Ahmet Taştan

İstiklal Marşı'nın Gölgesinde

12 Mart 2019 / Salı 09:51:27 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bugün, tek andımız olarak vasıflandırılmış İstiklal Marşı'mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildiği gündür. Bir taraftan İstiklal Marşı'nı konuşmak diğer taraftan da günümüzü konuşmak imkanı olur sanıyorum.

Dün ile bugünü birbirine bağlayan her ne varsa o çok değerlidir. Zira geçmişle geleceği birbirine bağlayanlar, geçmişten ileriye ışık tutanlardır. Böyle, yıllara asırlara ve hatta ebediyete mal olmuş cümleleri sarf etmek, herkesin bir anda yapabileceği bir iş değildir. Bugün İstiklal Marşı'nın kabulünü konuşabiliyorsak sebebi budur. Mehmet Akif'i o özel şahsiyetini ele alıyorsak işte bu cümlelerin uzun menzilli hatırınadır

Şimdi taze maddesi, İstanbul Taksim Camii'nde ezan okunurken çığlık basanlar, el çarpanlar ve ezanı susturmaya çalışanlara karşı geliştirilen tepkidir. Türk milleti için, ezanın (orijinal halinin) korunmasının ne manaya geldiğini bu millet yakın geçmişinde 18 yılda anlamış ve iliklerine kadar hissetmiştir.

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli    Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. Dizelerinde bağımsızlığın bir şartı da ezanların bu gök kubbe altında, hür bir şekilde okunmasına bağlıdır, mesajını vermektedir. Tarihi kayıtlarda ezanın orijinal haliyle okunması konusunda milletin göstermiş olduğu gayret ve çaba yüksektir. Lakin devletin hükmüne karşı gelinmemiştir ve "Tanrı uludur, Tanrı uludur/Tanrıdan başka yoktur tapacak" sesleri kulakları tırmalamıştır.

Ne büyük bir gafletti içinden geçilen vakitler. Dinin bayraktarlığını yapan necip milletin ezanını Türkçe okunmasına çalışmak çok acı geldi milletimize.  "Ben Türk'üm, ne dediğini anlamam gerekiyor' diye Türkçe ezanı savunan dar kafalılar nasıl çürük bir ipe bağlandıklarını anlayabilecek çapta değillerdi.

Bugün de Taksim Camii'nde okunan yatsı ezanları o anlamı, o imanı haykırmıştır. Kadınlar gününü kutlamak amacıyla toplanmış olanlar ezanı susturmak için ellerinden geleni ardına koymamıştır. Bu bir güruh aslında kapkaranlık zihinlerinin içinde nasıl bir refleks olduğunu ortaya koymuştur. Herkes de buna şahit olmuştur.

Bugün yerel seçimlerde beka sorunu var mı yok mu tartışmasının hemen yanı başında Milli Marşımızda şairin dediği gibi: “Ben ezelden beridir, hür yaşadım hür yaşarım.Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Bu satırlar bize kendini yönetmekten gafil düşmüş toplumların nasıl bir anda tepetaklak olup da başka devletlerin esareti altında inim inim inlediklerini  ifade etmiştir. Tarihin tozlu sayfaları arasında ülkemiz üzerindeki emellerinin neler olduğunu belirten onlarca cümleye rastlamak mümkündür.

Güzel yurdumuzun üzerindeki emelleri olanların, milletin seçtiği, milletin tercih ettiği insanları,millete rağmen ortadan kaldırmaya kast etmiş olmaları bizi hiç mi düşünmüyor acaba?

İstiklal Marşı'nın özeti, bağımsızlığımızın sembolü olan al yıldızlı bayrağımız, düşmanlara korku salan, savaş meydanlarında Allah Allah nidalarıyla yeri göğü inleten kahraman inançlı ordumuzdur.  Bacası tüten son bir ocağın kalacak olması, düşmanın tankına tüfeğine karşı iman dolu göğsümüzün olması...

İstiklal Marşı demişken, bağımsızlık demişken, Mehmet Akif'in mütevazi halini de hatırlamadan geçmeyelim.

Mehmet Akif Ersoy'un beni üzen, yaralayan en önemli hatırası şudur. Yeni ve genç Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Burdur milletvekili seçilmiş, Mecliste İstiklal Marşı gür bir seda ile okunmuştu... Ancak çevresinde olan büyük değişim hiç de inancı yönünde olmamıştır. Mısır'a gidişinin bir sebebi de peşine hafiyeler takmış olmasıdır. Öz vatanında bir parya gibi arkasında kafiyelerle dolaşan şair bundan sıkılmış ve Mısır'a hicret etme kararı almıştır.

10 yıl kadar Mısır'da kalmış, Ezher’de çocuklara Türkçe öğretmiş. O günlerde Mısır'da bulunan son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile oturup muhabbet ettiklerinde: “Neden İstanbul hükümetine arka çıkmadın, diye sitem ettiğinde... Mehmet Akif Ersoy sanki bütün pişmanlığını, bütün acısını anlatırcasına" Ben böyle olmasın diye çok çalıştım ama kader bu şekilde tecelli etti" deyip kadere boyun döktüğünü ifade etmiştir.

İman dolu yüreğin kelimeleri ile şekillenmiş büyük anlam ve derin bir kavrayış olan İstiklal Marşı'mızın kabulünün hissederken neleri bir kez daha savunduğumuzu düşünmeliyiz. İstiklal Marşı'nı milletin milli mutabakat metni olarak algılamak ve oradaki ruha sahip çıkmak gerektiğini bilmeliyiz.

Bin yıl sancaktarlığını yapmaktan gurur duyduğumuz İslam dininin biz Müslümanlardan istediği her türlü fikri altyapıyı barındıran bu satırları gür gür sesli okuduğumuzda göğsümüzün kabaracağı muhakkaktır.

Tüm Yorumları Göster (0)