Özer Yılmaz

HÜZNÜN KIRINTILI MUTLULUKLARI

26 Mayıs 2020 / Salı 17:17:56 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

Ramazan Bayramı’nın birinci gününde, hüzünlü kırıntıların içinde mutlulukları aramak samanlıkta iğne aramaya benzedi. Covid-19 öncesi bayram kutlamalarının yapılması için günlerce önce hazırlık yapılırdı. Bu hazırlık evde, pazarda, markette, bakkalda, kasapta kendini gösterirdi. Bu yıl ki Ramazan Ayı ve Ramazan Bayramı biraz daha farklı geçti, geçmeye devam ediyor. Ramazan ayında şaşalı iftar sofraları kurulmadı, gösterişten uzak, olması gibi bir Ramazan Ayı geçti ancak Teravih Namazlarının olmaması hüznü, Ramazan Ayının mutluluk kırıntılarını gölgeledi, bu gölgeyi duygu yorgunluğu olarak içimizde yaşadık.

Ramazan Ayının güzellikleri, manevi atmosferi hiç şüphesiz her zaman sosyal yaşamın içinde kendini yoğun bir şekilde gösterir, bu yıl eskisi kadar yoğun olmazsa da yine de gösterdi. İnsanlarımızın güzel hasletlerine bizler şahit olmazsak da haberlerden duyduk, okuduk. Malum Covid-19 ile birçok insan özellikle gündelik çalışan insanlar ciddi anlamda geçim sıkıntısına düştü. Eskiden mahalle bilinci vardı ve o mahallede kimin nasıl geçim sağladığı bilinirdi. Alışveriş işleri mahalle bakkallarından yapılır, parası olmayanlar, ay sonunda ödemek üzere veresiye defterine borç yazdırırdı. Yeni yaşam düzeninde mahalle bakkallarının yerini marketler zinciri aldı. Bu zincir marketlerde veresiye alışveriş yapma şansınız yok, ayrıca yeni yaşam düzeninde mahallelinin birbirini tanıma şansı da yok gibi. Zincir marketlerin uğramadığı mahallelerde eskiden olduğu gibi yine bakkallar var, eski rolünü hala oynamaya çalışıyor. Bu Ramazan ayında özellikle mahalle bakkallarında ki veresiye defterleri hayırseverler tarafından alındı ve borçlar kapatıldı. Asıl olması gereken de buydu, sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmayacak anlayışı bizim hâkim kültürümüzün gereklerindendi.

Vermek, cömertlik bir kültür işi. Hele hele zekât ve fitre tamamen bir zorunluluk. Zekât kazanılan malın; fitre ise ruhunu taşıdığımız canın fidyesi. Zekâtı vermekle şunu demek istiyoruz “Allah’ım sana şükürler olsun, bana kazanabileceğim mal verdin, mal kazanamayanlara şükür ifadesi olarak malımın bir kısmını senin belirlediğin oranlarda ihtiyaç sahiplerine veriyorum.” Fitreyi verirken de şunu demek istiyoruz “ Allah’ım sana şükürler olsun, bana yaşayacağım ömür verdin, bu ömrümün bedelini senin belirlediğin miktarda malımdan ihtiyaç sahiplerine veriyorum.” Bu hasletler yerine getirilirken gizliden yapılması, alenen yapılmaması gerekiyor. Gizlilik ilkesini hiçe sayan birçok görgüsüz hayırsever diyesim gelmiyor bunlara, insanlar var. Yanına televizyonu, gazeteciyi, sözüm ona hayır yaptığı kişileri de alarak flaşlar ve kameralar nezaretinde bir şeyler veriyor, adına da hayır diyor. Niçin böyle yapıyorsun diyene de bahanesi hazır “Efendim benim verdiğimi insanlar görsün ki, onlar da hayrını yapsın.” Bu anlayış maalesef bizim kültürümüzde yok ama ne yapacaksın böyle görgüsüzler çok. 

Ülkemizin 2019 GSYH değeri 706 Milyar ABD Doları. Ülkemizin GSYH miktarının %81’ne nüfusun %10’u sahip. GSYH miktarının %2,9’u potansiyel zekât miktarı olarak kabul ediliyor. Yani Türkiye’de 20.407.400 ABD Doları yıllık zekât verilmesi gerekiyor. Bu miktar ilahi emirle inancımız gereği fakire, fukaraya, garibe, gurabaya dağıtılması gereken maddi değer.  Dini eğilimlerin ve bunların gündelik hayattaki yansımalarının belirlenmesi amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca "Türkiye'de Dini Hayat Araştırması" yaptırılmış ve çıkan sonuçlar çok şaşırtıcı. Kendini Müslüman olarak kabul edenler % 99,2 iken zekât verme oranı % 71,9 da kalmış. Türkiye ölçeğinde bakıldığında bu fena bir oran değil ama acaba zekâtını veren grubun içinde GSYH’nın %81’ne sahip yurttaşlarımızdan kaçı veriyor, verilen zekâtlar gerçek oranları yansıtıyor mu? Bu merak konusu.  İşin açıkçası her yıl sosyal dengeyi korumak adına 20.407.400 ABD Doları ihtiyaç sahiplerine verildiği zaman hem toplumsal barış, hem de toplumsal huzur sağlanmış olacağı gibi gelir dağılımında ki adaletsizlik de yıllara sirayet ederek ortadan kalkmış olacak. Her ne yaparsak yapalım lütfen şu mış gibi yaşamlardan vazgeçelim. Neyse o, ne fazla, ne eksik.

Hayır yapacak imkânlara sahip vatandaşlarımızın, kameralardan ve flaşlardan uzak, sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmayacak görgüde ve kültürde, malının ve canın fidyesini vermesi dileğimle, kalın sağlıcakla.

Tüm Yorumları Göster (0)