Abdülvasih Duran

HÜZÜNLÜ BİR PAZARTESİ SABAHI

23 Eylül 2020 / Çarşamba 15:54:15 | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

             Orta yaşlı öğretmen mesleki hayatında ilk defa okula üzgün gidiyordu.Çünkü o gün Okulun açılış tarihiydi.Ama Pandemi (Dünyayı saran bulaşıcı hastalık) nedeniyle çok sevdiği okuluna ve öğrencilerine kavuşamıyordu.

       Yıllarca okulun ilk günü her zaman ona büyük heyecan veriyordu.Çünkü okuluna ve öğrencilerine kavuşuyordu.Ama bugün o heyecan yoktu.Çünkü kimse yoktu.

      Her zaman olduğu gibi alışkanlık  olsa da ilk gün yine erken yola çıkmıştı.Okulun durağında inerken yağan yağmurun sesini eskiden olsaydı çok sevdiği öğrencilerin sesinden dolayı duymazdı.Ama bu sefer yağmurun sesi ona çok şiddetli gelmişti.Hatta "yağmur yağarken bu kadar ses çıkarırmıydı?" diye sanki ilk defa keşfettiği bir soruyu sordu kendine.

       Okulun bahçesine adımını atar atmaz boğazının düğümlendiğini hissetti.Gözlerinden akmaya çalışan göz yaşı damlacıklarını bahçedeki hizmetli fark etmesin diye yüzünü gökyüzüne çevirdi.Göz yaşlarına yağmur damlacıklarıymış süsünü vermeye çalıştı.

       Bir kaç adım attıktan sonra bahçedeki tören için yapılan platforma vardı.Törenler eskiden buradan idare ediliyordu.Bugün okul açılsaydı eğer,muhtemelen tören buradan yönetilecekti. Önce açılış için Kur'an tilaveti,sonra okul müdürünün konuşması,daha sonra öğrencilerden bir kaç şiir ve anıların anlatıldığı o değerini bilmediğimiz zamanları hatırladı.

       Döndü, boş bahçeye baktı ve kendi kendine şunları mırıldandı.

-Ne çok özlemişim,şu bahçede top oynayan çocukların, kaçan topuna attığım acemi şutlarımı,

-Ne çok özlemişim, merdivenleri çıkarken taşımada zorlandığım siyah yırtık çantamı,

-Ne çok özlemişim, kantinde otururken "üç çay, biri açık olsun "seslenişimi,

-Ne çok özlemişim, müdür yardımcılarının "Hocam!Bir ara odama uğrayın bir imzanız eksik" sözlerini,

-Ne çok özlemişim, okul pansiyonunda çocukların kaşık-çatal sesleri arasında yediğimiz kuru fasulye ve yanındaki pilavı,

       Ve sonra okulun boş merdivenlerinden yukarı çıkarken derin bir "Ah "çekerek yine kendi kendine "boşuna üzülmüşüz" demeye başladı.

-Boşuna üzülmüşüz,öğretmen zili çalarken yarım kalan çayımıza,

-Boşuna üzülmüşüz, sabah giyinirken ceketimize uygun gömleğimizin olmayışına,

-Boşuna üzülmüşüz, istediğimiz gibi olmayınca kızdığımız ders programlarımıza,

-Boşuna üzülmüşüz, veli toplantı gününde  akşama kadar okulda kalışımıza,

-Boşuna üzülmüşüz,geç yatan ders ücretlerimize ,erken biten maaşımıza,

-Boşuna  üzülmüşüz ilk saatler dolu olduğu için biraz daha fazla uyuyamayışımıza,

-Boşuna üzülmüşüz,kaçırdığımız ev,araba ve arsalarımıza.

    Ve şimdi:

-Ne öğretmen zili kaldı ne de yarım kalan çayımız,

-Ne ceket kaldı ne de cekete uymayan gömleğimiz,

-Ne program kaldı ne de dersimiz,

-Ne veli kaldı ne de okulda kalışımız,

-Ne ilk saatler kaldı ne de o tatlı uykumuz,

-Ne araba tat veriyor ne de evimiz.

       Ama şu ayet sanki bugün inmiş gibi berrak ve ümit dolu:" Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele"(Bakara,155).

         Ve ayetin bitiş şekli yukarıdaki sıkıntıların sonlanacağını müjdeliyor:"... Sabredenleri müjdele".

Tüm Yorumları Göster (0)