Recep Akakuş

İnegöl’de Dinî Nitelikli Kutlamalar-1

14 Haziran 2019 / Cuma 19:22:34 | YAZARLAR | Recep Akakuş

İnegöl yöresi, ülkemizin diğer yörelerine göre eğitim ve öğretim açısından -daima- ileri noktada bulunmuştur.

Anadolu’da dînî duyguların canlı tutulması için kandil adı verilen mübarek gecelerde dînî içerikli kutlamalar yapılması, hem halkın dinî duygularının kuvvetlenmesine hem de millî birliğin güçlenmesine vesile oluyordu.

Bu kandil gecelerinden Regâib Kandili ile Velâdet Kandili kutlamalarının -köyümüze mahsus- bir ayrıcalığı olduğuna şahit olmuşumdur. Bunlarla ilgili çocukluk hatıralarımı-bütün canlılığı ile –hâlâ- hatırlıyorum.

REGÂİB KANDİLİ: Regâib kandilini, Müslümanlar, Yüce Allah’ın kullarına vermeyi takdir ettiği rızık ve bereket ile alakalı dağıtımın yapıldığı, bir gece olarak algılarlar.

En mübrem ihtiyaç da yeme-içme olduğu için regâib teriminin sözlük anlamından da esinlenilerek bu kandile -köylü ağzıyla- yemekli-mevlid de denirdi.

Bunun için akşam namazına gelirken her ev sahibi, bakır bir tepsi içinde sofra hazırlar. Sofrasıyla beraber camiye gelirdi. Camiye girerken de getirdiği sofrayı, cami bahçesine bırakırdı.

Namaz kılındıktan sonra, topluca camiden çıkılır ve getirilen sofralar, kendi aralarında paylaşılırdı.

Şu kadar var ki, hiç kimse, evinden getirdiği sofraya oturamazdı. Mutlaka bir başkasının getirdiği sofraya oturmak durumunda idi.

 Böylece her biri, diğerinin sofrasından yemek yemiş olacaktır, isteğe ve rızaya dayalı olarak paylaşma ve Allah’ın nimetlerinden ortaklaşa yararlanma gerçekleştirilmiş oluyordu.Bu yemekte özel servis hizmeti, yapılmıyordu.

Sofrada yer alanlar, birbirlerine yardımcı oluyordu Yemekler, yendikten sonra sahanlar ve kaşıklar, bakır tepsilere konarak cami bahçesinin bir kenarına konurdu.

Cemaatle yassı namazı kılındıktan sonra, mevlit okunur ve dua yapılarak namazdan çıkılırdı.

Ancak eve giderken –hiç araştırma yapmaksızın- her hangi bir bakır siniyi alır evine götürürdü.Ertesi günden itibaren hanımlar, ev ev dolaşarak kendi bakır sinilerini sahan ve kaşıklarını, aramaya başlarlardı.

Bu vesile ile konu- şulur, dargınlıklar ve kırgınlıklar, giderilmiş olurdu.

Öyle ki: Bazan bu kap-kacak arayıp bulma işi,10-15 gün kadar sürebilirdi. Böylece; dinî nitelikli bir olay dolayısı ile bütün köy kadınları, birbiriyle bulu- şur ve de konuşurlardı. Tasada ve sevinçte bir ve beraber olurlardı.

“Komşu, komşunun külüne muhtaçtır” vecizesi ile verilmek istenen mesaj da alınmış ve de hayata geçirilmiş olurdu.

Çünkü yalnızlık,sadece, Allah’a mahsustur.

 

 İnsan, mutluluğu tadabilmek için Allah’ın kendisine verdiği bütün nimetleri paylaşacaktır. İnanacaktır ki paylaştıkça Allah’ın O’na ikram edeceği nimetler artacaktır. İşte çocukluğumu, aralarında yaşadığım insanlar, böyle inanıyorlar ve böyle yaşıyorlardı. (DEVAM EDECEK)

Tüm Yorumları Göster (0)