Ahmet Taştan

HİCRET DESTANI

06 Kasım 2013 / Çarşamba | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Titriyordu. Beni örtün, beni örtün, diyor kendi vücuduna sarıldıkça sarılıyordu. Bir müddet sonra kendine geldi. Yanında sevgili eşi ile bilge adamın yanındaydılar şimdi. Bilge adam “keşke milletin seni bu şehirden çıkardığında sana yardım edebilseydim” dedi. Kutlu İnsan (sav); “Beni Mekke’den çıkaracaklar mı?”

Evet, en sevdiklerinden ayıracaklardı, sevdiğini ifade ettiği atalarının yurdundan kovacaklardı. Sırtına bir sürü ağır suçlar yükleyeceklerdi. “Böldün oğulla babasının arasını, birbirine düşürdün kardeşleri” diyeceklerdi. El-emin dedikleri insanın kanına kast edecek kadar kin büyüteceklerdi yüreklerinde. Ve sonra, önceden izin vermediği can dostu Ebu Bekir (ra)’ı ağır davranmasını ve üç deve satın almasını salık verecekti.

Emanetler, ah o emanetler yok mu? Kime nasıl teslim edecekti? Vakt-i zamanında  Mekke’nin inkarcıları önünde “Sana (sav) saplanacak bir oka da hedef olamam mı?” diye meydan okuyan çocuk neredeydi? İşte aradan geçen on yıl sonra, İsmail’in teslimiyetine benzeyen bir teslimiyet isteniyordu Ali (ra)’dan. Belki kan gölüne dönecek yatağa bu gece sen yatacaksın Ya Ali Emir büyük yerden “Anam babam sana feda olsun diyen dudakların ardında durdu güçlü bir beden.

“Emanetler sahiplerine dağıtılacak ve sen de ardımızdan geleceksin” işaret buydu ama takdir neylerdi onu kimse bilmiyordu. Dava çok büyüktü ve davanın her bir parçası da çok kıymetli. Fani olan her şey feda edilebilirdi onun için.

Yola çıkıldı. Dar küçük bir kayanın bağrında iki sevgili. Endişe ve korku harmalı içinde  geçen vakitler. Gözden damlayan bir iki  inci tanesi serinletti Sevginin yanağını. Araladı gözlerini. “Üzülme Allah bizimle beraberdir” dedi.

Hicret, çok önceden başlamıştı. “Senden öncekilerin başına gelenler senin de başına gelmeden” evet insanlığın medar- iftiharı(övüncü) iki cihanın Efendisi, bizleri çok seven, o insana yapılanlar/ o insanlara yapılanlar insanın en çirkin yönünü göstermeye yeter bir tablodur.

Hicret bir kaçış değil bir çıkış yoludur. Senden hiç ayrılmayacak değerleri dünyanın her yerinde yaşayabilme imkanıdır. Dünyanın en seçkin insanları kutlu yola çıkmak zorunda kaldığına göre bu yol mecburi bir istikamet. “Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur,Ancak Niyet ve Cihat vardır.İfadesi gönlümüzün eylemini bildirir.

Bir devlete dönüşme yolculuğudur hicret.  Bir kıyamın öbür safhasıdır.  Yayılma, genişleme, ferahlama imkanıdır. 

On bin savaşçının muhteşem fetih yürüyüşünün ilk adımlarıdır hicret. Küçük adımların çığ olup dönüşüdür.biz biliyoruz ki, tarihin tozlu sahifelerinin üzerindeki en köklü, en belirgin izler muhacirlerindir. Sosyal bilimcilerde bilirler ki medeniyetler hicret edenler tarafından kurulur.  Hicret edemeyenler durgun su misali zamanla kokuşur. Yüce bir çınar gibi kalacaksan bir yerde, köklerini uzak derinlere uzatırken dallarını da özgürlüğe savuracaksın.

İlkelerin, inançların birer yaşam sebebinse emanetlerine sahip çıkacaksın. Gittiğin yere başının üstünde götüreceksin.  Destanlar milletlerin hayatında derin izler bırakan olaylardan zuhur eder. 

Beni örtün, deni örtün dediği günlerin üzerinden  çok zaman geçmişti. Varaka bin Nevfel’in anlattıkları gerçekleşmişti. Eski kitapların söylediği hakikatler kutlu bir yürüyüşle bir kez daha biçimleniyordu. Sıddîk ve O (sav) bir de kılavuz rehber…  Sıcak çöl kumların yakıcılığına aldırmadan bekleyen gönüllere su serpmeye gidiyorlardı. Günlerdir yollara çıkanlar ve Medine’nin muallimi Musab, şehitlerin Efendisi Hamza hep oradaydı. Ranûna vadisinde vahyi ilahinin emri gereği Cuma namazı eda edildi.

Bir Yahudi’nin gözlerine nasip oldu ilk görüntüler. Özünden koparcasına müjde dolu bir sesle haykırdı. “Peygamber Geliyor”

Gel Efendim (SAV) gel, seninle niyet, seninle cihat, seninle hicret edip akalım gönüllere. Mübarek hicri yeni yılınız kutlu, mutlu hayırlı olsun. Hicret dolu bir hayat diliyorum

.

Tüm Yorumları Göster (0)