Abdülvasih Duran

HALİS BİR ABİMİZ

17 Ocak 2013 / Perşembe | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Geçen Pazar günü Kocatepe i.ö.okulunun değerli öğretmenlerinden Halis ERBAP hocamızı kaybettik.Pazartesi günü de Hocamızı  Hakkın rahmetine teslim etmek üzere toprağa verdik Yüce Rabbimizden değerli hocamıza rahmet dilerken ailesine,Kocatepe i.ö.okulu çalışanlarına ve Milli eğitim camiasına baş sağlığı diliyoruz.

     Halis abimiz ile uzun yıllar beraber çalıştık.Çok sevilen ve sayılan bir hocamızdı.Yaşça bizden birkaç yıl büyük olmasına rağmen en çok şakalaştığımız muhterem bir hocamızdı.Biliyorsunuz herkes ile şaka yapılmaz veya kelimeleri seçerken sıkıntı  çekersiniz.Bazen de şakadan sonra ?acaba yanlış anladı mı?? diye sizi bir karamsarlık basar, kendi kendinizi sıkıntıya sokarsınız.Ama Halis hocamız öyle değildi.Derin hoş görüsünü bildiğimiz için (saygı çerçevesinde) çok şakalaşır her zaman da tebessüm eder bizlere katılırdı.

   Eylül semineri döneminde  zaman zaman ?belim ağrıyor? derdi.Bizler de ?soğuk almışsınız geçer, kafana takma? derdik.Bir kaç gün sonra ameliyat olduğunu duyduk, ziyaretine gittik yine aynı şen ve neşeli hali devam ediyordu.Ameliyattan sonra durumu sanki bir ara iyiye gider gibi olduysa da sonradan hastalık ilerledi ve hocamızı kaybettik.

   Cenaze günü bir araya geldiğimiz  arkadaşlarla üzüntülerimizi paylaşırken satır aralarında iki konu üzerinde ittifak ettik.Birincisi ölüm denilen sona her zaman hazır olmak.İkincisi de güzel bir hatıra bırakmak.Şairin dediği gibi ?Bu kubbede baki kalan hoş bir sada imiş?. 

       Ölümü istemeyenler genellikle ölüme hazırlıklı olmayanlardır.Akıllı insan bu dünyasını değerlendirdiği gibi ahiretini de unutmayan insandır.Çünkü dinimiz bizlere hem bu dünyada mutlu olmamızı hem de ahiret te mutlu olmamızı istemiştir.

            Her canlı varlık gibi insan da bir gün ölmek üzere doğar. Kimileri çok küçük yaşta hayata veda ederken, kimileri genç, kimileri orta, kimileri de ileri yaşlarda bu dünyayı terk ederler. Kimsenin sahip olduğu malı-mülkü, serveti, makamı, mevkisi, şöhreti, itibarı, kuvveti ve güzelliği, ölümü kendisinden uzaklaştıramaz. Herkes istisnasız ölüme boyun eğmiştir ve bundan sonra da eğmeye devam edecektir. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.  ?Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.?(Ali İmran-185)

         Zamanın ilerlemesine rağmen kendini yaşlanmaya ve ölüme karşı koruyabilmiş tek bir insan gösteremezsiniz. Ölmeyecek tek bir insan bulamazsınız. Çünkü insan kendi bedeninin ve kendi hayatının sahibi değildir. Yaşamaya karar verip hayatını kendisinin başlatmamış oluşu, bunun bir göstergesidir. Bir diğer göstergesi ise, hayatını sona erdiren ölüme müdahale edemeyişidir. Hayatın sahibi, onu verendir. Ve O, dilediği zaman da o hayatı geri alır. Yüce Allah, Peygamberimiz (sav)e  Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34) ayetiyle, bunu haber verir.

         Bir köyde yaşadığınızı düşünün ve büyük bir şehre gitmek için isminizi yazıp sıra almışsınız. Şehre gitme sırası gelenleri görevliler gelip isimlerini okuyup götürüyor.Ve bir gün sizin de sıranız gelmiş görevli elindeki listeden isminizi okurken üzülürmüsünüz yoksa sevinirmisiniz?Günlerce yolunu beklediğiniz o güzel haber gelmiş ve sizler ,sizden önce giden bütün akrabalarınız ve dostlarınızla görüşebilme fırsatını yakalamışsınız.Ayrıca gideceğiniz şehir, imkanları ve nimetleri sınırsız bir mekan.İşte o şehir Ahiret hayatı.Orada sonsuz nimetler vardır.Ayrıca orada Resulullah (sav) var,Hz.Ebubekir(ra),Hz,Ömer(ra),Hz,Osman(ra) ,Hz;Ali(ra) ve sahabiler var orada şehitler var sıddıklar var,nebiler var salihler var,dostlarınız,sevdikleriniz ve yakınlarınız var.

      Soruyorum size; Böyle bir yere gitmekten hangi mü?min üzüntü duyar.

Tüm Yorumları Göster (0)