler ve İsaören köylerinde 15-20 dönüm kadar bir kısmı tapulu bir kısmı da tapusuz tarlalar alabilmişler.

Cemile Kadın Büyük oğlu Salih ve küçük oğlu Mustafa ile bu tarlaları ekip biçmeye başlamış, ortanca oğlu Ahmet’i de Kemalpaşa Mahallesi’nde Karadeniz kökenli bir bakırcı-kalaycı ustasının yanına çırak olarak vermiş. Birinci dünya Savaşı’nda Galiçya Cephesine gönderilen oğlu Salih geri dönememiş, şehit olmuş. Selman Usta’nın kızı Adile ile Cemile Kadının oğlu Ahmet evlendirilmiş. Bu evlilikten bir yıl sonra doğan çocuğa Galiçya’da şehit düşen amcasının ismi ile birlikte Salih Zeki adı verilmiş. Salih Zeki henüz yedi aylık iken anne Adile ince hastalıktan ölmüş. Salih Zekiyi de babaanne büyütmüş.

Baba Ahmet ve amca Mustafa da Çanakkale Savaşına katılırlar. Amca Mustafa Çanakkale’de şehit olur, baba Ahmet ise yaralanır hava değişimine eve gönderilir. İyileşince de Yemen’e cepheye gider o da orada şehit olur. Bu ailedekine benzer dram’lar o günün İnegöl’ünde hemen her ailede yaşanmıştır.

Salih Zeki Bey’in anılarına dönüyoruz. Yunanlıların İnegöl’e yaklaştıkları ve buradan Eskişehir’e doğru yürüyecekleri önceden öğrenilmişti. Yunanlılar Gazhane tarafından İnegöl’e girdiler. Yunan Komutan bir miktar askerini ilçede bırakarak İnönü’ye doğru ilerledi. Fakat İnönü’deki bozgun sonrası panik halinde kaçan Yunan Askerleri İnegöl’den geçerken, halk evlerden sıcak su dökmek, saksı atmak, silah kullanmak gibi tepkiler gösterdiler.

Bundan sonra İnegöl yöresinde. Çolak İbrahim Bey’in komutanlığında bir süvari birliği düşman mevzilerini gözaltında bulunduruyordu. 22 Mart 1921 sabahı silah sesleri ile uyanıldı. Bu silah sesleri Salih Zeki’ye ayrı bir heyecan veriyordu. Çünkü düşman İnegöl’e doğru harekete geçmiş, o da kendisini verilen mücadelede oyalama kuvvetlerinin bir parçası gibi hissediyordu. Tam bu sırada atılan mermilerden biri bizim okulun (Şükrü Naili Paşa olduğunu düşünüyorum) bahçesine, diğer bir mermi de Hamidiye Mahallesi’ndeki keresteci Zeynel’lerin deposuna düşmüştü. Çıkan yangın panik yarattı, komşuların yardımı ve ilkel tulumbanın gelmesi ile büyümeden söndürüldü.

Oyalama kuvvetleri yavaş yavaş çekilmeye başlamıştı. On beş kadar Türk askeri birerli kol da mahallenin önündeki çayırdan geçtiler. Bu Salih Zeki’yi çok heyecanlandırdı. Askerler mahallenin güney kenarında Kavaklı Hendek denilen yerde mevzilendiler. Bunların peşlerini takip eden Yunan süvarileri göründü, fakat hendekten açılan ateş sonrası caminin arkasına kaçıp saklandılar. Bu durumdan faydalanan askerlerimiz mahalle içine dağıldı, silah ve giysilerini saklayarak mahalleli oldular.

Ateş kesilmesinden bir süre sonra ateş edilen yere giden Yunanlılar da boş mermi kovanlarından başka bir şey görmediler. Mahallede tehditler savurarak aramalar yapsalar da bir sonuç çıkmadı. Türk Askerleri bir süre sonra birliklerine katılmak üzere mahalleden ayrılmışlardı. Birkaç gün sonra ise mahalleye 20-30 kadar “haç” işaretli araçlar geldi. Bunlar İnönü’den Bursa’ya yaralı taşıyan Yunan’lı araçlarmış. İkmal ve bakım için İnegöl’de konaklamışlar. İkinci İnönü yenilgisi sonrası Yunanlıların kaçışlarını da görmüş Salih Zeki.

Bursa’daki Yunanlı birlikleri; İnegöl, Yenişehir üzerinden Eskişehir’e doğru ilerlemeye başladılar. İnönü Savaşları sonrası düşman yılgınlığa düşmüş, sivil halka vahşice saldırıyordu. İnegöl Halkı da zorunlu olarak şehrin güneyindeki dağlık, ormanlık alana çekiliyordu. 10 Temmuz 1921 günü Salih Zeki de ne yapacağını bilemiyordu. Babaanne komşular ile birlikte ormanlık bölgeye gitmek istiyor, daha sağlıksız olan anneanne ise zorunlu olarak kalıyordu. Salih Zeki yalnız yaşayan anneanne ile şehirde kaldı.

Bir süre sonra silah sesleri arasında Yunan birlikleri şehre girdi. Tellal vasıtasıyla “Yunan Komutanlığı herkesin emirlere uymasını istiyor. Hiç kimseye yasa dışı bir muamele yapılmayacak. Herkes kapısına bir fener asacak ve bu fener sabaha kadar yanacak. Silahlar teslim edilecek. Ekmek bıçağı dışında bıçak bulundurulmayacak. Herkes korkusuzca işine gidecek” gibi ifadelerin yer aldığı bir duyuru.

Bir süre sonra babaanne de sığındığı köyden şehre döndü, anneanne, babaanne ve Salih Zeki birlikte yaşamaya devam ettiler. Dede ve amcalardan kalan iki çakmaklı tüfek ve, bir kulaklı saldırmayı muhtara teslim ettiler. Geceleri dışarı çıkamıyor, toplantı yapamıyorlardı. Gündüzleri ise Yunanlıların karargah olarak kullandıkları okulun ve Hacı Veli’nin Han’ın önünden geçemiyorlardı. Yunanlı askerlere tütün ve yumurta sattıkları da oluyordu. Kala Kapno (güzel tütün), avgo (yumurta) gibi yunanca kelimeleri de öğrenmişti. Sarhoş Yunan askerleri insanlara korku salmak, sindirmek için oyun oynayan küçük çocuklara bile küfür, hakaret ediyorlardı.

26 Ağustos 1922 tarihinde Yunanlı askerlerde bir telaş ve huzursuzluk gözlenmiş. Yerli Rum atlıları da Bursa’ya doğru ilerlemişler. Ailelerini de yanında getirmiş Yunanlı subaylar eşlerini Yunanistan’a gönderiyorlarmış. Cepheden gelen sevindirici haberler İnegöl halkını mutlu etmiş. Eskişehir’de Yunanı bozguna uğratan bir kolordu Bursa yönünde ilerliyordu. Yunanlıların panik içinde yaptıkları zulüm insanımızın içindeki sevinci hüzüne dönüştürüyordu.

31 ağustos gecesi İnegöl için korku ve heyecanlı bir gece olmuş. Erkekler ellerinde silah, balta, kazma kapı arkasında beklerken her an gelebilecek düşmanın yarattığı gerginlik korku ve heyecana sebep oluyormuş. Çocuklar ise dalları sık ağaçlarda saklanıyorlardı. Kadınlar çocukları korkulacak bir şey olmadığı konusunda uyarsalar da çocuklar olan biteni anlamakta zorlanıyorlardı. Sabah namazından camiden dönen komşu Hacı Salim Efendi’nin, düşmanın okulu boşalttığını, karavanaları yiyemeden yemekleri yere döküp kaçtığını söylemesi üzerine Ayşe Yenge (ölen amcalardan birinin eşi olabilir) Salih Zeki’yi ve diğer çocukları saklandıkları yerlerinden çıkardı ve önlerine sıcak tarhana çorbası koydu.

Halk sokaklara döküldü, Salih Zeki cami avlusundan (Sarı Cami olabilir) çevreyi gözetlerken Eskişehir Yolu üzerinden bir düşman yürüyüş kolunun İnegöl’e doğru ilerlediğini gördü. Top ateşi altında yere yatıp, sonra yürüyüşe devam etmeye çalışıyorlardı. Yolun kenarındaki Yunan topçularının mevzilenmiş olduğu eski binanın olduğu bölgeye üç dört top mermisi düştü orada bir panik başladı. Yarım saat sonra mahalle halkından bölgeye koşarak gidenler oldu. Salih Zeki’de arkadaşları ile koşarak o bölgeye ulaştı. Birçok yunan askerinin cesedi ile karşılaştılar.

Kısa bir süre sonra Asar (Akhisar) tarafından top sesleri duyuldu ve Salih Zeki’nin de bulunduğu bölgeye mermi yağdı. Sonunda top ateşi altında mahalleye dönüldüğünde komşuları yumurtacı Kemal Efendi çatışmada vurularak ölmüş, Hancı Hamdi’nin de ayakları kopmuştu. Düşman her tarafta bozguna uğramıştı. Zaferin yaklaştığını hissediyorlardı. Gelen Türk askerlerinin açlığını gidermek için kadınlar pide içine peynir koyarak ikram ediyorlardı.

Salih Zeki amcamız yaşadığı işgal günlerini torunu Serdar Bayraktar’a anlatmış, o da gazete de yayınlamış ve anlatılanların kalıcı olmasını sağlamıştı. Bence bu mesajı da anlattıkları kadar önemli idi. Bugün için hayatta olmadığını düşünerek ona ve tüm gazi ve şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Serdar Bayraktar Bey’e de şükranlarımı sunuyorum. Saygılar

Kaynakça : Serdar Bayraktar; Bizim İnegöl Gazetesi 06, 13, 20, 27 Eylül, 04, 11, 18 Ekim, 08-15-22 Kasım,

Tüm Yorumları Göster (0)