Abdülvasih Duran

İSTİŞARE / DANIŞMAK

12 Ocak 2012 / Perşembe | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Zaman zaman hepimizin pişmanlık duyduğu konular olmuştur. Örneğin:Keşke şu evi almasaydım , keşke üniversite tercihlerimde hocalarıma ve aileme danışsaydım veya keşke şu işi kurmadan önce bilenlerden sorsaydım v.s. Bu ve buna benzer hayıflanmamızın temelinde istişare/danışma eksikliği vardır.

        Dinimiz her konuda bizlere yol gösterdiği gibi bir iş yapmadan önce o işin artı ve eksilerini hesaplamamızı istemiştir ki sonradan pişman olmayalım ve mutsuz olmayalım.Çünkü bir gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklediniz mi bütün düğmeler yanlış gider.Böylesi  huzursuz bir hayat ise bizleri mutsuz edecektir.Bizler mutsuz olduk mu kendimizle barışık olamayız, kendisiyle barışık olmayan bir insan ise çevresiyle de barışık olması beklenemez.Oysa Yüce Allah bizden ?Hem bu dünya da mutlu olmamızı hem de ahirette mutlu olmamızı istemiştir?.

        Yukarıda saydığımız bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için İslam dini bizlere istişareyi (danışmayı) tavsiye etmiştir.Çünkü istişare yapan pişman olmaz.Öyleyse istişare ne demektir??İstişare; meşveret etmek, danışmak ve bir konuyu uzmanlarıyla görüşmek anlamına gelir. İstişare en doğru ve en uygun kararlar almak, için gereklidir. Sonunda pişmanlık duyulacak, kişide ve toplumda zararlara yol açacak yanlış ve faydasız kararlardan korunmak için emredilen İslami bir prensiptir. Tarih, yalnız kendi aklını beğenen, karar vereceği konularda bilgili ve güvenilir kişilerin, görüş ve deneyimlerine başvurmayan kimselerin, acı sonlarına şahittir. Meşveret; değişik görüş ve tecrübeleri dinleyip değerlendirerek en uygun kararı almayı kolaylaştırdığı gibi, fikir danışılan ve söz hakkı tanınan ehil insanlara da  kıymet verildiğini ve güven duyulduğunu hissettirip, aralarındaki itimat ve muhabbeti güçlendirmesi bakımından da, önemli bir emirdir. İstişare, Kuran-ı Kerimde açık bir şekilde emir ve tavsiye edilmektedir: Yüce Allah, ?...İş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah?a güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever? (Al-i İmran-159) buyurarak, şûra, meşveret (danışma) prensibinin İslamdaki önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Kuran-ı Kerimin 42. suresinin ?Şûra? suresi olarak isimlendirilmesi de konunun önemini bir kat daha artırmaktadır. Bu sûrenin 38. ayetinde istişare müessesesinden ayrıca bahsedilmekte ve ? ... Onların (mü?minlerin) işleri aralarında danışma iledir... buyrulmaktadır.
      Yukarıda şûra ile ilgili geçen ilk ayette Hz. Peygambere emir verildiği, ikincisinde ise müslümanlar için bir tesbit yapıldığı ve tavsiyede bulunulduğu gözlemlenmektedir. Bu emir ve tavsiyeler kıyamete kadar bütün mü?minler için geçerlidir. Allah?ın kendisine emir buyurduğu danışma müessesesini Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat uygulamalarıyla ortaya koymuştur. Bu uygulamalardan bazı örnekler şunlardır:

1-)Hz. Peygamber (s.a.s.),shapes=_x0000_i1025 yönetimle ilgili işlerde karar vermeden önce daima ashabıyla istişarede bulunmuştur. Hatta ihtiyaç duyulduğu takdirde gayr-i müslimlerin görüşlerini dahi dinlemiştir. Mesela, hicret sonrası Medinede yeni bir toplum oluşturma gayretlerini sürdürürken Allah Rasûlü (s.a.s.) burada yaşayan Yahudilerle görüşmeler yapmış, onların fikirlerini de almıştır.

2-)Bedir savaşına karar verilmesi esnasında ashabı ile istişare yapmış, savaştan önce Ebu Süfyanın başında bulunduğu kafilenin yolunun kesilmesi, aynı zamanda Mekke ile savaşı göze almak anlamına geleceği için, bu konuda hem Muhacir?in hem de Ensarın ayrı ayrı görüşünü almış, onlarla mutabakat sağladıktan sonra Mekke kervanı üzerine sefer düzenlenmesi talimatını vermiştir.

3-) Bedir savaşı öncesinde Hubab b. Münzirin teklifi doğrultusunda ordunun yerini değiştirmiştir. Yine savaştan sonra esirlere yapılacak muamelenin nasıl olması gerektiği hususunda ashabla istişare yapılmış, Hz. Ebû Bekirin (ra) görüşü benimsenerek esirler fidye karşılığı serbest bırakılmıştır.

4-)Rasûlüllah (s.a.s.) Müslümanlar ile Mekke müşriklerinin ikinci büyük savaşı olan Uhud  savaşından önce de stratejinin belirlenmesi için ashabın fikrini almıştır. Savaşın Medine dışında yapılması ya da sadece şehrin savunulması şeklindeki iki görüş ortaya çıkmış, genel kanaat birinci görüş üzerinde yoğunlaşınca bu görüş benimsenmişti.

5-)Hendek savaşında da Rasûlüllah (s.a.s.) Selman-ı Farisinin teklifi olan şehrin zayıf ve savunmasız yerlerini korumak için Medinenin etrafında hendek kazılması teklifini kabul etmiş ve savunma buna göre planlanmıştır.
             Sonuç olarak diyebiliriz ki:Gerek Kur?an ayetleri gerekse Hz. Peygamberin uygulamalarında, İnsanların her türlü işlerinde mutlaka başkalarının görüş ve tecrübelerinden yararlanması sonucu çıkmaktadır. Bu hem Allah?ın bir emri, tavsiyesi hem Hz. Peygamber?in (sav) bir sünneti hem de müslümanların menfaati gereğidir. Bunun bilincinde olan bütün toplumlar  danışmanlık müessesesinden yararlanma yoluna gitmişler ve danışmanlık şirketleri kurma teşebbüslerine girişmişlerdir. Günümüzde bu şirketlerin  her alanda  etkinlikleri giderek artmaktadır.
              Bu nedenle müslümanlar şayet her alanda başarılı olmak istiyorlarsa, İslâm?ın ortaya koyduğu bu müesseseden  istifade etmelidirler.

 

              Unutmatın:?Evde kazak erkek benim. Ben ne  dersem o olur? anlayışını bırakıp doğru olan görüşe göre hareket etmek gerekir. İstişare,doğru zamanda,doğru yerde,doğru karar almak demektir.

Tüm Yorumları Göster (0)