Abdülvasih Duran

HALA ?KARA KIŞ? DİYECEKMİYİZ

12 Mart 2014 / Çarşamba | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Su hayattır. Hayat ise sudan oluştu.O nedenle  Dünyadaki bütün canlılar hayatını su nimetiyle sürdürürler.Her şey de olduğu gibi su konusunda da yegane güç Allah’ın elindedir.İsterse bol bol verir isterse de kısar.Şüphesiz  ki bu durumda insanın  hal ve hareketlerinin,yaptığımız amellerin de etkisi büyüktür.
 
    Suyun kaynağı  gökyüzüdür. Orada bulutları oluşturmak ve o bulutlardan su indirmek sadece sonsuz güç olan Allah’ın yapacağı bir iştir.Hiç bir güç ve kuvvet gökyüzünde bulut oluşturamaz.Oluştursa da yağmur yağdıramaz,yağan yağmuru durduramaz.
 
     Her mevsimin ayrı bir nimet olduğunu bilen mü’min kişi, mevsimlerin getirdiklerinin de ayrı bir nimet olduğunun bilincindedir. Baharın güzelliği nasıl bir nimet, yazın sıcak günlerinin nasıl bir hikmeti varsa; kışın soğuğu ve yağışının da bir nimet olduğunu unutmamak lazımdır. 
 
     Bu yıl gerçekten yüreğimizi ağzımıza getiren bir kuraklık yaşadık.Bol yağışlı geçmesi gereken günleri yaz havasında geçirdik.Bir çok şehrimizin barajlarındaki su miktarı  15 ,20, 50 v.b. sayılı günler ile hesaplanmaya başlandı. Hatta birkaç yıl sonrası için felaket senaryoları bile konuşuldu.Bu durum herkesi korkuttu.Ancak Rabbimize yaptığımız dua ve niyazlar,salih kulların müstecap dualarının yüzü suyu hürmetine Rabbimiz bize tekrar yağış nimetini vermeye başladı elhamdulillah. 
 
      Fakat her nedense kar ve kış  geldiğinde şu sözleri sürekli duymak bir alışkanlık haline geldi: “Kara kış”,”Beyaz afet”, “Olumsuz hava şartları” v.b. Fakat biz bütün bunları unutmuşçasına ne zaman güzel bir kar yağsa hemen ‘beyaz afet’ demeye başlarız. Her ne zaman mevsim gereği havalar soğusa peşinden “‘Kara kış’ geldi” deriz. Büyüklerimizin rahmet dedikleri yağmurlar başladığında ‘olumsuz hava şartları’ sözleri konuşulmaya başlanır. 
 
Hâlbuki ‘Büyüklerin sözleri sözlerin büyüğüdür’ diye inandığımız büyüklerimizin, yağmura ‘rahmet’ demeleri çok anlamlıdır. Gerçekten yağışlar bizler için birer rahmettir. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:” O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.(Enam-99)
 
      Şükrün zıddı ise nankörlüktür. Nankörlük, insanın Rabbine karşı olan şükürsüzlük halidir. Zira bunda, insanın küfre girme ihtimali büyüktür. Her ne kadar küfür ile nankörlük ilk bakışta birbirlerinden tamamen farklıymış gibi görünseler de aralarında çok yakın bir benzerlik vardır. Birincisinde; Allah'ın varlığını, birliğini ya da inanmamızı emrettiği hükümlerini inkâr etme söz konusudur ki, bu açıkça küfürdür(dinden çıkmaktır). Allah'ın verdiği nimetleri inkâr etmek, onları unutmaya çalışmak ya da unutmuş görünmek de aslında küfürdür. Çünkü her iki durumda da, inanılması gerekli olan gerçekleri inkâr etme söz konusudur.
 
                 Kur'an-ı Kerim'de, insanların Allah'a karşı nankörlüğünden söz edilirken, "nankör" ve "nankörlük" kelimelerinin, "küfr" kelimesiyle ifade edildiğini görüyoruz. Büyüklerimizin kullandığı ’Küfran-ı nimet (nimeti inkâr etmek) kavramı Kur’an-i bir kavramdır. Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz (velein kefertüm) hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(İbrahim-7) 
 
Bu ayet-i kerimeden şu sonuçlar çıkıyor:
1-Nankörlük etmez, şükrederseniz nimetimi artırırım.
2-Nankörlük edip şükretmezseniz, o nimetin hayrını görmezsiniz.
3-Bu durumda ahirette ki azabım da elim bir azap olur.
 
      Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine vesile olur. Bir hadis-i şerifte Resulullah(sav). “Az veya çok bir nimete kavuşan, ‘Elhamdülillah’ derse, Allahü Teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir.” buyuruyor. Şükredenden Allahü Teâlâ razı olur.
 
Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur: 
 
1- Bir nimet gelince bunu Allahtan bilip şükretmek.
 
2- Allahü Teâlânın verdiği her şeye razı olmak. 
 
3- Verilen nimetten istifade edildiği müddetçe, Allahü Teâlâya isyan etmemek.
 
      Bütün bunlardan şunu anlıyoruz ki bahar da bir nimettir; yaz mevsimi de bir nimettir; kar ve kış da bir nimettir.
 
      Unutmayın Kullandığımız her olumlu söz ve deyim aslında dua yerine geçer ve kullandığımız her kötü söz ve deyim de beddua yerine geçer ve şu ayeti unutmayın:” De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir su getirir?”(Mülk-30)
                                                                                                                             Abdulvasih DURAN
 
.

Tüm Yorumları Göster (0)